Nizama Uygunluk

06 Aralık 2014 Cumartesi

Geçen hafta değerli araştırmacı dostumuz Ahmet Demirtaş’ın, Recep Sultan Sarayı ile ilgili gözlemlerine yer vermiştik. Demirtaş, üzerine saray yapılan AOÇ’deki alana yönelik ilk talanın “2005’te Söğütözü Fidanlığı’nın TOBB’ye hukuk dışı olarak satılması ile başladığını” ifade etmişti.
TOBB Basın Müşavirliği’nden bir açıklama geldi. Deniyor ki: 
“Hukuk dışına taşacak hiçbir olayın içerisinde TOBB’un bulunması mümkün değildir. TOBB, 17 Eylül 2004 tarihinde Bakanlık tarafından herkese açık olarak yapılan ihaleye girmiş, söz konusu alanı bütün kamuoyuna açık bu ihale sonucunda almıştır. 18 Kasım 2004 tarihinde tapu devri gerçekleştirilen bu arazi eğitim amaçlı alan olarak değerlendirilmiştir. TOBB olarak bütün faaliyetlerimizin hukuk içerisinde, kanun ve nizamlara uygun olarak yapılması ilk önceliğimizdir.” 
Yani? Atatürk’ün halkına adadığı çiftlikteki fidanlık alanı TOBB tarafından alınmış. Ama kanun ve nizamlara uygun olarak alınmış...

Saadet Zinciri Kırıldı
Bürokraside AKP iktidarı ile birlikte hızla ilerlemiş kimilerinin düştüğü durumlarla ilgili epey öykü dinliyoruz son günlerde.
Peş peşe görevden alınan genel müdürler, müdürler, daire başkanları ve üst düzey makamlarda yer almış olanlarla ilgili öyküler bunlar:
Yüksek ücretli okullarda okuyan çocuklarını yeniden devlet okullarına yazdırıyorlarmış. Yurtdışında okuttukları çocuklarını geri çağırıyorlarmış. Pahalı evlerde otururlarken düşük kiralı küçük evlere çıkıyorlarmış. Fiyakalı arabalarını satıyor, işe otobüsle gidiyorlarmış artık.
Son 12 yıldır genel müdür, müdür, daire başkanı maaşıyla edinilemeyecek kuşkulu bir yaşam standardı, birdenbire yoksulluk düzeyine iniyormuş!
Öykülerde adı geçenlerin çoğu da, geçen yılın sonuna değin AKP iktidarı ile kol kola olan, iktidarın “nimetlerini” kardeş kardeş paylaşmakta olan Pensilvanya cemaatinin müritleri...
Onların vardıkları bu son durağı, Orhan Bursalı son çıkan kitabı “Çatışmanın Anatomisi”nde okuduğumuz bir saptamasıyla çok güzel betimliyor. Bursalı, Pensilvanyacı cemaati “çıkar ortaklığı”nda büyük bir kümelenme olarak niteliyor: Önce eğitiliyorlar, sonra iş sahibi yapılıyor ya da işe yerleştiriliyorlar. Şirketler, devlet, medya, okullar onlara sonuna kadar açık. Kısacası, bunalımlar içinde yaşayan bir toplumda garantili bir yaşam...
Ancak, Recep Tayyip Erdoğan ve yakın çevresi ile kapışma, cemaatin kurduğunun “garantili bir yaşam” gibi görünen, aslında bir tür “saadet-mutluluk zinciri.” Cemaatin toplumsal konumu “alçalan yıldız”a dönüştüğünde işlerin tersine döneceği bir zincir...
Sonuç ortada: AKP ile çıkar ortaklığı bozuldu ve o zincir kırıldı. Pensilvanya cemaatçilerinin saadeti sona erdi.
Diğer ortakların saadeti ise şimdilik sürüyor.

Satış Üzerine
Bu tipler böyledir: Kimileri bu gibilere oportünist der, kimileri fırsatçı, kimileri oynak, kimileri taklacı...
Baktılar o gün Atatürkçülük mü tutuluyor, o zaman Atatürk üzerine döktürürler. Atatürk üzerine çalışmalar yapar, kitaplar çıkarır, köşe doldururlar. Naftalin kokan gardıroplarını açar, okura, izleyiciye Atatürk satarlar.
Atatürkçülük gözden mi düştü, bu kez fırıldak olur, farklı dönmeye başlarlar. Artık onlara göre, Atatürk zalimdir, Atatürk diktatördür, Atatürk’ün döneminde kırım yapılmıştır. Gün, Atatürk düşmanlarına Atatürk düşmanlığı satma günüdür!
Bu tipler hep böyledir; hiç kaybetmez, hep kazanırlar. Her zaman reklamları da, satışları da boldur.

Kurtarma Harekâtı 
Soma’da işçilerin göz göre göre kavrulmasına neden olan patron takımı, hayatta kalanları da işten attı.
Yüzde 300 kârla çalıştırdıkları ocaklardan şimdi kurtulmak istiyorlar. Çünkü işçi alacaklarından, kıdem ve ihbar tazminatından, yangın riski taşıyan, grizu yüklü ocakları güvenli hale getirmek yükünden kaçıyorlar. Tüm borçlarını, yükümlülüklerini kamuya yükleme niyetindeler. İşsizlik sigortası fonunu gözlerine kestirmişler... Sorumluluklarını oraya yükleyip kaçacaklar...
AKP de yatmış görünüyor bu işe... İşçileri kavuran patronun paçasını kurtaracak...

Firavun
Okurumuz Hayati Kılıç, İsaac Asimov’un “Bilim ve Buluşlar Tarihi” kitabından alıntı göndermiş: “Mısırlı hükümdarlar özenli evler inşa ettiler. Gerçekte hükümdara firavun deniyordu; bu da ‘büyük ev’ anlamına gelen Mısır sözcüğünün Yunanca versiyonudur.” Türkçe versiyonunu da AOÇ’de görüyoruz bugün.

Yatağan Direnişi
En kitlesel, en uzun soluklu, en kararlı mücadeleyi Yatağan işçisi verdi.
Yatağan işçileri isteseler başka yerlerde iş bulabilirdiler. Ayrılmadılar, direnmeye devam ettiler. Çünkü kömür ocaklarının ve santralların kamuda kalması gerektiğine inanmakla kalmamış, bu inancı bölge halkına da aşılamışlardı.
Bir sendikacı dostumuz dedi ki:
“Yatağan mücadelesi başarılsa, özelleştirme durur.” 

Tamam
Eksik kalmıştı. Tamamladılar:
Askerlik de özelleştirildi...  


Yazarın Son Yazıları

Yargı Didişmesi 17 Ekim 2020
Kimin Cumhuriyeti? 3 Ekim 2020
İmamın Görevi 26 Eylül 2020
Ekşimiş Sirke Takımı 19 Eylül 2020
Hangi Bağımsızlık? 22 Ağustos 2020
Tutmayın, Uçuyoruz 15 Ağustos 2020
Egemenlerin Yeni Kurgusu 8 Ağustos 2020
AKP Ateşle Oynuyor! 25 Temmuz 2020
Kız Adından Baraj Olmaz 11 Temmuz 2020