Leyla Tavşanoğlu

Milleti dolandırdılar

09 Mart 2014 Pazar

Üzücü taraf, o dönem Türkiye’yle İran arasında çok ciddi bir kara para aklama operasyonu yapılması ve her iki devlet yetkililerinin bu işin içinde olmaları. İran’da Ahmedinejad gidip Ruhani gelince hesabını sormaya başladı. Ama bizim hükümet yetkilileri aynı.

 AKP’nin bu kara para aklama trafiği dünya finans sistemi için ciddi risk haline geliyor. Uluslararası finans sistemi içine Türkiye üzerinden yüz milyarlarca dolar kaynak sokulunca bütün dünya buna tepki gösterir, yaptırım uygulamaya başlar.

 CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu Türk milleti ve devletinin AKP hükümeti eliyle nasıl dolandırıldığını rakamlarıyla açıklıyor. Yolsuzlukların üzerine gitmesiyle bilinen Erdoğdu, AKP marifetiyle uluslararası çapta yapılan kara para aklama operasyonları yüzünden uluslararası finans sisteminin tehlikeye girdiğini vurguluyor. Türkiye’nin, “milli irade” bağımlısı hükümet yüzünden yakında BM Suç ve Kara Parayla Mücadele Kurulu’nca, şimdilik sadece İran ve Kuzey Kore’nin bulunduğu kara listeye alınmasının eli kulağında olduğuna işaret ediyor.
- Siz Hazine’deki göreviniz sırasında da şimdi milletvekilliğinizde de hep yolsuzluk dosyaları üzerinde çalışıyorsunuz. İlk yolsuzluk dosyası nasıl elinize geçti? Sonrasında da başınıza neler geldi?
A.E.- ABD’den döndükten sonra 2007’de bir enerji soruşturması yaptım. Bu soruşturma fakir ailelere kömür dağıtımıyla ilgiliydi. Devlet fakir ailelere ücretsiz kömür dağıtıyor, parasını da Hazine’den alıyordu. Bu inceleme sırasında bu ailelere verilen kömürün ihalesiz, fahiş fiyatlarla, yolsuzluk yapılarak elde edildiğini tespit ettim.
O dönemde Hazine’den sorumlu bakan Mehmet Şimşek, Hilmi Güler de Enerji Bakanı’ydı. İlk olarak konuyu Mehmet Şimşek’e açtığımda bana, “Bu çok önemli bir yolsuzluk” demişti. Hatta benden bir sayfa Başbakan’a yönelik bir not istemişti. Ben o notu hazırlayıp Mehmet Şimşek’e verdim. Ondan sonra Hilmi Güler bakanlıktan ayrıldı. Ali Babacan Ekonomi Bakanı, Mehmet Şimşek de Maliye Bakanı oldu.
Taner Yıldız ise o sıralarda enerjiden sorumlu Başbakan’ın başdanışmanıydı. Taner Yıldız bu enerji soruşturmasıyla ilgili bilgi notu hakkında benimle görüşmek istedi. O zaman Hazine’nin kurul başkanı Yaşar Akgün’dü. Anladığım kadarıyla Taner Yıldız o soruşturmayı alıp Başbakan’a götürmüş ve büyük yolsuzluklar olduğunu anlatmış. Ondan sonra da zaten kendisi bakan oldu.
Soruşturmayı tamamladım. Raporu düzenledim. Bunu savcılığa iletsinler diye Ali Babacan ve müsteşar Halil İbrahim Çanakçı’ya verdim. Ama rapor Yaşar Akgün tarafından cumhuriyet savcılığına gönderilmedi. Ben de cumhuriyet savcılığına doğrudan suç duyurusunda bulundum. Bunu yapınca bütün görevler üzerimden alındı. Üstelik Hazine’de bana karşı bir mobbing hareketi başladı.
Yaklaşık 1.5 yıl böyle geçti. Kemal Kılıçdaroğlu’yla tanıştıktan sonra yakın çalışma fırsatını buldum. Ben ilk kez bu yolsuzluk düzeninin bu kadar örgütlü olduğunu o zaman gördüm. Milletvekili olduktan sonra da yolsuzlukla mücadele takımının başında görev yapmaya başladım.   

