Danıştay Başkanı’na Soru

28 Nisan 2014 Pazartesi

CHP milletvekili İzzet Çetin, geçen hafta Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün yakından ilgilenmesi gereken bir açıklama yaptı. Çetin, AKP döneminde özelleştirilen kurumların pek çoğunun satışı yargı tarafından iptal edilmesine karşın, Bakanlar Kurulu’nun 11 Haziran 2012’de Özelleştirme İdaresi’nin uygulamalarında yargı kararlarının yok sayılmasını içeren bir karar alarak hukuk tanımazlığını kanıtladığını söyledi ve örnekler verdi:
“Eti Alüminyum’un 2005’te Cengiz İnşaat’a satışını Danıştay 2007’de iptal etti. Balıkesir SEKA, 2003’te bir daire fiyatına Albayrak’lara satıldı, Danıştay iptal etti. Çeşme Limanı 2003’te Ulusoy Ortak Girişim Grubu’na satıldı, Danıştay iptal etti. Kuşadası Limanı’nın 30 yıllık işletme hakkı şaibeli bir biçimde, karışık ilişkilerle Sami Oferin oğlu Eyal Ofer’in sahibi olduğu şirkete verildi. İhale iptal edildi. Tüpraş’ın yüzde 14.76’lık hissesinin satış ihalesi 2004’te yapıldı. İsrailli Sami Ofer aldı. Bu satış da iptal edildi.
Ancak bu iptallerin sonucunda yargı kararlarının hiçbirine hükümetin başı uymadı ve yargı kararlarını uygulamamak için Bakanlar Kurulu’na karar aldırdı.”
Son birkaç dönemdir, Danıştay başkanları, bir anayasal suç olan mahkeme kararlarına uyulmamasına göz yumuyorlar. Bülent Arınç’ın dediği gibi “Kurban olduğum Allah verdikçe verdiği” için olsa gerek...

1923’ü Reddederek...
Recep Tayyip Erdoğan’ın, bir bölümü gözlerden kaçan 22 Nisan günkü AKP grup konuşması, 1923 devrimini reddeden bir bildirge gibiydi: “İlk Meclis aynı zamanda Osmanlı Devleti içinde kurulmuş, olağanüstü yetkileri olan bir Meclis’ti. Ortada bir devamlılık vardı, bu devamlılık Osmanlı Devleti’nin kurumlarından ziyade Osmanlı millet yapısını yansıtan bir devamlılıktı. 23 Nisan 1920’de yeni bir Türkiye inşa ediliyordu, ama bu Türkiye; yeni bir halkla, yeni bir milletle, köksüz, tarihsiz, ecdatsız bir devletle değil, mevcut halkla, mevcut millet tasavvuruyla ve kadim tarihin ve medeniyetin üzerine inşa ediliyordu.”
Yani? 1923’te Cumhuriyet ile yeni milletli, köksüz, tarihsiz, ecdatsız bir devlet kurulmuştur.
Devam ediyor:
“İlk Meclis hiç kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı bir Meclis’ti. Bir etnik kökenin, bir mezhebin, bir sınıfın diğerine üstten bakmadığı, kibirle yaklaşmadığı bir Meclis’ti. Eğer ilk Meclis böyle bir hoşgörünün üzerine bina edilmeseydi, inanın Kurtuluş Savaşı yapılamaz, yapılsa bile zafer kazanabilmek mümkün olmazdı.”
Yani? 1923’te temeli atılan ulus devlet; bir etnik kökenin, bir mezhebin, bir sınıfın diğerine üstten baktığı, kibirli bir devlettir. Yetmiyor, ekliyor: “Alevileri ya da Sünnileri dışlayan bir Meclis, Kuvayi Milliye’yi sevk ve idare edebilir miydi? Mütedeyyin kesimi, sakallıları, başörtülüleri, farklı düşünceleri, farklı inançları olanları dışarıda bırakan bir Meclis, acaba düşmanın önüne çıkaracak kahraman neferleri bulabilir miydi?”
Yani? Sakallılar, ulusal kurtuluşu örgütlemeye ve yürütmeye baştan beri iman etmişlerdi de, kurtuluş sonrası kuruluş dönemindeki devrimlerle, özellikle laiklik ilkesi ile aldatılmış oldular!
Cumhuriyete, Cumhuriyeti kabullenmeyen bir algıyla bakan bir kişilik, şimdi o Cumhuriyetin Cumhurbaşkanlığı’na hazırlanıyor
Gönlündeki, 1923 Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı değil zaten. Bir tür halife sultanlık; imamet-i kübrâ, imamet-i uzma...

Park
Ankara’daki Güven Park’ın Milli Eğitim Bakanlığı’na bakan alanında; ağaçlar altında duldada kalan bölümü çocuklar için ayrılmıştı. Kızaklar, tahterevalliler, salıncaklar çocuk çığlıklarına eşlik ederdi.
Epeydir, Güven Park’ın o yönü, polis barikatları ile yurttaşsızlaştırıldı. Kızaklar, salıncaklar söküldü; yerine polis otobüsleri dolduruldu. Kızılay’a çocuklar iner de, hani özgürlük filan ararlar diye...

Çocuk Farkı
Eski Hazine Müsteşar Yardımcısı Hakan Özyıldız, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün “Küresel Genç İstihdamı Trendleri 2013 Raporu”na dikkat çekiyor:
“Raporun bana en çarpıcı gelen tablosu; okumayan, eğitim almayan ve çalışmayan 15-29 yaş arası gençlerin oranı (NEET Rate). Bu verileri genç işsizliği ile karıştırmamak lazım. Orada 15-24 yaş arası takip ediliyor. İş aramaktan umudunu kesenler işsiz olarak kabul edilmiyor. Dolayısıyla hem kapsam, hem de tanım farkı var. Ancak ülke karşılaştırması yaparken ve ülke içinde sosyoekonomik değerlendirmelerde en başa konulması gereken bir veri.
Türkiye’de NEET oranı 2000 yılında, yüzde 37.8 iken 2010 yılında yüzde 36.6 olmuş. Yani her üç gençten biri ne okulda, ne mesleki eğitim alıyor ne de çalışıyor.
Diğer OECD ülkelerinde durum bizim kadar kötü değil. Her zaman olduğu gibi sosyal göstergelerde yine OECD’nin en sonuncusuyuz.” Çocuk var, para kazanmak için yaşamını sıfırlar.
Çocuk var,
paraları sıfırlamak için yaşar!  


Yazarın Son Yazıları

Çöküşe Doğru 14 Kasım 2020
Olacaksın Şehnameci... 7 Kasım 2020
Yargı Didişmesi 17 Ekim 2020
Kimin Cumhuriyeti? 3 Ekim 2020
İmamın Görevi 26 Eylül 2020
Ekşimiş Sirke Takımı 19 Eylül 2020
Hangi Bağımsızlık? 22 Ağustos 2020
Tutmayın, Uçuyoruz 15 Ağustos 2020