Türkiye Kokuyor mu?

24 Ağustos 2014 Pazar

İngiliz istihbarat örgütü MI-6’nın, 20. yüzyıl ortalarında jargonuna girmiş ve casusluk operasyonlarında kimin ne işe yaradığını belirtmek için kullanılan iki şifresi vardır: Jacobson’lar ve Feromon’lar.
Sözcük anlamıyla Feremon, pek çok hayvan türünde dişilerin üreme döneminde salgıladıkları hormonal koku olup; erkeklerin bu kokuyu algılayıp çiftleşebileceği dişiyi saptamasını ve dişilerin de erkeği idrar ya da ter kokusundan tanımasını sağlayan burun içi organına da Jacobson denir.
Kolayca anlayacağınız gibi MI-6, biyolojiye değgin bu iki sözcüğü istihbarat toplamakta “koku salan av” ile “avını kokudan tanıyan avcı”ları ayırt etmek için kullanır.
Son yıllarda adeta uluslararası casusluğun fokur fokur kaynadığı dev bir kazana dönüşen Ortadoğu’da, Türkiye’nin Feromon mu, yoksa Jacobson diye mi anıldığına, toparlayacağım bilgilerin ışığında, buyrun siz karar verin:
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, IŞİD’le mücadelede İran’la işbirliği yapmaya hazır olduklarını açıkladı. ABD’nin Avrupa’daki ileri karakolu ve AB’nin bir numaralı gücü Almanya, IŞİD’e karşı savaşan İran’daki ve Irak’taki Kürt peşmergelere silah yardımı yapıyor.
İşte bu Almanya’nın istihbarat örgütü BND’nin 2009’dan beri Türkiye’yi dinlediği ortaya çıktı.
Herhalde sizi, beni dinlemiyor, kimi dinledikleri çok belli. Başbakan Merkel, “Neler öğrendiğimizi bilseniz, niçin dinlediğimizi anlar ve hak verirsiniz” anlamına çekilecek bir yorumla, özür dilemeyi bile reddetti!

***

2009 öncesi ne oldu da Almanya’nın kulakları Türkiye’ye doğru dikildi?
Elbetteki Deniz Feneri yolsuzluğu oldu! Almanya, 2008’de bu derneği kapattı, mallarına el koydu ama Türkiye’deki uzantılarını gayet iyi biliyordu ve bizim ellerde örtbas edilen kumpasın peşini bırakması söz konusu olamazdı. Başbakan Erdoğan, Davos’ta Şimon Peres’e “One minute!” deyince Türkiye’yi dinlemek uluslararası gerekçe kazandı ve 2009’da düğmeye basıldı.
Peki, 5 yıldır neler takılmış olabilir bu dinlemeye?
Örneğin 2010’da İHH’nin Gazze’ye Mavi Marmara turunun finansman ve organizasyonu… 2011’den öteye Libya’dan tedavi için getirilen milislerin, silahların ve mühimmatların Suriye’ye sevki ve bittabi, İran’ın uluslararası ambargoyu Türkiye’nin aracılığıyla delerek altın karşılığı petrol ihraç yöntemleri…
Özetliyorum, son beş yılda Türkiye ne yaptıysa ya da dinlemelere ne takıldıysa, Batı dediğimiz küresel ittifakın güvenini yitirdi. Ve bu ittifak, 2013’ten öteye denize düşenin yılana sarılması gibi daha düne kadar düşmanı İran’a sarıldı ve bölgede “ılımlı” başbakan Ruhani’yi resmen muhatap makamına yükseltirken, “hışımlı” Başbakan Erdoğan’ı da tam anlamıyla karantinaya aldı.

***

Arkasına ABD’nin ve AB’nin rüzgârını alan İran, FARS haber ajansını kullanarak, geçen ay Türkiye’yi THY uçaklarıyla IŞİD’e militan taşımakla suçladı. Zaten Türkiye’de iç edilen petrol parasının peşini de 17 Aralık 2013’ten beri bırakmıyor. İranlı milletvekili Emir Abbas Sultani, Şark gazetesine verdiği demeçte bir parlamento heyetinin “İran’ın çalınan parasını araştırmak üzere” çok yakında Türkiye’ye geleceğini açıkladı.
Babek Zencani’nin kendi ayağıyla gidip teslim olduğu İran makamları, Rıza Sarraf’ı istiyor Türkiye’den.
Fakat bizim muktedirler, akıl almaz bir hızla Türk yurttaşı yaptıkları Sarraf’ı, isteseler de veremeyecek bir pozisyona girmiş bulunuyorlar.
İki ara bir dere diyebileceğimiz bu hızlı süreçte, Alman istihbaratı BND’nin İran ile yakın işbirliği içinde olduğunun açıklanmasının, bilmem şaşırtıcı bir yanı var mı?
Batı istihbarat ittifakının İran’ı “jacobson”, Türkiye’yi “feromon” olarak nitelediği çok açık.
Anımsayın.
Libya diktatörü Kaddafi, 24 Eylül 2009’da BM’nin kürsüsünden ona buna caka satıyor, Batı’ya meydan okuyordu. 2011’de NATO’nun bombardımanıyla tahtından indirilip öldürüldü.
Suriye diktatörü Beşşar Esad’ın tepesine 2010 yılında Fransa’da devlet konuğu olarak ağırlandıktan sadece 1 yıl sonra binildi.
Türkiye’yi babasının çiftliği gibi yönetenler, bilmem haklarında “kanıt” toplandığının farkındalar mı?
Y.N. Devamı haftaya.

G NOKTASI
Ayrılığımız
Ağlamıştın gözlerinde kiraz çiçeklerinin kırmızısı kalmıştı kıştan beter bir bahardan çıkmıştık senin gideceğin şehirler vardı benim de keşke dolu cümlelerim
Ankara akşam üzerlerinin yağmurlarına benziyordu ayrılığımız geçer bekleyelim biraz ne yağmurlar kesildi ne beklemelerimiz
İstanbul’da nasıl yaşanıyor hasretler gecelerden sonra da geceler başlıyor kayboldu sabahlar diye kimlere yazıyorsun yoluna çıkıyor mu kumrular zamanın ve hayatın hükmünü ölümler verir duyduğunda üzülme uzak denizlerdeki dalgaların düğünlerini anlatırdım sana rüzgârlarla danslarını büyük özgürlüğümüzü onları hatırla ağlama sakın gözlerinde kiraz çiçeklerinin kırmızısı kalsın.
A. KADRİ ERGİN

“Güven suiistimalinin bayrak altına alınmasına casusluk denir.”
ALAIN  


Yazarın Son Yazıları

Damat 15 Kasım 2020
Kiralık işgal 1 Kasım 2020
Varlık, yokluk, NAVTEX! 20 Eylül 2020
‘Survivor’ gazileri 6 Eylül 2020
Künye 23 Ağustos 2020
Maarem 16 Ağustos 2020