Tahran’la Ankara’nın kumpası
Mutemet Rıza Sarraf, Halk Bankası’nda biriken İran hesaplarını suç ortaklarıyla iç etmek için hayali ihracata başvurdu

- CHP bütün bu yapılanlara nasıl bir tavır aldı? A.E.- CHP 2003’ten itibaren Türkiye’de büyük bir yolsuzluk düzeni kurulduğunu anlatmaya çalışıyordu. Bu yolsuzluk düzeninin kökleri de İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bunların belediyelerine dayanıyor. 2000’li yılların başında İçişleri Bakanlığı Mülkiye Baş Müfettişi Candan Eren’in yürüttüğü bir soruşturma vardı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde nasıl bir kirli yapı oluşturdukları bu soruşturmanın raporlarında vardı. Hatırlayın, o dönem işadamı Rahmi Koç, Erdoğan’ın bir milyar doları olduğunu söylemişti. O söze hiçbir dava açılmamıştı. 2003’te belediyeden geldiklerinde önlerine sınırsız kaynaklar çıktı. Sadece İstanbul Belediyesi’nden değil, Türkiye’nin bütün işlerinden bir rant mekanizması planlandı. TOKİ’nin kuruluşu, TMSF, enerji, ulaştırma operasyonları hatırlarda. Bünyelerinde bir yolsuzluk çarkının kurulduğunu biliyoruz.
Şimdiye kadar CHP’nin verdiği gensoru önergelerine bakmak lazım. Bunlar enerji, doğalgaz, ulaştırma, Başbakan’ın ailesiyle ilgili işler, yurtdışı şirketlerin Türkiye’de rüşvet dağıtması gibi çok önemli konularda. Bu gensoruların hepsini bir araya getirdiğimizde 17 Aralık’tan bile çok daha büyük bir skandal ortaya çıkar.
- Bunlardan birisi de rüşveti kimin aldığı ortaya çıkmayan Siemens skandalı mı?
A.E.- Siemens Türkiye’de 57 milyon Avro rüşvet verdiğini açıkladı. Ayrıca 3M şirketi Türkiye’de rüşvet verdiğini bildirerek kendi kendini ihbar etti. Mercedes de var. Sadece yabancı şirketlerin dağıttığı rüşvetler bile yeter.
ABD’de Foreign Corruption Practice Act isimli yabancı ülkelerde yolsuzlukla mücadele yasası var. O kapsamda bu şirketler kendi ülkelerinde milyarlarca dolar ceza ödediler. Bakın, Yunanistan’da Siemens’ten rüşvet alanlardan hesap soruldu, bizde sorulamadı.
Biz bir yolsuzluk düzeniyle karşı karşıya olduğumuzu biliyorduk. 17 Aralık soruşturması bu yapılanların rüşvet boyutunu da ortaya koydu. CHP olarak o ses kasetlerinin sağlam olduğunu söyledik. Çünkü ilk kasetler ortaya düştüğünde ses mühendisleriyle, sanatçılarla, daha önce polislik yapmış insanların bulunduğu geniş bir grupla uzun uzun tartıştık. Dinledikleri ses kasetlerinin çok büyük ihtimalle gerçek olduğunu ifade ettiler.
Benim gördüğüm kadarıyla birbiriyle farklı iki grup ses kasetlerini yayımlıyor. Biri “Başçalan” öbürü “Haramzadeler” diye bir hesaptan yayım yapıyor. Benim anlayabildiğim kadarıyla “Haramzadeler” hesabını kullananlar 17 Aralık, 25 Aralık soruşturmalarını biliyorlar ve bu belgelere hâkimler. Ama “Başçalan” hesabı bu soruşturmaların dışındaki işlerle ilgili. Örneğin Başbakan’la dönemin Adalet Bakanı arasındaki konuşmasını yayımladılar. Başbakan o kasette kâğıt ithalatı meselesi yüzünden Aydın Doğan’ın hüküm giymesi için Adalet Bakanı’na talimat veriyor. Bakan da mahkemeyi etkilemeye çalışıyor. “Hâkim Alevidir” diyor. Bir yandan anayasal suç işliyor, bir yandan güçler ayrılığını yok ediyor ki bu da anayasal suç. Orada Adalet Bakanı, “İki bin kişi aldık, üç bin kişi daha alacağız. Sisteme beş bin kişi soktuk” diyor. Yargı bağımsız, ama Adalet Bakanı sisteme beş bin kişi sokuyor. Bence bu, yolsuzluk kadar önemli bir ses kaydıdır.
- İyi de hükümet kanadı bu dinlemelerin yasal olmadığını ve yok hükmünde sayılması gerektiğini savunuyor...
A.E.- Bakın, bütün ülkelerde bu vardır. İngilizcede buna “whistle blowing” (ihbar) denir. Belge kesinse devlet gereğini yapar. Düşünün ki size bir ihalede verilen rüşvetin belgesi geliyor. Siz bu belgeyi yasal yollardan gelmedi diye o yolsuzluğun üzerine gitmemezlik edemezsiniz. Böyle bir suç işlendiğinde devlet bunun üzerine gitmek zorundadır.
Hatta Batı’da bu işi yapan ödüllendirilir. Türkiye’de de mevzuatta ihbar sonucu olay doğruysa ve toplumsal bir yarar ortaya çıkıyorsa ihbarcının ödüllendirilmesi vardır. “Başçalan” hesabından yayımlanan özel hayata değil, kamusal hayata ilişkin bir kayıt.
- Karanlık bir adam olduğu besbelli Rıza Sarraf 72 gün sonra bakan çocuklarıyla birlikte serbest kalıyor. Ama İranlı ortağı Babek Zencani İran’da tutuklanıyor. Acaba Sarraf neden tahliye edildi?
A.E.- Sarraf meselesi bu yolsuzlukların en kilit noktalarından biri. Biliyorsunuz, İran ve Türkiye’nin enerji ithalat-ihracat ihtiyacını karşılamak için İran devleti adına Halk Bankası’nda bir hesap açıldı. Bu hesaba Türkiye’nin yaptığı doğalgaz ve petrol ithalatının parası BOTAŞ ve TÜPRAŞ tarafından önce döviz olarak sonra da liraya çevrilerek yatırıldı.
Hesapta paralar birikmeye başladı. Bunun üzerine İran devletinin mutemedi, yani Rıza Sarraf bu hesap üzerinden İran’ın zorunlu ihtiyaçlarının ödemesini yapmaya başladı. Para miktarı 25 milyar dolara gelince bu parayla altın alındı ve bizim ödemeler altın olarak yapılmaya başlanıldı.

