Utanın!

29 Kasım 2014 Cumartesi

Kendinizden utanın, yerin dibine batın, boyun eğin, rıza gösterin, bin pişman olun, el etek öpün, sürünün, özür dileyin.
Birlik ve kardeşlik adına dağarcığınızda ne varsa unutun, ayrışmanın küflü çukurlarını karıştırıp ceset yiyici kurtçukları bulun. Aklınızı kiraya verin. Boca edin üzerinize cahilliği. Çıkarın tarihin çöplüğünden aşiret, soy sop bağlarını. Düşman kesilin. Öldürün, vurun, kırın, mimleyin, fişleyin, sövün, sayın, suçlayın birbirinizi, leşinize çöksün emperyalizmin çakalı. Kinle beyninizi emsin, düşünemeyin. Cesur yüreğinizi dişlesin, coşkun kanınızı içsin. Çürüyüp kokuşun...
Sevinçlerinizi batırın, utkularınızı dondurun, kıvançlarınızı yitirin, gömülün yalnız ve yalnızca acılarınıza...
Softa dediğine göre... Alıkdane söylediğine göre... Yularlı anlattığına göre... Bir bildikleri var elbet:
Kuşaklardır soykırımcısınız siz. Ananızdan gaddar doğarsınız. Kıyımcıdır atanız. Canidir babanız. Acımasızdır dedeniz.
Övünmeyin de, çalışmayın da, güvenmeyin de.
Toplumsal ulus bilinci ya da tarihsel ulus olma süreci ne ola ki?..
Yiyin bitirin kardeşliğinizi, sürü olun, güdülün...

Sinsi
Yetmezcilerle evetçiler, camgözlerle paragözler el ele vermiş; kimi zaman sıkılmadan açık açık, kimi zaman satır aralarına sıkıştırıp yazıyor, konuşuyorlar:
Seyit Rıza mazlummuş; Şeyh Sait de kahraman...
Kırım planları yapan Atatürk; zulmetmiş, zalimmiş...
Üstelik, Atatürk’ün kurumlarından da yükseliyor bu zırvalar. Bir kısmı kafayı yemiş bunların.
Bir kısmı da sinsi sansar.

Yargının Hali
Yargıyı hallaç pamuğu gibi atan uygulamalar şimdiye değin hiç sesi soluğu duyulmayan Yargıtay Başkanı’nı bile konuşturdu.
İşte o uygulamaların yargıyı ne hale getirdiğine ilişkin bir örnek:
Geçenlerde bir asliye ceza mahkemesi, baktığı dosyayı görevsizlik gerekçesiyle sulh ceza mahkemesine gönderme kararı verdi.
O kararı veren asliye ceza mahkemesi yargıcı, sulh ceza mahkemelerinin geçen haziran sonunda yürürlüğe giren bir yasa ile kaldırıldığının bile ayrımında değildi!

Eşitsizlik
Şimdi anladınız mı sıkmabaşlar?
Dediğiniz gibi özgürlük filan değilmiş kafanıza doladığınız.
Her şeyi bilen “erkek adam” söyledi:
Yaradılıştan gelen eksikliğiniz, ikinci sınıflığınız ve de eşitsizliğinizmiş...
Simgenizle ne kadar övünseniz azdır.

Niçin Bağdat Değil de Erbil?
Emekli Büyükelçi Onur Öymen’e, Ahmet Davutoğlu’nun Irak’ın kuzeyindeki ABD mandası yönetim ile yaptığı görüşmeleri nasıl değerlendirdiğini sorduk. Türkiye’nin, ikili siyasi ve ekonomik ilişkilerle güvenlik sorunlarını Bağdat Hükümeti ile görüşmesi gerektiğinin altını çizdi:
“Bu sorunlar Başbakan’ın Erbil ziyaretinde Barzani ile ele alınmıştır. Oysa, federal devletlerde bile dış politika ve güvenlik politikası merkezi hükümetin yetkisindedir. Irak Anayasası, ‘Irak Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanı Başbakandır’ diyor; silahlı kuvvetlerle ilgili her türlü düzenleme yapma yetkisini Bakanlar Kurulu’na veriyor. Her ne kadar anayasada Kürdistan bölgesine polis, güvenlik ve sınır muhafaza gibi bazı yetkiler vermişse de bu, anayasanın yukarıdaki hükümlerini geçersiz kılamaz.
Şu anda Kuzey Irak, adı konulmamış bir devlet görüntüsündedir. Başbakan’ın Erbil’i dış politika ve güvenlik konularında muhatap alması, bağımsız bir Kürt devletinin kurulması yolunda Barzani’yi cesaretlendirecektir. Türk askerlerinin peşmergeleri eğitmesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Askeri açıdan da bir işbirliği yapılacaksa bu Bağdat hükümetiyle yapılmalıdır.”
Öymen, Davutoğlu’nun Erbil’de “Kürt bölgesinin güvenliği Türkiye için önemlidir” yönündeki açıklamasının da yadırganması gerektiği kanısında:
“Doğrusu, bütün Irak’ın güvenliğinin ve toprak bütünlüğünün Türkiye için önem taşıdığıdır. Ancak aynı şekilde Türkiye’nin güvenliğinin de Irak için önem taşıması gerekir. Ülkemize yönelik terörist saldırıların merkezi Kuzey Irak’taki Kandil Dağı’ndadır. Başbakan’ın Bağdat ve Erbil’deki temasları sırasında PKK’nin Irak topraklarından uzaklaştırılması yönünde bir talep duymadık. Terör eylemlerinin sorumlularının yakalanıp cezalandırılması ve Türkiye’ye iadesi konusunda da bir talep işitmedik. Oysa Irak’ı ziyaret ediyorsanız gündemimizdeki birinci madde bu olmalıydı.
Ayrıca, Türkiye’nin yıllardan beri kırmızı çizgileri arasında yer alan Kerkük’ün bugün fiilen Kürt yönetiminin denetimine geçmiş olmasından rahatsızlık duyulduğu kamuoyuna yansıtılmamıştır. IŞİD’in baskısı ve denetimi altında yaşayan Türkmenlerin kurtarılması için de özel bir çaba gösterildiği duyulmamıştır. Yaklaşık 20 yıl önce ülkemizden PKK’nin teşvik ve tahrikiyle Kuzey Irak’a götürülen, halen fiilen PKK’nin etkisi altında olan Mahmur kampında yaşayan vatandaşlarımızın durumundan da söz edilmemiş ve bu kampın dağıtılarak vatandaşlarımızın Türkiye’ye gönderilmesi talebinde bulunulmamıştır.”  


Yazarın Son Yazıları

Yargı Didişmesi 17 Ekim 2020
Kimin Cumhuriyeti? 3 Ekim 2020
İmamın Görevi 26 Eylül 2020
Ekşimiş Sirke Takımı 19 Eylül 2020
Hangi Bağımsızlık? 22 Ağustos 2020
Tutmayın, Uçuyoruz 15 Ağustos 2020
Egemenlerin Yeni Kurgusu 8 Ağustos 2020
AKP Ateşle Oynuyor! 25 Temmuz 2020