Samsun’dan Sonra En Zor 19 Ay

23 Mayıs 2021 Pazar

Erzurum ve Sivas kongreleri sırasında, işgalcilerin kuklası İstanbul hükümetine muhalifler arasında bile Türkiye’nin kurtuluşunu manda yönetimine girmekte görenler çoktu.

Woodrow Wilson, İstanbul’a 1919 Ağustos ayında akademisyen Henry C.King ve işadamı C.R. Crane’den oluşan bir kurul; eylül ayında ise General James G.Harbord’un başkanlığında 15 asker, 31 sivilin katıldığı ikinci bir kurul gönderdi. Bu kurullar, İstanbul’da pek çok aydının tüm Türkiye için Amerikan mandası istediğine tanık oldular! 

Başta Halide Edib, gazeteci Ahmet Emin (Yalman) ve manda düşüncesinde olanlar, Milletler Cemiyeti’nin bir misyonu gibi görülen King-Crane kuruluyla yakın ilişki kurmuşlardı. Hatta bu kişiler, Sivas Kongresi’nde Amerikan mandası kararı alınacağını sanıyorlardı.  

King ve Crane, 21 Ağustos 1919’da İstanbul’dan ayrıldılar. Ancak onlarla birlikte gelen Amerikan Chicago Daily News muhabiri Louis Edgar Browne, 1 Eylül 1919’da Albay Kara Vasıf Bey eşliğinde Sivas’a geldi.

Atatürk’ün diplomasi dehası 

Browne’ın asli görevi, Milli Mücadele’nin bir İttihatçı ya da Bolşevik işbirliğine dayalı olup olmadığını ve Sivas Kongresi’nden Amerikan mandası kararının çıkıp çıkmayacağını araştırmaktı. Kongreyi izledi. Atatürk’le yaptığı görüşme sonrası Chicago Daily News’a gönderdiği yazıda, Kurtuluş Savaşı’nın Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Milli Kuvvetler tarafından kazanılacağını öngörüyordu.

Harbord Kurulu, tam takım 18 Eylül’de ulaştığı Sivas’ta, “Milletin kendi geleceğini tayin ilkesi” yazılı pankartlarla karşılandılar. General Harbord ve kuruldaki iki general, 22 Eylül’de Mustafa Kemal’le iki buçuk saat süren bir görüşme yaptılar. Konuşmanın sonunda General Harbord’un “Her şeyi hesaba katmıştım ama bunu değil. Sizin yerinizde olsaydık biz de aynı şeyi yapardık” sözleri, ikna olduğunu gösteriyordu. 

Gururdan taviz yok!

Sivas’ta Atatürk, Fransız hukukçu ve diplomat François Georges Picot ile de 1919 Aralık ayı başında görüştü. 

Sözlerine “Fransa hükümeti pek yakın zamanda değişecek. Aristide Briand başbakan olacak. Yeni Fransız hükümetinin siyaseti, Türk milli siyasetine yakın olacak” diye başlayan Georges Picot, uzun bir girizgâh sonunda baklayı ağzından çıkardı. 

Türk Kuvayı Milliyesi, o sırada Fransızlar için stratejik önemde Kilikya (Adana) bölgesinde hareket halindeydi. Picot, milli kuvvetlerin Adana içlerine ilerlememesini rica ediyordu. 

Mustafa Kemal, ricacıya “Fakat benden mümkün olamayacak bir şey istiyorsunuz!” karşılığını verdi. Bu yanıt, muhatabında Kilikya bölgesindeki milli örgütlenmenin çok güçlü olduğu algısını yaratmıştı. 

Picot, görüşmeden ayrılırken “Türk milletinin istekleri ile İstanbul hükümetinin siyaseti başka başka şeylerdir. Türk milli siyaseti haklı ve meşrudur. Türkler tamamıyla birleşmişler ve azmetmişlerdir” dedi.

Bir süre sonra, Georges Picot’nun Fransa’nın yarı resmi gazetesi Le Temps’da Anadolu milli hareketi lehine başmakaleler yazdığı görüldü.* 

Polisiye tadında bir destan

Yukarda kısa bir alıntı okuduğunuz Alev Coşkun’un son incelemesine, bu toprakların en şanlı, çünkü kazanılması en güç savaşına hazırlanan kahramanlara ve hainlere dair yazılmış en ayrıntılı ve ilginç eser demek, abartı sayılmamalıdır.

İnceleme, Kuvayı Milliye hareketinin suya düşmekle destanlaşmak arasında gidip geldiği; kelleyi koltuğa alan yurtsever yiğitlerle kim kazanırsa ondan yana çıkmak üzere tereddüt ve bazıları düpedüz çıkar karşılığı milli davaya ihanet edenler arasında amansız bir algı mücadelesinin yaşandığı kapkaranlık saatlerin, en zor on dokuz ayın destanı. 

Yurdun işgal, iç savaş ve diriliş sürecini çoğumuzun varlığından habersiz olduğu binlerce belgeye dayanarak bir yapboz tablosu gibi eklemleyen Alev Coşkun, adeta tarihsel bir polisiye dizisi yazmış. İki kitaba sığan inceleme, bin sayfa olmasına karşın heyecanla okunuyor. 

Hepimiz Milli Mücadele’nin yokluk ve yoksunluk içinde başladığını biliriz. Ama Alev Coşkun’un incelemesinde belgelediği derin yoksulluk, yürek burktuğu kadar günümüz için de umut veriyor.

Gözünü karartıp karanlığı yırtanlar

Çünkü “En Zor 19 Ay”, Milli Mücadele’nin başta Atatürk, İnönü gibi sarsılmaz karakterde bir avuç kahramanın; hiçbir dayanakları olmadan çıktıkları yolda, umutsuzluğun tam ortasında, salt her şeyi göze almış kararlılıklarıyla kazandıklarını ortaya koyuyor. 

Atatürk’ün İstanbul’daki hükümete biat ederken saf değiştirip Anadolu’ya geçenleri salt askeri ya da sivil yeteneklerine bakarak sorgusuz sualsiz Milli Mücadele’ye dahil etmesi; hatta Fevzi Çakmak gibi davaya zararı dokunan oportüniste bile ikinci bir şans vermesi, gerçekten çok şaşırtıcı.         

Türkiye’de karşıdevrim, devrimlere sahip çıkılmadığı ve halen devletin boğulmakta olduğu mafya lağımı, çocuklarımıza Milli Mücadele diye basmakalıp mıymışlar öğretildiği için patladı.

Tarikatların eline geçen Milli Eğitim, Samsun’dan Sonra En Zor 19 Ay gibi kitapları okullarda okuttuğu zaman, laik Cumhuriyet rejiminin de değeri bilinecektir. 

Milli Mücadele mucizesini, Türklerden başka bir ulus gerçekleştiremezdi. Gençlerimiz o mucizeyi kavradıklarında, destana da sahip çıkacaklardır. 

* Alıntı: ALEV COŞKUN, Samsun’dan Sonra En Zor 19 Ay/ Cumhuriyet Kitapları, 2021


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İnancın ahlakı 6 Haziran 2021
Asker sözü 16 Mayıs 2021