Yeter şu cümlelerden vazgeçin: “Bu halk için hiçbir şey yapmaya değmez!” ,“Bundan böyle kedilerim, köpeklerim için yaşayacağım!”, “Bu ülkede hiçbir şey değişmez!” Bu cümlelerin peşinden gitmeyi sürdürecek olanlarla artık pek bir işimiz olmaz. Kızgınlıkları, kırgınlıkları geçince hayata karşı nasıl bir tavır alacakları onların bileceği bir iştir. Ama hayat ve bu hayatı daha anlamlı, daha eşitlikçi, daha yaşanılabilecek kılmak için yapılan mücadele devam edecek. Bu böyle, şimdi nerede kalmıştık:
Ülkemizde kadına karşı şiddet olanca hızıyla devam ediyor. Hâkimler “efendi duruş” ve “rızası var” gerekçelerine dayanarak, tecavüzcülere, katillere ceza indirimi uygulamak için adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Öncelikle bu konudaki “hâkim takdirini” bir yasayla ortadan kaldırmak gerekiyor. Bunun için uzun yıllardır ülkemizde kadın örgütleri, avukatlar, akademisyenler, yazarlar yoğun bir mücadele veriyorlar. Şimdi kendinize sorun, bu mücadelenin neresindesiniz? Sosyal medyada attığınız
mesajlardan söz etmiyorum, bu konuda hangi örgüte girip çalıştınız? Hangi protesto yürüyüşüne katıldınız? Kaç mahkeme kapısında, kaç mahkeme salonunda bulunup hâkime gözlerinizi diktiniz? Hiç mi? Öyleyse işte yeniden işe koyulmak için bir fırsat, hem kedilerinize bakıp hem de bu konuda mücadele veren örgütlenmelerde çalışabilirsiniz. En azından hâkimlere gözlerinizi dikip bakabilirsiniz.
Bir de, “Bir daha tek bir HES için mücadele etmem, şu Soma’dakilere bak gene AKP’ye oy vermişler” diye sık sık yakındığınızı duyuyorum. Verirler! Ey İzmirliler, kaçınız örgütlenip Soma’ya gittiniz? Kaçınız oradaki hiçbir mesleği hatta okuma yazması olmayan kadınlar için herhangi bir emek harcadınız? Geride kalan çocuklara burs bulmak için çalıştınız? Kaçınız oradan bir çocuğun tüm eğitim masraflarını üstlendiniz? ÇYDD ve benzer örgütlenmelerin içinde kaç yıl çalıştınız?
Şimdi bir soru? HES’lere, termik ve nükleer santrallara karşı çıkmak sadece o bölgede oturan halkı mı ilgilendiriyor? Diyelim ki, Sinop nükleer tehlikesiyle karşı karşıya ama ahalinin yarıdan fazlası AKP’ye oy vermiş. Verebilir ama orada yapılacak bir nükleer santral hepimizin hayatını karartacak bir ölüm tehlikesini barındırıyor, HES’ler zaten su fakiri olan ülkemizde sadece Karadenizlileri değil hepimizi ilgilendiriyor. Termik santrallar, kıyılarımızdaki tüm balık yumurtlama alanlarını tehdit ediyor. Tüm çocukların geleceğini karartıyor. Bir soru, kaçımız elimize bir mezura alıp lüferlerin boyunu ölçmeye gittik. Balıkçılar elbette bize tuhaf tuhaf bakacaklar, hatta içlerinden “bunlar da iyice delirmiş, lüferleri ölçüyorlar” diyebilirler. Bazen delilik en iyi eylem biçimi olabilir. Diyeceksiniz ki, bu ülkede her şey yapanın yanına kalıyor. Doğrusu benim en sevdiğim eylem, Gezi’deki “Duran Adam” eylemiydi, sanırım tek bir kişi başlatmıştı arkası gelmişti. Şimdi herhangi birimiz Ankara Gar’ının önündeki cinayet mahallinde durmaya başlasa, bir başkası da ona katılsa, bir başkası da gelse ve binlerce kişi orada her gece durarak ve mum yakarak beklemeye başlasa, emin olun cinayetin üstünü kimseler örtemez! Eğer polis duran adamlara da saldırırsa, artık o zaman her yerde durmaya başlarız.
Şu zamanda benim aklıma bunlar geldi. Evet bir de, dünyanın her yerinde aktivist grupların yaptığı eylemler, en ses getiren eylemler olmaya başladı. Sanki zaman statükocu partilerin düzenle uzlaşmasından, parti içi ağır hiyerarşik yapıdan sıkıntı duyanların yeni yollar aradığı bir zaman. Aktivist olmak hepimizin bir yaşam biçimi olmalı. Şimdi zaman sakin deliliklerin zamanı.
Sakin deliliklerin zamanı!
Yazarın Son Yazıları
Sevgili okurlarım İran’da aralık ayından bu yana iktidara karşı yapılan protestolar şiddetini artırarak sürüyor.
Sevgili okurlarım izin verirseniz, bugün öncelikle fakir emeklilere günde sadece üç simit parası eden yeni zammı nasıl kullanabileceklerini söylemekle başlamak istiyorum.
Sevgili okurlarım, önümüzde yeni bir yıl uzayıp gidecek ve başka yeni yıllarla buluşacağız.
Sevgili okurlarım, hiç böyle zamanlar yaşamamıştık, “at izinin it izine karıştığı”; her an, her dakika bir lağım pisliğinin üstümüze sıçradığı, bazılarının bu lağım pisliğini dünyanın en güzel kokusu gibi akciğerlerine çekip “Şükür Allah’ıma” dedikleri bir zaman.
