Müjdat Gezen

Ahkâm kesmek

31 Temmuz 2023 Pazartesi

Bilmediği konuda ileri geri, büyük fikir sahibiymiş gibi konuşanlara söylenirdi: “Ahkâm kesme kardeş, o iş öyle değil” diye. Bizim meslekte de eksik olmasınlar çokça vardır ahkâm kesenler, her meslekte olduğu gibi. Kişisel fikrim odur ki yerinde izlemeden, gidip görüp, biraz olsun incelemeden sanki kendi fikrinmiş gibi bir meseleyi sunarsan olmuyor. Ben mesleğimi çok sevdim. Epik tiyatroyu merak ediyordum. Gittim Doğu Berlin’e, kulisine de girerek üç dört oyun izledim. Biraz bilgim oldu. Bize anlatılanlara ve okuduklarımıza hiç benzemiyordu. Japon No Tiyatrosu’nu, Puk Çocuk Tiyatrosu’nu, Geyşa Tiyatrosu’nu merak ediyordum. Suziki metodu ilgimi çekiyordu. Gittim, baktım... Bolşoy. Ruslar neden balede, operada bu kadar iyiler? Param yettiği kadar, paradiden de olsa izledim, gördüm. Amerikan müzikalleri neden bu kadar başarılı diye merak ediyordum. Gittim izledim, anladım. Diyebilirsiniz ki: “Senin imkânların varmış yapmışsın, olmayanlar ne yapsın?” Çok basit. Ahkâm kesmesinler yeterlidir. Ayrıca ben bunları yerinde gördüm ama geldim kendi geleneksel tiyatromu yaptım. O gördüklerim cebime koyduğum bilgilerdi. Örneğin Türk tiyatrosu konusunda kitap yazdım ama diğerleri konusuna hiç girmedim. “Yerinde görmekle de olmaz” diye düşündüm. O işe ruhunu vereceksin. 

Şimdi gelelim ahkâm kesme meselesine, bunu hemen herkes yapıyor. Tamam, politikacılar yapabilir, onların işi bu. Onlar için bugün söylediğinin yarın tam tersini söylemek vakayı adiyedendir. Etik meselesine de böyle bakar çoğu. Politika yalansız olmaz. Meraklıyım. Bilmediğim konularda soru sormayı severim. Hayatı da sorgularım böylece. Soru sorun çünkü bize sorgulamayı yasakladılar. Ama siz sorun. Aksi halde doğruyu bu adamlardan öğrenmeye kalkarsak vay halimize.

YILMAZ ÖZDİL

Kalemi bu kadar kuvvetli bir köşe yazarına az rastlanır. 

Ben Yılmaz’ın yazılarını özledim. Her ne sebeple olursa olsun, böylesine güçlü bir kalemin yazmaması gücüme gidiyor. 

“Normal Olacak Kadar Anormal Değilim” adlı kitabıma önsöz yazmıştı. Beni övdüğü için buraya almıyorum. Ama Yılmaz gibi bir kalem ustasının kıyıda durmasını da hazmedemiyorum. O açık denizlerin adamıdır. Terstir, onurludur, boyun eğmeyenlerdendir ve yazdı mı öyle yazar ki o gün benim yazımı bile okumazsınız. “Kuşkusuz bu son tümce sululuktan ibaret.”

Yılmaz yaz... Şimdilerde tam zamanı, tam zamanın Y A Z... Senin işin bu.

‘ÖZGÜR-ÖZGÜN-DOĞAL-SORU SORAN-ÖMÜR BOYU EĞİTİM’

Bu bizim MSM’nin beş ilkesidir. Bunları özümsemeyenler okuldan mezun olamazlar. Hatta öğretmenlerimizden İlker Ayrık, bu beş ilkeyi bilmeyen öğrencileri derse almaz çok kızarsa kendi de dersi bırakıp gitmiştir. 

Çok zor değil ki. Beş ilke. Sizin de aklınızda bulunsun. 

