Meriç Velidedeoğlu

Kaldığı Yerden Devam

07 Kasım 2014 Cuma

“Anayasa Mahkemesi”nin aldığı karar (18.6.2014) gereğince, “Balyoz Davası”, Kartal’daki “4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde” yeniden görülmeye başlandı, geride bıraktığımız “3 Kasım Pazartesi” günü.
Anımsanacağı gibi, yaklaşık “120” yıl önce Fransa’da da “Balyoz”un bir örneği olan “Dreyfüs Davası” yeniden görülmeye başlayınca dönemin ünlü yazarı “Emile Zola” şunu söyler: “Gerçeğin gömülmesi boşuna. Gerçek toprak altında yol alıyor. Bir gün her yandan fışkıracak!”
“Zola” o gün haklıydı, kuşkusuz bugünde...
“Balyoz Davası”nın karar günü olan “21 Eylül 2012”de, gerçeklerin gömüldüğünü sananlar yanılıyorlardı; iki yıl sonra da olsa, “3 Kasım günü”, sözü edilen mahkemede gerçeklerin yeniden fışkırması için ilk adım atılacaktı.
Şöyle biraz geriye dönelim diyorum; “İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi”nde, “Balyoz”un ilk duruşmasında (16 Ekim 2011) Kur. Alb. “Mustafa Önsel” savunmasına “Burada ne söylersek söyleyelim, yaptığımız karanlığa atılan ‘çığlık’tır!” diye başlamıştı...
Pazartesi günü Kartal’da mahkemede kendisini gördüm; o çığlıkların kesilmeyip daha da gürleşerek sürdürülmesiyle, karanlıkların aydınlığa çıkarılmasındaki payının verdiği keyif içindeydi; tıpkı öteki komutanlarımız gibi...
Biliyorsunuz, şu sıralarda “Hatay Gezi Direnişi”nde “Abdullah Cömert”i başından vurarak öldüren polisin de yargılanması başladı; davanın savcısı “Baki Çalışkan”ın uyuduğunu basından öğrenince, ilk “Balyoz”un “öğleden sonraki” bir oturumunda savcının kendinden geçip tam bir “şekerleme” yapmasını anımsadım. (16.8.2012)
Başkan “Ömer Diken”, konuşulan konu üzerinde “savcı”nın görüşünü sordu; yanıt yoktu; biraz bekledi; ikinci kez sorusunu daha “tok” bir sesle yineleyince “savcı bey”, “irkilip” uyanmıştı...
Daha sonraki bir duruşmada da, “mütalaa” üzerine son sözünü söyleyen E. Org. “Çetin Doğan” kendisine durmadan “baş sallayan” bu “şekerlemeci savcı”yı uyarmıştı baş sallamaması için... (23.9.2012)
Kuşkusuz bu ilk dava ile onarılması yıllar sürecek büyük bir kayba uğrayan “TSK” olmuştu; bu “kayıp” yargılama sürecinde pek çok kez belirtilmişti; ayrıca Dz. Kur. Alb. “Erdinç Altıner” ile ilgili durum da, bunun somut örneklerinden biridir.
“Alb. Altıner” komutanı olduğu “Oruç Reis” firkateyniyle açık denizlerdeki görevini tamamlayıp döndüğünde, “Çağlayan Adliyesi”ne gidip teslim olmuş; “23 Eylül 2011” günü de tutuklanmış.
Ne var ki, “Oruç Reis”in “komutanlık” görevini bir süre daha “zorunlu” olarak, “15 Kasım”a dek yürütmüş; çünkü bir yıldır sürmekte olan “dava” ile “Deniz Kuvvetleri”ne öyle bir “Balyoz” indirilmiş ki, “Alb. Altıner”in yerine geçecek bir “komutan” bulunamamış...
Şimdi de yeniden görülmekte olan davanın “Kartal”daki duruşmasında E. Tüma. “R. Cem Gürdeniz”: “Deniz Kuvvetleri’nin gelecek ‘30 yılı’ çökmüştür!” diyerek -kim bilir kaçıncı kez- bu gerçeğin altını çizerek vurguladı... (3.11.2014)

“Kayıp 30 yıl!”...
Bu yeniden yargılamanın ilk duruşması için Kartal’da İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne özgülenen konferans salonuna alınıp, bulduğumuz yere oturduğumuzda, “Balyoz”un ilk duruşmasını (16.12.2010) anımsadım; sanık bölümüne numaralandırılarak oturtulmuştu komutanlar; “1” numara Birinci Ordu Komutanı, Org. Çetin Doğan’a verilmişti; demek “baş sanık” olarak seçilmiş; “2 ve 3” numaralı sanıklar da “Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları”, böylece “TSK”nin “196” subayı “Numaralı Sanıklar” olarak belirlenmişti.
Yoklama başladığında, sıra “164” sayılı Astsb. “Recep Yavuz”a gelince, bu davanın “Balyoz”un kimliği de gözler önüne serilecekti; “164” sayılı Astsb. “Recep Yavuz”, “sanık” değildi; sanık olarak belirlenen Astsb. “Recep Yıldız”ın kimliği kendisine uygun görülmüştü. “Başkan Ö. Diken”, “İnsan unsuru”nun “yanılma” payından söz ediyordu ama, “Astsb. R. Yavuz”, dilekçe verip bu yanlışın giderilmesini istemiş, uyarmış... “Dz. Yrb. Ali Tatar”ı da intihara sürükleyen, “insan”ı “hiç”e sayan bu tutumdu...
“16 Aralık 2010” günü, Silivri’deki mahkemenin kapısında toplananlardan “Özgür-Der”in üyeleri, içeride yargılanan komutanlara “En ağır ceza verilsin!” diye haykırıyorlar; bir bölüm savunman da “darbe girişimleri”ne tepkilerini dile getiriyorlar; “AB”nin “Komiserleri” de Türkiye’yi alkışlıyorlar; Başbakan “R.T. Erdoğan”ı uçuruyorlar; taraftar basın kendinden geçercesine saldırıyor; “TSK”nin “Başkomutanı” olan Cumhurbaşkanı “A. Gül” Hazretleri kışın “Çankaya”da, yazın -bugün de bir türlü ayrılamadığı- “Huber Köşkü”nde, “mütebessim” görüntülerle ekranlarda...
Yarın her zamanki gibi yine “Beşiktaş”ta olalım!  


Yazarın Son Yazıları

‘Kıht-ı Rical’ 23 Ekim 2020
‘Quo vadis?’ 16 Ekim 2020
‘Torpil’ 18 Eylül 2020
İlahiyatçı ne diyor? 11 Eylül 2020
Yine mi? 4 Eylül 2020
‘Ağustos’ ayı 28 Ağustos 2020
‘Mecelle’ 14 Ağustos 2020
Lozan’dan Lozan’a! 7 Ağustos 2020
86 yıllık... 17 Temmuz 2020
Düğme 10 Temmuz 2020