Hikmet Çetinkaya

Hukuk mu, Komutan mı, Sultan mı?

13 Eylül 2014 Cumartesi

Nasıl geçiyor yıllar farkında bile değiliz. Hayatlar altüst oluyor, unutuyoruz...
Anılarım kopuk kopuk!
Zamanın saati ayarlanmadığından olacak, düşüncelerim allak bullak.
Aradan geçen 34 yıl...
Kenan Evren Paşamız ve arkadaşları...
Darbe!
Gözaltılar, gece yarısı baskınları, kitapları yakan anneler...
Cadı avı!
Koskoca bir dünyada...
1981 yazı ve yine sabaha karşı evimin basılması, gözaltına alınışım.
Eski bir defter duruyor yazı masamın üzerinde, kim neler yazmış, onlara bakıyorum...
Dönekler dünyasında, satılmışlar pazarında dolaşanlara, Kenan Evren’le yuvarlak masalarda yemek yerken kadeh kaldıran gazetecilere...
Ne demeliyim?
Amacım faşizmi anlatmak, o yılları yazmak, düne bakmak!
Dönemin askeri savcılarından Nurettin Soyer’in Uğur Mumcu’ya anlattıklarına doğru uzanan o yıllar...

***

12 Eylül hukukunu anlatan en anlamlı kitaplardan biridir “12 Eylül Adaleti”...
Çünkü 12 Eylül, bir metamorfozun adıdır...
Eğitimden hukuka; sanattan bilime; özgürlüğe, laikliğe, demokrasiye vurulan demir bir yumruktur.
Mustafa Kemal’in kurduğu Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu bu dönemde kapatılıp, kapısına kilit vurulmuştur...
İşçi sınıfının, aydınların, sanatçıların, bilim insanlarının, gençlerin, devrimcilerin, yurtseverlerin, sosyalistlerin, komünistlerin tümü işkenceden geçirilip zindanlara atıldı.
Tarikatçı yapılanma 12 Eylül’ün ardından devletin en duyarlı kurum ve kuruluşlarında örgütlenip yuvalanmaya başladı.
Onun için 12 Eylül bir metamorfozun adıdır...

***

Nurettin Soyer, 12 Eylül’de Ankara’da görevliydi...
Uğur Mumcu’nun Soyer’le Mordoğan’da yaptığı söyleşide ben de vardım...
Ülkücü komandolardan tutun da faşist katillere kadar çok sayıda kişinin nasıl korunup kollandığını tüm ayrıntılarıyla anlatmıştı...
Ankara’da silahlı faşist çete yakalanıyor. Soyer, Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Recep Ergun’a gidiyor bilgi vermek için.
Ergun’un yanıtına bakın:
“Geçin onları geçin... Kızılay’da komünist militanlar duvarlara afiş yapıştırmış, onları yakalatın polise...”
Şimdi sorayım:
“12 Eylül darbesi Atatürk inkılaplarını korumak için yapılmıştı değil mi?”

***

Aradan 34 yıl geçti...
Önceki akşam Uğur’un “12 Eylül Adaleti” (Umag Yayınları) kitabını bir kez daha okurken “askeri ve sivil faşist darbeler nasıl gelir” diye düşünmeye başladım...
İç ve dış koşullar yüzünden!
Sokaklar kan gölüydü!
Ülke kanlı bir faşizmi yaşarken Demirel ve Ecevit bir türlü cumhurbaşkanını seçemiyordu.
İç ve dış koşullar birleşip Türkiye’de bir darbe ortamı oluşturdu.
1979’da İran Şahı Rıza Pehlevi devrilmiş, Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etmişti...
ABD’nin petrol bölgesindeki “sadık jandarması” elinden gitmiş, şimdi sıra Türkiye’ye mi gelecekti?
Çankaya’nın boşluğunu Kenan Evren Paşa doldurdu...
Sapına kadar sözüm ona Atatürkçü, “asmayalım da besleyelim mi” diyebilen, vatanını çok seven(!) bir komutan...
Mustafa Kemal’e benzemeyen alçı heykelleri her yere diken, Kuran’dan ayetler okuyan sıkı bir Atatürkçü(!)...

***

DİSK’i kapatıp mal varlığına el koyan, Nakşileri, Nurcuları, Süleymancıları kucaklayan...
Fethullah Gülen’le pazarlık yapabilen!
12 Eylül bugünleri gösteren bir saat ayarıdır.
Çok ölümler gördük, acılar denizinden geçtik!
’80 öncesi ve sonrası... Bunları iyi düşünmek, tarihin sayfalarını özümseyerek okumak gerekir.
12 Eylül darbesi olunca ABD’nin “Domino teorisi”nin gerçekleşmeyeceği anlaşıldı. Türkiye’de darbe Washington’a rahat nefes aldırdı.
Dediler ki:
“Bizim çocuklar darbe yaptı!”
“Çocuklar” yan yana dizilip poz verdi:
“Biz beş general beşibiryerdeyiz!”
Beş general!
Beş aslan parçası!
Geride ilginç kurmaylar, akıl hocaları...
İç ve dış sermaye gücü arkalarında, pusuda bekliyordu...
IMF hemen devreye sokulmuştu...
Arkalarında tam destek!
Türkiye’de laik demokratik cumhuriyet kurtarılmıştı(!)...
Nakşi Turgut Özal, sadık bir “mutemet” olarak ekonominin başındaydı!

***

Evren-Özal, 10 yıl el ele vererek ülkeyi yönetti!
Aradan bunca yıl geçti ama 12 Eylül faşizminin önemli yasaları Kenan Evren’le birlikte yaşıyor!
Partiler ve Seçim Yasası!
Karanlığın içinden süzülecek bir ışık arıyorum!
Acı ama gerçek, ne yazık ki yok o ışık!
Yıllar önce “hukuk mu, adalet mi” diye soruyorduk; bugün “Sultan mı, adalet mi” diyoruz!  


Yazarın Son Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018
Uçarı kaçarı... 1 Eylül 2018
30 Ağustos... 30 Ağustos 2018
Anımsayış... 19 Ağustos 2018
Kadın köle değildir... 18 Ağustos 2018
Yüreğim yangın yeri 16 Ağustos 2018
İsyan değil arzu... 12 Ağustos 2018
Utanç... 11 Ağustos 2018