SENECA

Çağının büyük düşünürü günümüzde de anılıyorsa gerçekten büyüktür. Asırlar önce söylediği şu sözlere bir bakın: “Kral olmanın en büyük faydası, halkın sadece kralın her yaptığına katlanması değil ayrıca onun her yaptığını övmesidir.” Ki o zamanlarda krallık var. Hadi şimdi söyle bakalım bu lafları Seneca. Artık Anadolu Adliyesi mi bakar, başka yer mi görürsün. Böyle sözünü esirgemeyen adamlar her devirde çıkmıştır. Çünkü gerçek çıplak dolaşır ve bir gün yüzünde şaklar. Sağ ol Seneca. 

KAHVE

Öğle ve akşam yemeklerinden sonra birer kahve içerim. Sakarinle. Şeker hastalığı aile mirasıdır bende. Annem, babam, ablam, abim, halam, amcam, tüm aile şeker hastasıydı. Halbuki bir iş hanı veya arazi de bırakılabilirdi yani. Kendi ekmeğini kendi kazanan babam, demek benim de öyle yapmamı istemiş. İyi de oldu. Çok çalıştım. Hanlar, hamamlar öyle geldi. Biz de “kahve”den buralara geldik. Yanlış. Kahveyi anlatmam gerekiyor. Anayurdu Brezilya. Daha doğrusu, biz oradan ithal ediyoruz. Kırmızı minik meyvelerden elde ediliyor kahve. Ayrıca dünyada Türk kahvesi diye bir şey var ama Yunanistan’da “Greek kafe” olarak satılıyor. Tıpkı dönere “Greek kebap” dedikleri gibi. Kahve insanı rahatlatan bir şey olsa gerek. Zihni de açtığı söyleniyor ama ben inanmıyorum. Öyle olsa benimki açılırdı. Neyse, netice olarak içiyoruz işte. Siz de içebilirsiniz. Benim için mahzuru yok. Kahve başlığını görünce, umarım ansiklopedik bilgi vereceğimi sanmamışsınızdır. Zaten bana ne kahvenin tarihçesinden. 

ÇİZME

Eski Efes’te sarayın ressamı kralın bir resmini yapar. Fakat resimde bir kusur vardır. Bunu kendisi bulmuştur. Kralın çizmesi tam olmamıştır, bunu en iyi kim bilir? Sarayın çizmecisi. Ona gelip sorar: “Çizmede bir hata var bulamıyorum, yardım et” der. 

Çizmeci: “Koncunu yanlış yapmışsın, şöyle düzelt, ayrıca yüzünde de kralın...”

“Orada dur, çizmeden yukarı çıkma” der ressam. Pek çoğunuzun bildiğini umduğum bir hikâyedir bu. Gerçek olduğu söylenir. “Çizmeyi aşmak” deyimi çok yaygındır bizde. Ama pek çok kişi bunu bildiği halde çizmeyi aşar. Politikacılar bunu sık sık yaparlar. Bilmedikleri her konuda bilgi sahibiymiş gibi davranarak çizmeyi aştıkları çok olmuştur. Ben de şu anda derin meselelere girip çizmeyi aşmayayım.

ÇAY

Ben çay içmem. Özellikle kadınlar “Zıkkım için efendim” diyebilirler. Ama gerçekten tüm çay tüketimim her sabah yarım çay bardağıdır. Çin’den gelen bu lezzetli içecek bana seslenmiyor. Pek çok dilde çay olarak geçiyor yine. Çincede de çay. Bizde Erzurum en çok çay içilen kentlerden biri (nüfus oranına göre), yoksa İstanbul almış başını gidiyor çay tüketiminde. Çay tiryakileri bu içeceğin vazgeçilmez olduğu konusunda hemfikirler. Eskiden evlerde çay partileri yapılırdı. Çay günleri sanırım hâlâ var. Kadınların vazgeçilmezi. Bizim evde çaydanlık hiç sönmez. Leyla tiryaki. Geleneğimizde de “Bir çay almaz mısınız?” vardır. Güzel bir çay, insanın içini ısıtıyor herhalde. Ben bir çay uzmanı olarak... 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

'Cumartesi Anneleri' 10 Haziran 2024
Hayvanlar 3 Haziran 2024
‘Bizim ev’ 27 Mayıs 2024

Günün Köşe Yazıları