Mehmet Ali Güller

Sinatra doktrini

27 Haziran 2020 Cumartesi

Frank Sinatra (1915-1998) İtalyan kökenli Amerikalı bir şarkıcıydı. Ama adı bir doktrin oldu! Nasıl mı, anlatalım:

SSCB Dışişleri Bakanı Eduard Şevardnadze 23 Ekim 1989’da Sovyet rejiminin Varşova Paktı üyelerinin tercihlerine saygı göstereceğini açıkladı. Amerikan televizyon kanalı ABC’nin bu açıklamayla ilgili sorusuna SSCB Dışişleri Sözcüsü Gennadi Gerasimov şu yanıtı verdi: “Biz şimdi Frank Sinatra doktrinini uyguluyoruz. Sinatra’nın ‘I did it my way’ (Bildiğim gibi yaptım) adlı bir şarkısı var. Her ülke de kendi yolunu seçer.”

Gerasimov’un bu esprili yanıtı, literatüre resmi olmasa da Sinatra doktrinini sokmuş oldu.

AB’nin kendi yolu

Bugünlerde Sinatra doktrini yeniden ama farklı bir anlamda kullanımda. Meslektaşım Gökhun Göçmen dikkatimi çekti:

AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, ay başında birliğin dışişleri bakanlarına yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Frank Sinatra gibi olmalıyız: ‘My Way’ (Benim yolum). Çin’e karşı ABD’nin tarafını seçmeyeceğiz çünkü Çin ile ilişkilerimizde aynı çıkarlara sahip değiliz.”

1989’da işçi sınıfının ilk devletini satanların argümanı olan Sinatra doktrini, bu kez bir AB yetkilisinin ağzında, olumlu bir anlamda, AB’nin ABD’den bağımsız yol çizmesi gerektiği anlamında kullanılıyordu.

AB’nin Çin’le ilişkileri

ABD’nin ünlü dergisi Economist de 13 Haziran 2020 tarihli sayısında Sinatra doktrinini ele almış: Özetle AB’nin Sinatra doktrini, yani “kendi yolu” hem ABD’yle hem de Çin’le ilişkilerini bütün olarak değil ama kompartımanlar şeklinde ele almasını içeriyor.

Örneğin çok taraflı ticaret, uluslararası kurumların desteklenmesi, salgın sonrası ekonomik toparlanma ve iklim değişikliği dahil pek çok alanda AB’nin Çin’le çalışması ama örneğin Hong Kong ya da Sincan-Uygur bölgesi konularında farklı tutum alması şeklinde...

Nitekim Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel, 22 Haziran’da düzenlenen 22. AB-Çin Zirvesi’nin sonrasında yaptığı konuşmada şu vurguyu yaptı: “Çin’le ilişki kurmak ve işbirliği yapmak hem bir fırsat hem de bir gerekliliktir. Buna karşın aynı değerleri, politik sistemleri veya yaklaşımı paylaşmadığımızı da kabul etmeliyiz.”

ABD, Çin-AB bağını kesmek istiyor

ABD, Çin’e karşı AB’yi yanında “geleneksel müttefiki” olarak tutmaya, hatta bu da yetmeyeceği için cepheye Hindistan’ı da eklemeye çalışıyor.

AB ülkeleri ise -özellikle Almanya- üretimin ve ticaretin merkezinin Atlantik’ten Pasifik’e kaydığı son 20 yılda, Pekin’le daha yakın olmaya çalışıyor.

Dahası Brüksel 21. yüzyılın geride kalan ilk 20 yılında, giderek daha çok ABD’den bağımsız hareket etmeyi esas alıyor.

ABD ise Çin’i Avrupa ve Afrika’ya bağlayan modern kara ve deniz ipek yollarının geçtiği Kuşak ve Yol inisiyatifini hedef almış durumda. ABD, sadece ticaret değil aynı zamanda kültürel işbirliğinden siyasi işbirliğine döşenen taşlardan oluşan bu yolları çeşitli noktalardan kesmeye çalışıyor; Hindistan’da, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, Balkanlar’da, Doğu Avrupa’da...

O nedenle ABD’nin Suriye’de de, İran’da da, Libya’da da nesnel olarak Çin’le karşı karşıya geldiğini söyleyebiliriz.

ABD-AB arasındaki temel sorunlar

1 Temmuz’da Almanya’nın dönem başkanlığını devralmasıyla AB’nin ABD’den bağımsızlaşması da, Çin’le işbirliği kompartımanlarını çoğaltması da gündemde olacak...

Nitekim ABD’nin Almanya’dan asker çekme resti bu yeni süreçle ilgili. Berlin-Paris eksenli tartışmaya açılan Avrupa ordusu konusu da. Ve ABD’nin Avrupa başkentlerini Çinli Huawei konusunda sıkıştırması da. Hatta Moskova-Berlin işbirliğinde inşa edilen Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hattı da...

Özetle önümüzdeki yıllar ABD ile AB arasındaki bağların biraz daha zayıfladığı ve AB’nin Çin ve Rusya’yla ilişkileri geliştirdiği yıllar olacak...

Kuşkusuz ABD, transatlantik bağı koruyabilmek için başta NATO (derin hükümetler) olmak üzere pek çok kartı kullanıma sokacaktır.

Beş merkezli dünya

Ancak nihai tablo değişmeyecek.

AB’nin kendi yolu” konusu da, işte bu “Amerikan rüyası bitiyor, yeni bir dünya kuruluyor” dediğimiz sürecin bir parçasıdır.

Amerikan hegemonyası zayıfladıkça, o hegemonyaya tabi olan ülkeleri çekim kuvveti de azalıyor. Amerikancı bir iktidara rağmen Türkiye’nin belli konularda Avrasyacı düzlemde siyaset yapabilmesi bile bu nedenledir.

Beş merkezli (G-5: ABD, Çin, AB, Rusya, Hindistan) dünya şekilleniyor...


Yazarın Son Yazıları

Libya’ya Suriye modeli 9 Temmuz 2020
Tek adam, çok baro 2 Temmuz 2020
Sinatra doktrini 27 Haziran 2020
AKP’nin dış politikası 20 Haziran 2020