Bir ülkede adalet duygusunun yok
olması toplumsal heyelan gibidir.
Böyle bir felaket, sağlam kurum
bırakmaz.
Öyle ki, tıpkı doğadaki heyelanda
olduğu gibi, en üstte kalan da artık çökmüştür.
Çünkü oturduğu zemin sağlam değildir.
Türkiye böyle bir tablo ile karşı karşıyadır.
Adalet kavramı anlamını yitirmiş, tarifi
sürekli değişen bir meta haline gelmiştir.
İnsanoğlunun en iyi ve en kötü yanı, alışmasıdır.
En kabul edilemez durum bile zamanla
kabul görür, alışılır.
Ulaşılması en zor olan şey elde edildiğinde
de kısa bir süre sonra yıllardır sahip olunan
bir değer olur çıkar.
Ne yazık ki, toplum da her gün şaşırmaktan
bıktı ve adaletsizliğe alıştı.
En şaşırtıcı kararda bile verilen ilk tepki şu
oluyor:
“Şaşırmadık...”
***
Oysa adalet, insan olan insana ekmek
kadar gereklidir.
A. Kadir ve Asım Bezirci’nin Türkçemize
kazandırdığı Brecht’in “Halkın Ekmeği”
başlıklı şiirinin önce bir bölümünü paylaşmak
üzere yazının başına oturdum.
Şiiri bir kez daha okudum. Sonra bir kez
daha... Kesemedim. Okuyucunun da birkaç
kez okuması dileğiyle tümünü aktarmak
isterim:
“Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
Bakarsınız bol olur bu ekmek,
bakarsınız kıt,
bakarsınız doyum olmaz tadına,
bakarsınız berbat.
Azaldı mı ekmek, başlar açlık,
bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy
atmaya.
Bozuk adalet yeter artık!
Acemi ellerde yoğrulan, iyi pişirilmemiş
adalet yeter!
Yeter katıksız, kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!
Bolsa insanın önünde ekmek, lezzetliyse,
gözler öbür yiyeceklere yumulsa da olur.
Ama her şey bollaşmaz ki birdenbire.
Bilirsiniz, nasıl bolluk doğurur ekmek:
Adaletin ekmeğiyle beslene beslene.
Ekmek her gün gerekliyse nasıl,
adalet de gerekli her gün,
hem o, günde birçok kez gerekli.
Sabahtan akşama dek işyerinde, eğlencede,
hele çalışırken canla başla,
kederliyken, sevinçliyken
halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe,
günlük, has ekmeğine adaletin.
Madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,
onu kim pişirmeli, dostlar, söyleyin?
Öteki ekmeği kim pişiren?
Adaletin ekmeğini de
kendisi pişirmeli halkın,
gündelik ekmek gibi,
bol, pişkin, verimli.”
***
Şiirdeki gibi ekmekle adaleti yan yana
getirince devamında söylenecek daha pek
çok söz var.
Bir insanın adalet arayışıyla oynamak, ekmeğiyle
oynamaktan daha beter bir durum.
Ekmek nasıl insan bedeninin gıdasıysa,
adalet de bir bakıma toplumsal bedenin
gıdası.
Türkiye’de bugün adaletsizlikten daha
kötü bir durum var. O da şu:
Adaletin, başka amaçlar için kullanılması.
İntikam duygusundan iktidarı pekiştirme
hırsına kadar neredeyse her gücün yumruğu
haline geldi adalet.
Pascal şöyle diyor:
“Güçten yoksun adalet düşkündür; adaletten
yoksun güç ise zorba.”
İki ucu birleştirip soralım:
Gücün parçası haline gelen adalete ne
denir?
Her şeye karşın yazının başından beri tarif
etmeye çalıştığımız adaletsizlikler yelpazesine
alışmayanların da var olduğu bir gerçek.
Böylesi durumlarda asıl olan, alışanların
çokluğu değildir, alışmayanların varlığıdır.
Adalet Ekmeği
Yazarın Son Yazıları
TÜİK deyince aklımıza ilk enflasyon rakamları geliyor ama kurumun Türkiye’nin her alandaki verilerini derleyip toparlamak, bunları “bilgi” haline getirmek gibi önemli bir işlevi var.
ABD’nin yeni strateji belgesi yayımlandı.
2026 yılı bütçesinin TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlamasıyla ekonomi hak ettiği gündem önceliğini bir nebze kazandı.
Suriye’de Esad rejiminin devrilmesinin üzerinden bir yıl geçti. 8 Aralık 2024’te Şara ve beraberindekiler Halep’ten çıktıkları engelsiz yolculukla Şam’a vardılar. Havaya sıktıkları zafer kurşunları Esad güçlerine sıktıklarından çok daha fazlaydı.
Sayın Büyükelçi, göreve geldiğiniz günden beri Türkiye ve bölge üzerine tezler ortaya atıp geçmişten geleceğe aklınıza geleni söylüyorsunuz.
