Hikmet Altınkaynak

İnatçı Keraban

25 Şubat 2021 Perşembe

Önceki hafta “2023’te Ay’a gideceğiz” haberi gündem yaratmıştı. Geçen haftaki gündemse Mars oldu. NASA’dan kalkıp 6 ay sonra Mars’a inen uzay aracı, dünyayı sarstı. “Adını Mars’a Gönder” yarışmasına 2 milyon 528 bin 844’ü Türkiye’den olmak üzere 10 milyon 932 bin 295 kişi katıldı. Yarışmayı Perseverance (direnç) adını gönderen 11 yaşındaki Alexander Mather kazandı. Perseverance, Mars’ın 3.5 milyar yıl önce göl olduğu düşünülen -bizim Salda Gölü’yle benzer özellik taşıdığı söylenen-, Jezero Krateri bölgesinde bir yıl kalacak, yaşam izleri örnekleri toplayacak ve sonra Dünya’ya dönecek.

Tüm bunlar düşle, düşünceyle, bilimsel çalışmayla ortaya konan güzel gelişmeler değil mi? Düşe, düşünceye, bilime değer vermeyen Doğu toplumlarındaysa, bilim ve teknoloji bu yüzden gelişmiyor. 

Örneğin matbaa ülkemize, bulunuşundan 277 yıl sonra geldi. Bu yüzden Türkiye’nin aydınlanması geç ve güç oldu. Avrupa’da ilk ve en çok basılan İncil’di, Osmanlı’da Kuran’ın basılması günah sayıldı, yasaklandı. Kuran bu olanağa ancak Cumhuriyet yönetiminde kavuştu. Okuma yazmanın hızla artması da cumhuriyetle gerçekleşti.

Biz, NASA’nın bilim insanlarının Ay’a ayak basmasından 55 yıl sonra ancak Ay’a gitme sözü veriyoruz. Bu yüzden “2023’te Ay’a gideceğiz” sözü pek inandırıcı bulunmadı ki mizah konusu yapıldı.

BOĞAZI GEÇENDEN VERGİ ALININCA

Biz gelelim yine Ay’a Yolculuk’un yazarı Jules Vern’e (1828 - 1905) ve ölümünden sonra bulunan İnatçı Keraban (Alfa Yayınları, 2. Basım 2020) adlı romanına...

Türkçeye 2002’de Nihan Özyıldırım’ın çevirdiği romanda olaylar Osmanlı İstanbulu’nda geçiyor. Kahramanı Keraban Ağa, tütün ticareti yapıyor. Tek mirasçısı yeğeni Ahmet, Odessa’da yaşayan banker Selim’in güzel kızı Amasya’yla nişanlıdır, evlenecektir. Amasya’nın halasından kalan parayı alabilmesi için 18’ini doldurmadan evlenmesi gerekir. 45 gün vardır. Ahmet acele etse de amcası ağırdan alır. Öte yandan Trabzonlu Saffar Ağa, Amasya’yı kaçırma planı yapmaktadır.

Keraban Ağa bir gün, Hollanda’dan İstanbul’a gelen dostu, iş arkadaşı Van Mitter, uşağı Bruno ile Tophane’de karşılaşır. Onları akşam yemeğine davet eder. Konağı Üsküdar’dadır. Gitmeye hazırlanırlarken davullar vurulur, zaptiye amiri resmi mühürlü bir emir okur. İstanbul’dan Üsküdar’a, Üsküdar’dan İstanbul’a Boğaz’ı geçenler, vergi ödeyecektir! 

Bunu duyan Keraban Ağa, çok sinirlenir. Bu vergiyi ödemeyeceğini söyler. İnatçıdır, Boğaz’ı doğrudan geçmek yerine Karadeniz kıyılarından, 60 bin fersahlık yolu kayıkla dolaşarak geçerim, daha iyi der. Üsküdar’daki konağına bu yoldan ulaşacaktır. 

JULES VERNE’İN DÜŞ GÜCÜ

İşyerinde kalırlar, ertesi sabah da hemen yola çıkarlar. Keraban Ağa yanına uşağı Nizib’i, konukları Van Mitter ve uşağı Bruno’yu alır. Karadeniz kıyılarını izleyerek, çok az dinlenerek, Odessa’ya uğrayarak oradan Ahmet’i de alarak, bin bir tehlike atlatarak, kimi zaman posta arabasıyla yola devam ederek, serüven dolu bir yolculuk yaparlar. Bu arada Saffar Ağa’nın adamları Amasya’yı kaçırmak için bir yelkenliyle Karadeniz’e açılır. 

Ne mi olur sonunda? Romanı okumak isteyenleri düşünüp gelişmeleri yazmak istemiyorum ben de. Ama şunu söyleyebilirim. Bu roman Jules Verne’in düş gücünü ortaya koyduğu kadar, bir inatçılıkla ne tür kayıplara yol açıldığının da mesajını veriyor. 

İnatçılık deyince, Boğaziçi Üniversitesi ve protestolar da elbet geliyor aklıma. Düşünüyorum da dışarıdan seçimsiz atanan rektörü, öğretim üyeleri ve öğrenciler istemiyor. Sanatçılar, yazarlar, gazeteciler; Boğaziçililerin bu haklı isteğinin yanındayız diye bildiriler yayımlıyorlar. O zaman bu inatlaşma rektöre çok şey kaybettirmiyor mu? Bu inatlaşma yeni bilim insanlarının yetişmesini engellemiyor mu?

İnatçı Keraban okurun ufkunu açan, çok şey öğreten bir roman...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Gülmek yaşamaktır! 11 Mart 2021