Varlık, yokluk, NAVTEX!

20 Eylül 2020 Pazar

ABD, dünyanın en etkin deniz gücüdür.

Bu gücü yalnızca savaş hacminde Çin’in ardından gelen, Hindistan’la yarışan donanmasından almaz. Küresel deniz ticaret yollarının yüzde 90’ından fazlasını denetim altında tutar: Basra Körfezi, Kızıldeniz, Akdeniz, Hint-Çin Denizi, okyanuslar...

Ben bile şaşkınım: İlk baskısı 2008 yılında yayımlanan Destina* başlıklı bilimkurgu romanımdaki öngörülerim bire bir gerçekleşiyor! Doğu Akdeniz’de savaş öncesi ısınma hareketleri, “gelirim ha”, “vururum ha” türünden bir peşrev seyrediyoruz.  

ABD donanmasının büyük uçak gemilerinden Eisenhower sahada dolanıyor. Çevresinde altı adet nükleer muhrip var. Bunlara taarruz grubu deniyor. Bu grup, uzunca bir süredir Ortadoğu’da görevliydi. Geçen hafta ansızın, Akdeniz’de tur atmaya başlayıp Girit’in güneyinde pozisyon aldı.

Kara, deniz ve hava savaşlarının ortak temelinde tahkim dediğimiz yığınak yatar. Tahkim ne kadar sağlam olursa, savaşta başarı oranı artar. ABD, Doğu Akdeniz’de çıkan petrolü, gazı elbette kimselere yedirmemeye çalışacaktır. Kendi belirlediği dilimlere paylaştıracaktır. 

Kara koyunum, Türkiyem

İşte bu ahval ve şeraitte, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de durumu ve konumu nicedir diye bakacak olursak, tablo hiç de iç açıcı değil: 

Ülkemizin, Doğu Akdeniz jeopolitiğinin iki önemli aktör ya da faktörü diyebileceğimiz İsrail’de 2019’dan öteye ve Mısır’da 2013’ten beri büyükelçisi yok... İlişkiler asgari düzeyde, maslahatgüzarlar tarafından sürdürülüyor. Oysa Türkiye’den çok daha uzak olduğu bölgeye Rodos ve Meis gibi adalarla giriş yapan Yunanistan; hem İsrail hem de Mısır ile al gülüm ver gülüm hallerinde “win-win” (kazan-kazan) oynuyor.   

Üstelik bölgede, Türkiye kamuoyuna pek de yansımayan önemli gelişmeler yaşanıyor: İsrail, ABD’nin koluna girip Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’le barış anlaşmaları imzaladı. Daha önce Suudiler ve Ürdün ile de anlaşmışlardı. 

Beyaz Saray’dan Mark Meadows, geçen hafta adını vermekten kaçındığı beş ülkenin daha İsrail ile “normalleşme” anlaşmaları yapmaya hazır olduğunu açıkladı.     

İsrail, bu anlaşmalarla bölgedeki Hamas ve Hizbullah terör örgütlerinin kendisine vereceği zararı asgari düzeye indirmeyi hedefliyor. Çünkü Hamas ve Hizbullah’ın silah, araç, gereç ihtiyacının büyük bölümünü anlaşma yapılan ülkeler karşılıyor. Bundan böyle İsrail’in hasmı iki örgütü besleyecek biricik kaynak İran kalıyor ki, o da ambargo altında, boğuluyor...  

Söz konusu anlaşmalardan olumsuz etkilenecek bir başka yapı da İhvan-ı Müslimin teşkilatı, yani Müslüman Kardeşler. Yedikleri darbenin ilk morluğu, Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti başbakanı, İhvan’a yakın Sarraj’ın istifası olabilir. 

Tahkim tamam, tatbikata devam, sırada ne var?

Türkiye’de herkes sahadaki mostralığa, başka bir deyişle Yunanistan’ın başta Fransa, AB’yi ve hatta Rusya’yı arkasına almışlığına bakar ve tartışırken; vitrin gerisindeki depo gerçeği, Yunanistan’ın İsrail ve ABD’nin Ortadoğu’da dengeleri sözünü ettiğim ikili anlaşmalarla altüst ettiğini görüp Türkiye’nin bölgede tutunacak dalı kalmadığını anlamış olması. Yüklendikçe yükleniyor, elbette.

Dedeağaç’ta üs izni verdiği ABD, buraya en özellikli birliklerini konuşlandırdı. 14-18 Eylül tarihleri arasında Batı Trakya Türklerinin yoğun olduğu İskeçe Kayalar’da Yunanistan’la ortak tatbikat yaptı...

Ne mutlu bize ki, bu tatbikatın orta yerinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Kathimerini’de yayımlanan ve Yunanistan’a zeytin dalı uzatan yazısı üzerine; Türkiye’nin de Romanya’da 25 Eylül’e kadar sürecek olan Balkan Ülkeleri Özel Kuvvetler Tatbikatı’na 12 kişilik (!) bir personelle katılacağı açıklandı da onur yaramıza merhem oldu. 

Halen Türkiye, Sakız Adası civarında yeni bir NAVTEX ilan etmiş bulunuyor. Oraya da Doğu Akdeniz sularında Süleyman Şah Türbesi gibi gidip gelen Oruç Reis’i mi gönderirler bilemem; ama gözlenen bölgede balıkçı tekneleri ve sığınmacı botlarından başka bir tehlike, büyük savaş gemilerinin geçeceği bir aralık yok. Yunanı, Fransızı, Amerikalısı, Sakız’ın arkasındaki açık denizde. Orada da NAVTEX’imiz yok. 

Türkiye, var olanı yok etmeyi çok iyi beceriyor.

Bakalım yoktan var etmeyi de başarabilecek mi? 

Soylu bir ruh, Suna Kıraç...

Soylu doğulmaz olunur, derler. Suna Kıraç, içinden dışına yansıyan zarafeti, bilgisi, yüreği ve donanımıyla soylu bir ruhtu. 

Paris’te tanışmıştık. Dingin olduğunca güçlü kişiliğine hayran kalmıştım. Ailesinin ve yakınlarının başı sağ olsun. Uğurlar olsun, sevgili Suna Kıraç, uğurlar olsun. 

*Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016  


Yazarın Son Yazıları

Varlık, yokluk, NAVTEX! 20 Eylül 2020
‘Survivor’ gazileri 6 Eylül 2020
Künye 23 Ağustos 2020
Maarem 16 Ağustos 2020
Tavşanlar da ateş eder! 9 Ağustos 2020
Suat Derviş’in romanı 2 Ağustos 2020