Ülkem işgal altında!

25 Mart 2018 Pazar

Geçenlerde Taksim Meydanı’ndan geçtim. Meydan bomboştu, kutular içindeki minyatür ağaçları saymıyorum. Kocaman bir boşluktu. Bu kocaman boşluğun bir köşesinde Selefi bir caminin inşaatı son hızla ilerliyordu, öteki köşesinde Gezi olayları sırasında binlerce devrimci afişle süslü AKM usul usul yıkılıyordu.
Birden durdum, alanların, insan algısı üstündeki etkisini düşünmeye başladım. Geniş boş meydanlar rastlantı sonucu oluşturulmaz, bu Roma İmparatorluğu’ndan beri başlayan bir mekân-insan ilişkisinin denenmiş sonucudur. Çünkü boş mekânlarda insanlar ne kadar kalabalık olurlarsa olsunlar, kendilerini güvende ve kalabalığın içinde hissetmezler. Mekânlar yüzyıllardır belli ideolojilerin değiştirdiği, ama ana kuralları belirli unsurlardır. Örneğin Hitler döneminde yapılan Alman binaları öylesine devasa binalardır ki, insan içine girdiğinde korkar, kendini küçücük görür ve ışık tutulan bir tavşan misali şaşkınlaşır. Meydanlar da öyledir. Boş, ağaçsız, çeşmesiz, heykelsiz meydanlar iktidarlar için kalabalıkları yalnız hissettirme yoludur.
Taksim Meydanı sadece boş değil, meydan adeta bir devrin bittiğini gösteriyor. Yıllarca karşı çıkılan Taksim’de cami olmaz fikri artık bir hiç. Cami yükseliyor ve yeniden yapılacağı meçhul AKM binası yıkılıyor. AKM bir Cumhuriyet değeri, cami ise ılımlı İslama geçtiğimizin somut göstergesi. Yani kısaca şöyle; “Gezi’yi biz, iktidar yandaşları kazandık!
Sadece meydanlar değil, ılımlı İslam bir plan dahilinde adım adım ilerliyor. Örneğin Turgut Özal’in bir sözü vardı: “2.5 gazete bırakacağım!” Turgut Özal insaflıymış, şimdilerde 1.5 gazete var. Doğan Medya bize gösterildiği gibi tüm unsurlarıyla 1 milyar 200 milyona satıldı. Bu para nedir ki, devede kulak! Ama plan işliyor, sonuçta artık merkez medya yok. Sanılmasın ki, bu bir ticaret, hayır bu bir yok etme operasyonu. Beş yıl sonra nasıl Milliyet artık gündemi belirleyemiyor, hiç sayılıyor, Hürriyet de tüm ilanlarına rağmen hiç sayılacak. Ve en önemli darbe gazete dağıtımına gelecek. Şimdi bile çoğu zaman bayilerde bulunmayan ilerici, gerçek haber yapmaya çalışan gazeteler usul usul bayilerden çekilecek!
Yüzlerce basın işçisi işsiz kalacak. Deniliyor ki, sosyal medya var. Yapmayın, seçim olgusunun sık sık gündeme getirildiği bu günlerde sosyal medya ele geçirilemez değil, şimdiden Facebook’ta tuhaflıklar başladı. Daha da artacak.
Kabul etmeliyiz ki, artık bir Cumhuriyet devletinde değil, bir mafya devletinde yaşıyoruz. Ve bu mafya kendi çıkarlarını korumak için çok acımasız. Bütün bunlar olurken, geçen gün bunca şaşırdığımız operasyonları kimin tezgâhladığı konusunda kafa yormaya karar verdim. Çünkü bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde organizasyon, plan yapma kabiliyeti sınırdır. Çünkü felsefe ve mantıktan uzak olduğumuzdan, işin pratiğinde en küçük tanıtım organizasyonlarında bile pek çok aksama görülüyor. 15 Temmuz Darbesi de dahil, gerçekten bu algı değiştiren operasyonları kimler yapıyor? Mesela Niğde’de neden İsrail binlerce hektarlık arazi alıyor ve neden? Çok açık Niğde’de fabrika yok, toprak kirlenmiş değil. Organik tarım için harika! Neden şeker fabrikaları satılıyor? Biz yıllarca çok şımarık davrandık, öyle ya denizlerimizde balık çoktu, binlerce dönüm tarım arazimiz vardı, kara paranın geçiş istasyonuyduk, yani bizde hiçbir şey tükenmezdi. Öyle olmadı işte, en verimli toprakların dünyayı yöneten 400 şirketin emrine girdi, limanların onların oldu, bir de üstüne ağaçtan hiç hoşlanmayan bir iktidarla çöle döndük.
Ama yine de bu operasyonları kimler planlıyor. Elbette, yıllar önce Oktar Babuna adlı bir adamın oyununa gelip ülkede kim varsa hepsinin kanını Amerikan bankalarına postaladık. Şimdi teknoloji öyle bir hale geldi ki, bu kanlarla toplumların genetik kodları ortaya çıkarılıyor. Genetik kodlar ortaya dökülünce, binlerce kişinin çalıştığı, her gün dünya hakkında yüzlerce felaket senaryosunun yazıldığı, her ülke için farklı ele geçirme yöntemlerinin oluşturulduğu merkezlerde bizim de payımıza bir şeyler düşüyor. Ve ortaya başka bir gerçek de çıkıyor, bu ülkede çok hain var! Ataol Behramoğlu’nun sevdiğim şiiri gibi: “Ne Çok Hain!
Şimdi bu karamsar tabloyu önce bir içimize sindirelim, sloganlar atmak yerine, kapitalizmin kâğıttan bir kaplan olmadığını kabul edelim. Büyük planı bozmak için ne yapmalıyız? Temel soru bu çünkü işgal altındayız.


Yazarın Son Yazıları

Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020
İmdat! Fren patladı! 26 Temmuz 2020
Virüsle söyleşi (2) 19 Temmuz 2020