Bekir Coşkun: Tükenmez, yıkılmaz kale-m!

20 Ekim 2020 Salı

Üç yıldır hep umutla sizden iyi haberler bekledik sevgili Bekir Ağabey… Umut sözcüğünü hep “umutlu” cümlelerde kullanırız ama sizi beklerken Nietzsche’nin şu sözü de belleklerimizi örselemedi değil:

“Umut en büyük kötülüktür, çünkü işkenceyi uzatır…”

Seyrek de olsa Sözcü’deki her yazınızda umudumuzu yükselttik. Hatta, “Bekir Abi yazı gönder” kampanyası mı başlatsak dedik ama bunun yaşadığınız bedensel acılar karşısında büyük haksızlık olacağını düşündük. 30 Eylül’deki yazınız sonbahar gibiydi:

“Yazı bilmem

Yazarım yazı bilmem

Bu yaz böyle geçti

Gelecek yazı bilmem…”

Şimdi s-onuncu köydesin! Sen de geçmişte kaybettiğimiz tükenmez kalemler gibi hepimizin içinde, sonsuzluktasın artık. Sadece insanlar değil, yeryüzündeki tüm canlılar için…

***

Bize, halk dahil kimseye dalkavukluk etmemek gerektiğini öğrettiniz. Eğer halk, yapması gerekenleri yapmıyorsa ondan da sözünü esirgemediniz.

İktidarlara karşı ne olursa olsun, hiçbir şekilde boyun eğmemesini öğrettiniz. İktidarlar mı? Onlar kime karşı iktidar ki! Halka karşı mı? Eğer öyleyse ne hakları var?

Gücünüzü halkın vicdanından, gerçeklerden ve Türkçeden alıyordunuz. Bu gücü kullanmayı öğrettiniz.

Kendini hukukun, Cumhuriyetin, demokrasinin, herkesin üstünde görenlere karşı iki kelimelik soru sordunuz:

Kimsin sen?

Cumhurbaşkanı olunca herkesin kendisine biat etmesi gerektiğini dayatanlara karşı sözü biraz uzattınız, iki yerine üç kelimeyle karşılık verdiniz:

Benim cumhurbaşkanım değilsin!

İktidarlara karşı böyle de muhalefete farklı mı?

Olur mu öyle şey, bu Bekir Coşkun’a yakışır mı? Yapması gerekenleri tam yapmıyorsa ona da gerçekleri söylemeli…

Kemal Kılıçdaroğlu CHP genel başkanı olduktan bir süre sonra size, “Çizmeleri giyeceğim” demişti. 2012’de defalarca köşenizde sormuştunuz:

“Kemal Bey… Çizmeler?”

Kemal Bey sizin de olumlu karşıladığınız bir adım attığında, devamının gelmesini bekleyip başlığı atmıştınız:

“Kemal Bey… Çizmenin öbür teki!”

Sizinle bütünleşecek o kadar çok kelime vardır ki en başta “kalem” gelir.

İçinde “kale”yi de barındıran yıkılmaz, tükenmez bir Bekir Coşkun:

Kale-m!

Atatürkçülüğün, yurtseverliğin, kardeşliğin, hepimizin kalesi...

Atatürkçülüğü ne güzel tarif etmiştiniz. Devlet düzeninden toplum yapısına bütün özlemleri yan yana sıralayıp son noktayı koymuştunuz:

“Bütün bunların toplamına Atatürk diyoruz!”

Mizah, en iyi izah tarzıdır. En geçerlisi de en kısa yoldan yapılandır. Bunun ustasıydınız.

Mesleğe foto muhabiri olarak başlamanın da etkisi olsa gerek, olayların en net fotoğrafını çekip 15-20 cümlede özetlerdiniz. 

Bu özelliklerden sadece biri insanı yazar yapmaya yeter, sizde hepsi vardı.

***

Dün sabah kapkara bir Ankara vardı Bekir Ağabey… Güneş doğmuş ama görmüyoruz. Sararan ağaçların dökülen yaprakları sizinle yaşadığımız 1990’lı, 2000’li yılların anılarıyla yarışıyordu. 

O büyük suçlar işlediğimiz akşam buluşmaları…

Üniversiteden gençler çağırınca, “onlar kırılmaz” deyip gidişlerimiz…

Silivri’ye de avukat Ahmet Şenpolat’la haber göndermiştiniz:

“Mustafa’ya söyleyin gelemiyorum… Onu duvarların arkasında görünce ağlarım!”

Dün sabah yeşilden sarıya dönen yağmur yüklü ıhlamur yapraklarına sizin için dokunmak istedim…

Dokunamadım…

Dokunsam ağlayacaktım!


Yazarın Son Yazıları

Seçim istemek yetmez! 26 Kasım 2020
Kılavuzu ABD olanın... 25 Kasım 2020
11 Mart’a dönüş! 19 Kasım 2020
40. yıl! 11 Kasım 2020