Sevgili okurlarım vallahi billahi bana iki şeyden daral geldi.
Sevgili okurlarım sevdiğim tahta heykeller diyarı Değirmendere’ye taşındığımdan beri dostlarım, okurlarım beni hiç yalnız bırakmıyorlar.
Sevgili okurlarım, son yazdıklarıma bir göz gezdirdim.
Sevgili okurlarım, yıllar önce İspanya’nın Endülüs bölgesinde dolanırken nereden aklıma düştüyse yolda gördüğüm Çağlar Boyu İşkence Aletleri Müzesi’ne girivermiştim.
Sevgili okurlarım gerçekten bıktım, neden mi?
Sevgili okurlarım bir an kendimi bir reklam şirketinde çalışırken buldum.
Geçtiğimiz hafta, uzun zamandır siyasal ve ekonomik belirsizlik, biri biterken öteki başlayan savaşlar ve giderek şiddetini artıran emek sömürüsü karşısında umutsuzluğa kapılan dünya halkları, uzun zamandır egemen güçler tarafından özellikle unutturulan bir sözcüğü yeniden anımsadı: “Sosyalizm!”
Sevgili okurlarım tarih bize, ülkelerin çökmesine en çok yardım edenlerin kraldan çok kralcılar olduğunu gösterir.
Sevgili okurlarım ülkemin içinde bulunduğu belirsizlik durumu, giderek çoğalan çocuk çetelerinden söz etmek, öldürülen yoldaşların ardından ağıt yakmak, her gün bir kadın cinayetiyle yüz yüze gelmek beni hiç olmadığım kadar umutsuzluğa sürükledi.
Sevgili okurlarım bu hafta bir vatanseveri, bir doğa koruyucusunu, işi sadece gerçekleri belgelemek olan bir güzel insanı Hakan Tosun’u toprağa verdik.
Bir avukat İstanbul’da kalabalık bir caddede, ofisi önünde maskeli kişiler tarafından Kalaşnikoflarla taranarak öldürülüyor.
Sevgili okurlarım insanın tüylerini ürperten. “Bu kadar da olmaz” dedirten bir fotoğrafa bakıp duruyorum.
Sevgili okurlarım hepiniz benim Adana sevgimi bilirsiniz.
Onun hiçbir şeyden haberi yoktu.
Sevgili okurlarım şimdi gelin İtalya’nın Roma kentinde vahşet resimlerinin sergilendiği bir müzeye girelim.
Sevgili okurlarım bugüne kadar hiçbir kitap beni böylesine acıtmamıştı.
Sevgili okurlarım, sivil itaatsizlik özellikle yasalardan, yönetimden hoşnut olmayanların başvurduğu bir eylemdir.
Sevgili okurlarım bugün yazıma Leonard Cohen’in “Herkes biliyor geminin su aldığını./ Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini./ Ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu” şiiriyle başlayayım dedim, herkes biliyor da ben neden böyle doktorun az önce biyopsi yaptığı bir hasta gibi endişeyle bekliyorum.
Sevgili okurlarım iyice kafa sersemi olduk.
Sevgili okurlarım bu yaz kendimi büyük bir açık hava tiyatrosunda oyun izliyor gibi hissediyorum.
Sevgili okurlarım bir hafta önce ülkemizde her yer yanıyordu.
Sevgili okurlarım başlık benim değil, sosyal medyada gördüm, sahibini aradım, bulamadım ama bu başlığa vuruldum.
Sevgili okurlarım bu hafta yazar Pınar Kür’ü sonsuza uğurladık.
Sevgili okurlarım ne yazık ki kavşağa geldik arabayı ya uçurumdan aşağı süreceğiz ya da hepimiz yepyeni sorular sormaya, çözümler bulmaya çalışacağız.
Başlığım kimseyi şaşırtmadı değil mi? Evet, bu canım ülkede yepyeni bir savaş deneniyor.
Sevgili okurlarım şimdilik füzelerle, insansız uçaklarla yapılan savaş bitmiş görünüyor, doğrusu ben bittiğine hiç inanmıyorum. Bir yerlerde gene füzeler uçacak, çocuklar ölecek, ölüyor da. Şimdi gelelim bizdeki asıl savaşa. Evet dostlarım ülkemizin zeytinliklerimizi bitirme savaşı bu.
Sevgili okurlarım meğer bizim bu kadim ülkemizde ne kadar çok savaş uzmanı varmış.
Sevgili okurlarım, epey bir zamandır yaklaşık 20 yıldır bu köşede neredeyse aynı sorunları yazmaktan bıktım.
Sevgili okurlarım gene bir bayram günü, üstelik pazar. Açık konuşmayı severim bilirsiniz öyleyse açık konuşayım ben bu bayramı hiç sevmem.
Sevgili okurlarım bir kentten başka bir kente taşınmak ne kadar zormuş.
Sevgili okurlarım 50 yıldır yaşadığım İstanbul’u bırakıp Kocaeli’nin Değirmendere Mahallesi’ne taşınıyorum.
Sevgili okurlarım 25 yıllık hayat ve iş arkadaşım, kızım Dünya’nın babası cebinde şiirlerle dolaşan tüm hayatı boyunca devrime inanan film yönetmeni Ali Özgentürk’ü sonsuzluğa uğurladık.
Yurdumuz yeniden bizim olmalı!
24. yılını kutlayan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festival
Unutma deprem geliyorum der ve gelir!
Analar babalar, çocuklarımıza kıyıyorlar!