Aziz Nesin... Ne desin?

03 Mayıs 2020 Pazar

Sayın Aziz Nesin, Sevgili ustam, Hani siz paylaşmıştınız ya... Mizah gücünüze hayranlık duyan yabancılar, bunu nasıl başardığınızı sormuşlar. Siz de “Ben sadece gördüklerimi yazıyorum, ayrıca kattığım bir şey yok” diye yanıt vermişsiniz...

Türkiye’deki güncel gelişmelere bakınca bu anlatımınız çok sık aklımıza geliyor. İşte bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü!

Türkiye’de basın o kadar özgür ki istediğin her şeyi yazabiliyorsun, söyleyebiliyorsun. Bedelini ödemek şartıyla!

O kadar da olacak tabii. Bedava ne var ki!

Sizin Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz’la Marko Paşa dergisini çıkarma öykünüz, ne pahasına olursa olsun yazmanın, direnmenin belgeseli. Birinci sayfaya, “yazarları tutuklanmadığı zamanlarda çıkar” diye yazışınız. Marko Paşa kapatılınca Merhum Paşa’yı çıkarışınız. Bunun bedeli olarak Paşakapısı Cezaevi’ne konuşunuz. Sonra da okura duyuru:

Gazeteci kapatıldığı için gazete kapanmıştır.

Merhum Paşa da kapatılınca Malum Paşa, o da kapatılınca Ali Baba!

Susmamaya kararlı gazeteciyi susturmaya çalışmak, bulutlara kurşun sıkıp durduracağını sanmak gibi bir şey!

***

Bugün de işin özü çok değişmedi Aziz Usta...

Soruşturmalar, tutuklamalar bir doz daha vahşileşti...

Mesleğin ilk yıllarında iyi bir haber okuyunca, içimizde imrenme olsa da o gazeteciyi kutlar, şöyle derdik:

Bu haber ödül alır. Tam Hasan Tahsin’lik...

Hasan Tahsin Gazetecilik Ödülü, İzmirli gazeteciler için başlıca kriterlerden biriydi.

Bugün özgürce yayın yapabilen çok az gazete ve televizyonda iyi bir haber görünce şunları söylüyoruz:

Nefis bir haber, tam soruşturmalık...

Gerçekten dört dörtlük bir haber... Bundan iyi bir terör davası çıkar...

Yok yok bu haber daha ötesi, casusluk davası ödülünü de hak ediyor!

Olumsuzlukları karşılaştırmak iyi bir yöntem değil ama sizin dönemlerinizde gazeteci yazdığı bir yazıdan hüküm giyecekse avukatları hangi maddenin uygulanacağını bilirdi.

Bugün öyle değil. Konu, yazılan haber. Suç, oynar maddeli! Her an TCK’den yeni maddeler eklenebilir.

Bir de “suçu” kime karşı işlediğiniz önemli. Örneğin partinin Kuzu’sunun olmadık işlere karıştığını ispatlarsanız soruşturmaya gerek yok ama suç birikiyor demektir. Damadın önce arsa alıp sonra kanal işine girdiğini ispatlarsanız suç büyük, ciddi bir terör faaliyeti! Ama haber Saray’ın iletişim başkanıyla ilgiliyse büyükten biraz daha büyük. Öncelikle kişinin kaçak yapı yapma özgürlüğüne hakaret... Devamı var tabii, terör ve salgınla mücadeleyi aksatma!

Suçun bu kadarı soruşturma aşamasında... Daha sonra eklenebilecek suçlarla ilgili günün koşullarına göre elbette çalışma yapmak gerekecek. Haber, halkı kin ve nefrete sürüklemiş olabilir, malum evle yandaki arsayı ayırdığı için bölücülük suçu da hayli ciddi görünüyor... Casusluk suçu da... Haberi Türkiye’deki yabancılar da okuyabileceğine göre, al sana delil!

***

Yaşananlar Orwell’ın 1984 romanı ile Kafka’nın Dava’sı karışımı bir şey. Her iki yazar da bu günleri görseydi yetersizliği kabul ederler, “hayal gücümüzün sınırlarını buraya kadar zorlayabildik” derlerdi.

Sizin de işiniz hayli zor olurdu Aziz Usta... Hangisini yazacağım diye hayıflanırdınız...

Gazeteci davalarının hemen tümü yukarıda anlattığımız gibi. Düşünün; Büyük Başkan, “birkaç tane şehidimiz var” diyor. Gazeteciler de onun verdiği haber üzerinden haber yapıyor. Hoop içeriye. Önce yanlış Barış’ı tutukluyorlar. O, “Bu haberi koyan Barış ben değilim, öteki Barış” diyor. Onu da gözaltına alıyorlar, “Evet, o Barış benim. Tutukladığınız Barış’ın haberden haberi yoktu” diyor. “Tamam o zaman, seni tutuklayalım” diyorlar. “O zaman içerideki Barış’ı çıkarın” denince de şu karşılığı veriyorlar:

Onu tutuklamışken kalsın...

İnsan hüzünle gülümseyip soruyor:

Aziz Nesin ne desin?


Yazarın Son Yazıları

Siyasette bu yaz tufan… 27 Mayıs 2020
Yalnız milyonlar! 17 Mayıs 2020
Silahlar konuşurken... 12 Mayıs 2020
Öyle bir Cumhuriyet ki! 7 Mayıs 2020
Koronadan sonra tufan! 5 Mayıs 2020