Dün sabah saat 10.00’da enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla birlikte art arda buna paralel haberler döküldü:
Uzunca bir süredir tarımdan gelen olumsuz haberler zincirine sonunda iktidarın TÜİK’İ de katıldı.
Papa 14. Leo’nun Türkiye ziyareti sona erdi, tartışmaları devam ediyor.
CHP’nin 39. olağan kurultayı Ankara için sık kullandığımız şu tanımın gölgesinde başladı...
İBB iddianamesi İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.
Uzun süre tartışıldıktan sonra ansızın gerçekleşen İmralı görüşmesinin yeni bir sürecin başlangıcı olduğunu dün vurgulamıştık.
Kritik haftalardan bir hafta daha başladı.
Son birkaç gündür uzun süredir konuşamadığımız, Anadolu’nun pek çok yerinden eski-meyen dostların sesini duyduk.
Kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” diye bilinen komisyonun tam adı şöyle...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün partisinin grup toplantısındaki konuşması bir süredir kulislerde dalgalanan pek çok olasılığın doğruluk payını arttırdı.
Güney yelpazemizde birbirinden farklıymış gibi seyreden gelişmeleri birleştirince ortaya Türkiye’nin etrafını saran bir yay çıkıyor.
Satır sözcüğünün ikinci anlamı şu...
Bir 10 Kasım’da daha Mustafa Kemal Atatürk’ün unutulmaz, unutturulamaz olduğunu yaşadık.
Dün sabah iktidar medyasının haber vermesiyle gündeme düşen İmamoğlu iddianamesi saat 15.00 sıralarında kamuoyuna ulaştı.
7 Kasım 1980 Cuma günü. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde günün sonuna yaklaşıyoruz.
1293 gündür hapiste olan Tayfun Kahraman’la ilgili Anayasa Mahkemesi’yle İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi arasındaki asimetrik çatışma Türkiye’nin hukuksuzlukta geldiği noktanın yeni bir ivmesi oldu.
Dünyanın Trump krampına girdiği bir süreçte ABD’nin kalbi New York’ta belediye başkanlığı seçimlerini Müslüman kökenli sosyalist Zohran Mamdani’nin kazanması, içinde büyük umutlar taşıyan önemli bir başlangıç olabilir!
Her şeyin pazarlığa tabi olduğu bir dönemdeyiz.
Dün AKP iktidarının 23. yılıydı. Çeyrek asra yaklaşan süreci şöyle özetlemek mümkün:
Birinci yılını dolduran, yolda “terörsüz Türkiye” adını alan süreçte şaşırtıcı olmayan bir “deltalaşma” aşamasına gelindi.
Bugün Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’e yönelik operasyonun birinci yıldönümü!
Cumhuriyetimiz ikinci yüzyılın ikinci yılına yine en temel değerlerin tartışma konusu olduğu bir ortamda giriyor.
Korkunun gözleri o kadar çoktur ki insanın üzerine çöktü mü, artık her şeyi korku olarak algılar. İmamoğlu, hapiste de olsa... Özgürce siyaset yapamasa da... Ondan korkuyorlar!
Dün sabahtan akşama dek sözcüğün tam anlamıyla yargı fırtınası esti!
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde geçtiğimiz pazar günü yapılan cumhurbaşkanı seçimlerinin yankıları devam ediyor.
İBB soruşturmasında aylardır beklenen iddianamenin bir bölümü çıktı.
Sevgili Kışlalı, Bugün alçakça bir saldırıyla aramızdan koparılışının 26. yılı!
Suriye Devlet Başkanı Şara’nın Moskova’ya gidişi, İsrail’le Türkiye arasındaki bu ülkenin nasıl bir geleceğe evrileceğine ilişkin soru işaretlerini biraz daha artırdı.
22 Ekim 2024’te MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Öcalan’a yönelik çağrısıyla başlayan, devamında “terörsüz Türkiye” diye adlandırılan süreçte sonbahar havası hissediliyor.
O bilinen “Basra harap olduktan sonra” deyişi ne yazık ki Gazze’ye de uyuyor. Yüzde 85’i harap olmuş, her 20 kişinden biri ölmüş ya da kaybolmuş, bebekleri ölüme doğmuş Gazze’de barışa giden yola ilişkin bir iyi niyet anlaşması yapıldı.
Seçeneğini aşağı çekmekten başka seçeneği kalmamış bir iktidarın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı da hedef alacağı aşikârdı.
1990’lı yılların faili meçhul cinayetler sürecinde dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın Uğur Mumcu cinayeti için kullandığı “tuğla” sözcüğü Ekrem İmamoğlu ve zafer arkadaşlarının iddianamesinde de gündeme geldi!
Sanayi Devrimi’nde kömür, demir, çelik neyse bugünün iletişim devriminde nadir toprak elementleri o!
Klasik söylemdir, “Eğitim yapboz tahtasına döndü” denir ama her değişiklik sorunları çözmek yerine katladığı için “yap” kısmı yok...
21 Ekim 1999’da alçakça bir saldırıyla aramızdan koparılan Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Siyaset Bilimi kitabında Meclis’in birleştiriciliğini şöyle özetler: