Hikmet Altınkaynak

Yazar olmak

04 Ekim 2018 Perşembe

Edebiyat, yalnızca güzel söz söyleme sanatı değildir. Yazar da sadece güzel yazı yazan kişi değildir. Edebiyat, siyaseti de kapsar ve yazara sorumluluk yükler. Siyaset ise, yaşama yoludur, sade vatandaş da profesyonel siyasetçi de siyasetin içindedir. Siyasetçi lidere kurtarıcı gözüyle bakılması da bundandır.
20. yüzyıla damgasını vuran yazar ve düşünür Jean-Paul Sartre (1905- 1980), yazarı “Çağının dünyasına sırt çevirmeyen, yaşadığı dönemin gerçeklerinden, çıkmazlarından esinlenerek tavrını ve eylemini belirleyen aydın” olarak görür. Aydının görevini de “Yazarken değiştirmek, yazarken özgürleştirmek” diye tanımlar.
Kısacası yazar da siyasetçi de bu görevlerini, bu sorumluluklarını yerine getirirlerse, ülke mutluluğa ulaşır. Yani her ikisi de topluma hizmeti hedefler. Yalnız bir farkla ki siyasetçi yönetmek, iktidara gelmek ister. Kendine inananları, biat edenleri çoğaltır. Edebiyatçı/yazar/sanatçı ise, yönetmeyi ve yönetilmeyi değil, eleştirmeyi, doğruları söylemeyi, özgür olmayı hedefler, boyun eğmez, bireyleri özgürleştirmek ister.
Siyaset, siyasetçiyi politik (çok yüzlü) davranmaya yöneltir; işine geldiği gibi kandırır, aldatır, oyalar; tek amacı oy almaktır, yönetmektir. Yöneticinin görevi mutlu bir toplum yaratmak olmalıdır. Yönetme yetkisi alıp toplumu mutsuz etmek değildir.
Dünya siyasetçilerine baktığımızda olumlu iz bırakanların çoğunun yazar, şair olduğunu görürüz. Osmanlı padişahları arasında da şair, sanatçı, donanımlı ‘cihan padişahı’ sayılan kişiler vardır.
Cumhuriyet’e geldiğimizde ise, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün çok okuyan, geleceği gören, edebiyata ilgi duyan, şairlere yazarlara büyük önem veren, onlardan ışık alan bir düşünür, bir dünya lideri olduğunu, görürüz. Bu nedenle akademik bir ortamı yansıtan Çankaya sofraları, hep şair yazar gazeteci akademisyenlerle kurulur.
Önceki başbakanlarımızdan Bülent Ecevit de Cumhuriyet edebiyatımızın önemli bir şairidir. O da bir gazeteci, yazar, şair kimliğiyle yazara, şaire büyük önem vermiştir.
Tüm bu örneklerden şu yargıya kolaylıkla varabiliriz ki, edebiyat siyasetten uzak değildir. Uzak olan edebiyat da zaten toplumdan kopuk bir edebiyattır, canlılığı yoktur.
Günümüzde edebiyat okuryazarlığı bu bakımdan çok çok önem taşımaktadır. Gençlerin siyasete girmesi kadar edebiyat okuryazarlığıyla da kendilerini edebiyat eğitiminden geçirmeleri, Uğur Mumcu’nun sloganlaştırdığı gibi de “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamaları” gerekir.
Geçen haftaki yazımda yazma ve yaşamanın mutluluğunu sıralayıp durdum. Ama asıl yazamamanın mutsuzluğunu vurgulayamadım. Oysa basın özgürlüğü konusunda 180 ülke arasında Türkiye 157. sırada demek bunun için belki de yeterdi.
Elbette siyasal nedenlerle yazamamak, demokrasiye, çağımıza yakışmaz. Yazamamak, dilsiz olmak demek. Dilsiz yaşanabilir mi? Yazar olmak demekse, herkesin özgürce konuşması, yazması, eleştirmesi, tam demokrasiye kavuşması için yazmak demek değil mi? Bunun gelişmesi demek, olumsuzluğun yaşamdan çıkması demektir. Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, sevgisizliğe boyun eğmemek demektir. Buna inanmak, bilgiyle güçlenmek, birlikte olunursa da başarılabilecek bir güzel gerçektir.
Ne dersiniz, sizce de öyle değil mi?  


Yazarın Son Yazıları

Ekim gündemi 1 Ekim 2020
Atatürk dedim önce... 24 Eylül 2020
Ziller çalmasın! 3 Eylül 2020
Beş yıl geçti... 27 Ağustos 2020
Şiirle dünya yolculuğu... 20 Ağustos 2020
Askıda kitap 13 Ağustos 2020
Birinci 100 yazı ve... 6 Ağustos 2020
Yarın 24 Temmuz... 23 Temmuz 2020
Kısa yazmak... 16 Temmuz 2020