Egemenliğin Reisi

25 Nisan 2020 Cumartesi

TBMM’nin kuruluşunun 100. yılında halk önderi Atatürk’ün “egemenlik” anlayışını, devlette, devlet içinde egemenliğin ne anlama geldiğini yeniden iyi algılamak gerekiyor.

Özellikle de Saray’da oturan ve kendisine “reis” dedirten parti genel başkanının “devlet içinde devlet olmaz” dediği bir dönemde…

Atatürk’e göre, bir kişi (hükümdar), yalnız başına devleti yönlendirir, yönetir ve her şeyi o buyurursa, öyle bir devletin hükümetine “mutlak hükümet” denir. Böyle bir devlette, hükümdar, “devlet benim” der. Savaş da ilan eder, barış antlaşması da yapar, yasa da koyar, vergi de toplar, ülkenin gelirini istediği gibi harcar. Özetle, ülke onun malikânesidir.

Atatürk’ün bu tanımlamasından yola çıkarsak, reisin, salgın felaketi olduğu bir dönemde muhalif belediyelerin yurttaşa yönelik ekmek dağıtımı dahil, her türlü yardım kampanyasını yasaklarken söylediği “Devlet içinde devlet olmaz” sözünün anlamı bellidir:

Devlet, baştan aşağı “reis”tir, yani hükümdarın kendisidir. Egemenlik ondadır, o egemenlik kimseye devredilemez.

Ekmek bile dağıtılacaksa, ona reis karar verecektir!

Bugün Meclis açık gibi görünmektedir.

Atatürk’e göre, eğer hükümdar, yasaları hazırlayan milletvekillerinden oluşan bir Meclis kabul etmişse, o zaman “meşrutiyet hükümeti” söz konusudur. Bu tür hükümette bile sonuçta, yine her şey hükümdarın son sözüne bağlıdır.

Bugünkü uygulamasıyla, her şey hükümdarın son sözüne bağlıdır ve ülke “meşruti monarşi bulamacı” ile yönetilmektedir.

Reisin bir zamanlar başbakanlığını yapmış olan Ahmet Davutoğlu, bugün uygulanmakta olan rejimin temelinde ne olduğunu da, bizzat Saray’daki AKP’linin ağzından çıkmış bir söze gönderme ile geçen günlerde açıklamış bulunuyor:

Sayın Erdoğan özellikle anayasa referandumu sonrası, ‘Daha fazla güç, daha fazla otoriterlik’ demeye başladı.

Öyleyse bizim 100. yılını kutladığımız “Egemenlik Bayramı” bugün için geçerli değildir.

Çünkü, bugünkü egemenlik Atatürk’ün ifadesiyle “halkçılık”, yani demokrasiyle hiç mi hiç uyuşmamaktadır.

Başına büyük bir felaket gelmiş, demokrasinin araçları kullanılarak halkın elinden alınmış olan egemenlik, “güç ve otorite” adına bir kişiye devredilmiştir.

Seçimlerin türlü oyun ve hileyle iptal edilerek yenilenmesi, muhalefetin ve basının “virüs” olarak tanımlanması gibi gelişmeler, yeni “otoriter” egemenliğin dışa yansıyan görüntüleridir.

Demokrasimiz de, binlerce yurttaşımız gibi bugün yoğun bakımdadır.

Koronavirüsün tersine, bu ölümcül durumdan kurtuluşun tek çaresi vardır: Özgürlük aşısı.

Haddiniz Değildir

Birileri, gazetemiz Cumhuriyet’i “terör” ile bağlantılandırmaya kalkışıyor.

Cumhuriyet gazetesinin harcı, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte karılmıştır.

Cumhuriyet gazetesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrolarınca, tüm ilkeleri ile Cumhuriyeti savunmakla görevlendirilmiştir.

Cumhuriyet gazetesini, terörle ya da casusluk cemaati ile ilişkilendirmeye kimsenin gücü yetmez, haddi de değildir.

Hele de, devlet istihbarat örgütlerini terör örgütü ile pazarlığa oturtanların, iktidar ortağı yaptıkları Fethullahçıları Emniyet’ten orduya, Milli Eğitim’den Dışişleri’ne değin devletin tüm kademelerine yerleştirenlerin, hiç!


Yazarın Son Yazıları

Bakın Şu Konuşana... 27 Haziran 2020
Sosyal 13 Haziran 2020
Demokrat Mustafa Sabrici 6 Haziran 2020
Maalesef Üniversitesi! 30 Mayıs 2020
Neden Meslek Odaları? 16 Mayıs 2020
Hekimlik Başarısı 2 Mayıs 2020
Egemenliğin Reisi 25 Nisan 2020
Şükür 11 Nisan 2020
Akla Dayalı Devlet 4 Nisan 2020
Kurtuluş Kamuculukta 28 Mart 2020