Ünlü hayalici Berber Yaşar yine başrolde

- ABD Senatosu’nda Türkiye üzerinden İran’ın kara para akladığı, bu işin de Halk Bankası aracılığıyla yapıldığı tam o sırada gündeme gelmemiş miydi? 
A.E.- Ben o sırada Halk Bankası’nı denetleyen KİT Komisyonu’nun grup başkanıydım. Dönemin genel müdürü Süleyman Aslan’a sorduğumda bana o konuda hiçbir bilgi vermedi. Ali Babacan’a da sorduk. Bize, “Her şey kuralları içinde yapılıyor” dedi. 
Daha sonra piyasada bir araştırma yaptık. Rüçhan Bayar diye bir kişi var. Rüçhan Bayar, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in eniştesi. Kendisi iflas etmiş bir kuyumcu. Derken Berber Yaşar ortaya çıkıyor. Hatırlayın, Berber Yaşar, Özal döneminin hayali ihracatçılarından. Berber Yaşar, Rıza Sarraf’ı Muammer Güler’le tanıştıran kişi. Muammer Güler Gaziantep valisiyken Berber Yaşar kaçakçılık merkezi olan Antep-Mersin üzerinden işlerini yapıyor. Kambiyocular o hattı bilir. 
- Zafer Çağlayan bu işin neresinde? 
A.E.- Rıza Sarraf o arada dönemin Dış Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan’la da tanışıyor. Derken işlemler şöyle yapılmaya başlanıyor: 
Türkiye’den Dubai, Katar ve Çin’e örneğin şeker, altın ihracatı yapılmış gösteriliyor. Ama bu ihracat gerçekte yapılmıyor. Hepsi hayali. Bu hayali ihracatın belgeleri Halk Bankası’na getiriliyor. Hayali ihracatın karşılığı döviz Rıza Sarraf ekibine teslim ediliyor. Sarraf ekibiyse bu paraları mühürlü bavullara koyuyor. Ama bavulun içinde altın olduğunu deklare ediyor. Ama aslında bavulların içinde para var. Bu bavulları ekipten insanlar yurtdışına götürüyor. Belirli döviz büfeleri ve bankalar bu paraların aklanmasında kullanılıyor. Böylece milyarlarca Avro işlem yapılıyor. 
Bir süre sonra İran’ın başka ülkelerdeki varlıkları da Türkiye’ye transfer edilmeye başlanıyor. En önemli varlıklarından birisi de Deutsche Bank’ta. Bu varlıklar Halk Bankası aracılığıyla bazı özel bankalara transfer ediliyor. İşlemler “swift” üzerinden yapılıyor. Ama iş bir süre sonra meydana çıkmaya başlayınca Türkiye’deki iki özel banka bu paraları kabul etmiyor. Bu sefer Halk Bankası faks üzerinden işlem yapma yolunu buluyor. 
Bir de İran’da para biriminin hem devlet hem de piyasa kuru var. Bu hayali ihracatla kur farkından da vurgun yapılıyor. Uzun süre bu sistemi döndürüp durdular. Bir süre sonra İran’ın Çin ve Hindistan’dan alacakları da Türkiye’ye gelmeye başladı. Son bildiğimiz rakam sadece Rıza Sarraf üzerinden olmak üzere Türkiye’deki kara para aklama tutarı 87 milyar Avro.

