Cehaletin iktidarıyla ağır bir çöküşteyiz!..

19 Aralık 2021 Pazar

1453’te Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girerken, Gutenberg’in matbaası da baskıya giriyordu.

Fatih, aklın, bilimin önemini kavramış, dokuz dil bilen bir padişahtı. İstanbul’u alışında ölçümlerini kendisi yaparak Macarlara döktürdüğü havan topları etkili olmuştu. Bilimsel ilerlemenin farkındaydı. Devamındaki padişahların çoğu, Avrupa’da matbaayla başlayan uyanışa kör kaldılar. 

Gutenberg’in matbaasından sonra Avrupa’da 50 yılda 1700 matbaa kuruldu. 40 bin çeşit, 20 milyon adet kitap basıldı. Bu zaman diliminde Osmanlı cihan devleti olmanın şanını sürüyordu. Ama Avrupa hızla ilerliyordu.

Matbaa, Gutenberg’den 272 yıl sonra Osmanlı’nın diliyle tanıştı. Bu tanışma o kadar sınırlıydı ki 1729’dan 1830’a kadar bir asırda sadece 180 kitap basıldı. 

Tarih bu dönemin Osmanlı yönetimini şöyle tanımlar:

Zayıf taraflarını göremeyecek kadar mağrur, bilginin üstünlüğünü anlayamayacak kadar cahildi!

***

İki yüz yıllık çağı yakalama mücadelesinden sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih bilinciyle ışıyan geleceğe dönük kurtuluş ve kuruluş savaşı Türkiye Cumhuriyeti’ni doğurdu.

Fatih 29 Mayıs 1453’te İstanbul’u fethetti, Atatürk 6 Ekim 1923’te İstanbul’u işgalden kurtardı. İşgal, ihanet ve cehaletle mücadele etti.

Bugün durum ne?

Çağı ıskalamanın ağır sonuçlarıyla karşı karşıyayız. 

Türkiye’yi teğet geçen kriz değil, uygarlık!

Cehaletin şehvetli iktidarı altında devlet ve millet inim inim inliyor.

1808’deki Senedi İttifak’ın özü üç maddeydi:

1- Padişah en üst makamdır.

2- Yasama ve uygulama organları ayrıdır.

3- Padişah ya da hükümet adaletsiz davranırsa toplumun buna karşı çıkma hakkı vardır.

Bugün iki yüzyıl önceki ilk anayasa denememizden daha geri bir yönetimle karşı karşıyayız.

Cumhuriyetin Aselsan gibi bilgi, teknoloji ve yatırım birikimleri dolar şımarığı, Batı kuklası Körfez şeyhlerine peşkeş çekiyor.

Üniversiteler deyince akla “kariyer” günleri gelirdi, şimdi “bariyer” günleri geliyor.

Dünya yapay zekâyla uğraşıyor, Türkiye’de her şeyi yapaylaştırdılar.

Dünya akıllı robotlar çağına geçiyor, Türkiye’de insanları robotlaştırdılar. Milyonların tek derdi, asgari ücretin biraz fazla artması. 

Prof. Dr. Türkan Saylan gibi Anadolu’yu cüzam belasından tümüyle kurtarmada öncü rol oynamış bir bilim insanı için “bizden değildi” sözünü ancak kapkara cahil bir zihniyet söyleyebilir.

Cumhuriyeti kuranlar ülkeyi on yılda demir ağlarla ördü, şahsım demir parmaklıklarla ördü.

Cehaletin en tehlikelisi eline güç geçirip hareket halinde olandır. Bu kıskaçtayız.

***

Girişte vurguladığımız zıtlığın benzerini yaşıyoruz. 

Saray’ın daha çok uçağı olsun diye, çağı kaçırıyoruz.

Yüzlerce yıllık çırpınışımızın ana nedeni, Sanayi Devrimi’ni kaçırmış olmamız. Bugün de iletişim devrimini kaçırıyoruz. Bunun sonuçları Sanayi Devrimi’nden daha ağır olabilir. O dönemin hammaddesi demir, çelikti. Bu dönemin başlıca hammaddesi internet. Türkiye’de internet erişimi Romanya’nın onda biri hızda. Pek çok Afrika ülkesinden geride.

Bu geri bırakma bilerek yapılıyorsa ihanet, bilmeden yapılıyorsa cehalet.

Geri gidişin hızı, on yıllar değil, yüz yıllardır...

Her şeye ama her şeye karşın bunu hak etmiyoruz. Reddediyoruz.

Bağırmak istiyorum...

Heeey insanlar...

Millet sefalete, devlet cehalete kurban...

Neredesiniz?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları