B-uzlaşma!

20 Ocak 2019 Pazar

Son 10 yılda Türkiye’nin nereden nereye geldiğine ilişkin araştırma, pek çok alanda yaşanan “uçurum derinleşmesinin” boyutlarını ortaya koyuyor.
Ekonomide, toplumsal yaşamda, ortak değerlere bakışta, akla gelebilecek her alanda, uçurum, kutuplaşma, kamplaşma gibi sözcüklerin yetersiz kaldığı bir tablo var.
Ekonomiden başlayalım... 2000’lerin başında emeğin gayrisafi milli hasıladan aldığı pay yüzde 35’ti, şimdi yüzde 17.
Buna karşılık her dört aileden biri yardımla geçinir hale geldi. Hakkını değil, yardım isteyen bir toplum! Emekli aylığı bağlama oranları 2008’den bu yana her yıl ortalama yüzde 5 düşüyor. Emeklilik hakkını elde etmiş bir kişi üzerinden baktığınızda, çok çalışarak emekli maaşınızın az bağlanmasını sağlıyorsunuz. Aziz Nesin’lik bir durum. Maaş bağlama oranları o kadar düştü ki, sonunda lütfedip en düşük maaşın bin liranın altında olmaması için torba yasa çıkardılar.
Son 10 yılda konut inşasında büyük artış var. Ancak kiradaki aile sayısı yüzde 21’den yüzde 29’a çıkmış. Sadece para değil, binalar da belli ellerde toplanıyor.

***

Toplumsal uçurum, köy-kent dengesinden ortak değerlere bakışa kadar her alana yansıyor.
Yerel seçimlere gidiyoruz. 2014 yılında 1285 belediye kapatıldı. Köyler de mahalle oldu. Böylece insanın toprakla bağı koptu. Akla gelen gelmeyen her türlü tarımsal ürünü ithal ediyoruz. En son kuru soğanın da gümrüksüz ithal ürünleri arasına girmesi, insanın sadece gözlerini değil, yüreğini de acıtıyor.
Bunca tarım ürünü topraklarımızdan kaybolup giderken itibar iadesine kenevirden başlamak, insana “Dileriz arkası gelir” dedirtiyor. Son tartışmalarla kenevirle ilgili de pek çok şey öğrendik. Belki mercimeğin, nohutun da topluma faydalı olacak yönleri vardır.
Yaşam biçimine ilişkin uçurumlar şu aşamada toplumsal katmanlardan çok kişiler üzerinden derinleşiyor. Bu derinleşmenin kamuoyunda tanınmış kişiler üzerinden yapılması tabana çarpan etkisiyle yansıyor.
Gelelim siyasal uçuruma... Bu konuda liderlerin salı konuşmalarıyla şekillenen fay hatları var. İktidarın kendisi gibi düşünmeyen herkesi terörist ilan etmesi, orta vadede uçurum sözcüğünü yetersiz hale getirebilir. Ancak İstanbul ve Ankara belediye başkan adaylarının daha farklı bir dil kullanmayı yeğlemesi genel ezberi bozmuş görünüyor. Bu tutumun taplumda kabul gördüğü anlaşılıyor.
Kim bilir bu durumdan belki de Erdoğan da etkilendi!

***

Erdoğan’ın Fazıl Say’ın konserine katılması bütün bu uçurumların ortasında her kesim için farklı bir yere oturdu.
Dünya sanatçısı Fazıl Say’ı nihayet ülkesinin yöneticileri de dinledi!
Fazıl Say’ların telefonlarının değil, konserlerinin dinlendiği bir Türkiye, ortak istem.
Türkiye o hale geldi ki; bir konserden bile hem uzlaşma hem buzlaşma çıkabiliyor.
Balkanlar’da duyduğum şu söz sık aklıma gelir:
Kardeşe kardeş demeyen, yabancıya efendi der!
Türkiye’nin de büyük bir toplumsal uzlaşmaya, büyük bir kardeşlik buluşmasına çok ihtiyacı var.
Bunun için atılacak adımlar, seçim hesaplarından öte, uzun soluklu olmalı.
2023’e giderken AKP’nin hesaplarından daha büyük bir Türkiye buluşması hayal etmek gerekiyor.  


Yazarın Son Yazıları

Seçim istemek yetmez! 26 Kasım 2020
Kılavuzu ABD olanın... 25 Kasım 2020
11 Mart’a dönüş! 19 Kasım 2020
40. yıl! 11 Kasım 2020
Nasıl bir Bayraklı? 5 Kasım 2020