Türkiye çok yakında kara listeye alınır 

- Yani bu çete İran’la birlikte Türkiye’yi çok iyi dolandırmış... 
A.E.- İşin üzücü tarafı o dönem Türkiye’yle İran arasında çok ciddi bir kara para aklama operasyonu yapılması ve her iki devlet yetkililerinin bu işin içinde olmaları. İran’da Ahmedinejad gidip Ruhani başa geçince hesabını sormaya başladı. Ama bizim hükümet yetkilileri hâlâ aynı. 
O dönem İran ve Türkiye yetkilileri rüşvet ve kara para aklama ilişkisi içine giriyorlar ama iki ülke Suriye üzerinden de savaşa tutuşmuş. Biri El Kaide’yi, öbürü Hizbullah’ı destekliyor. 150 bin masum insan ölüyor. Milyonlarca insan mülteci konumunda. Bu, dünya tarihinin görmediği siyasal bir ahlaksızlıktır. Bir tarafta Ahmedinejad’la Erdoğan El Kaide ve Hizbullah üzerinden Suriye halkını katlederken öbür tarafta da rüşvet ve kara para üzerinden birbirlerini zengin ettiler. 
- Bunun hesabını kim soracak? 
A.E.- Hesabını Türk ve İran halklarının sorması lazım. Ama bu hesabın sorulabilmesi için de halkın bilgi edinme kanalları açık olmalı. Ama olmuyor. Her iki ülke yönetimi de İslam kalkanı arkasına saklanmış durumda. İkisinde de özgürlük ve demokrasi yok. 
AKP’nin bu kara para aklama trafiği dünya finans sistemi için ciddi bir risk haline geliyor. Uluslararası finans sistemi içine Türkiye üzerinden yüz milyarlarca dolar kaynak sokulunca bütün dünya buna tepki gösterir. BM Suç ve Kara Parayla Mücadele Kurulu (Financial Action Task Force) Türkiye’yi önce gri listeye aldı. O listede Myanmar, Suriye, Yemen var. Yakında Türkiye’yi kara listeye alacaklar. Bu listede iki ülke var. Terörü finanse ettikleri gerekçesiyle İran ve Kuzey Kore. Bu listeye alınırsa Türkiye’nin artık hiçbir akreditifi kabul edilmez. Her türlü sınır girişinde vatandaşları en son kapıdan alınır ve hep de sorguya tabi tutulur. Uluslararası bankacılık sistemi Türkiye’yi dışlar. İhracat ve ithalatınızı yapamaz hale gelirsiniz. Böylece Türkiye ekonomisi çöküşe gider. Bakın, her yıl Türkiye’ye kaynağı belirsiz 10-15 milyar dolar para giriyor. 
Biz artık Türkiye’de ihracat, cari açık, işsizlik rakamları ve enflasyon hesabının sahte olduğunu biliyoruz. Bütün bu tsunami dalgası çekildiğinde ortaya gerçek tablo çıkacak. Bu da ne yazık ki hiç iyi bir tablo olmayacak.  

PORTRE
AYKUT ERDOĞDU Kars, Sarıkamış doğumlu. Yükseköğrenimini Ankara’da Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde yaptı. 1995’te kontrolör olarak Hazine’ye girdi. Bir süre sonra İngiltere Edinburgh’da muhasebe ve denetim eğitimi aldı. Bunun ardından ABD’ye giderek Pennsylvania Carnegie Mellon Üniversitesi’nde kamu politikaları ve yönetimi üzerine yüksek lisans derecesini aldı. Hazine’ye geri döndü. Birtakım yolsuzluk dosyaları üzerinde çalıştı. Haziran 2011 genel seçimlerinde CHP İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye girdi.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Tedavi olsunlar 1 Mart 2015

Günün Köşe Yazıları