Soma’da Her İnsan Bir Volkan...

16 Nisan 2015 Perşembe

Kültür merkezini duruşma salonuna çevirmişler. Giriş iki halkadan oluşuyor. Birinci halka polislerle örülü. Binanın girişini, çevresini etten bir duvar gibi örmüşler. İç içe geçmiş halkalar halindeler. İkinci halkada duruşmayı izlemek için gelmiş aileler, parti temsilcileri, aktivistler, sendikacılar var.
3 arama, 4 güvenlik kontrolünden sonra salona giriliyor.
13 Mayıs 2014’te işlenen iş cinayetinde yaşamını yitirenlerin sadece birinci derecede yakını olanlar içeri alınıyor. Bir kadın haykırıyor:
“Derece merece soruyorlar. Ben ne anlarım dereceden...”
Bir başka kadın üst araması uzayınca herkesin duyacağı hiddetle haykırıyor:
“Biz hırsız mıyız?”
Az önündeki geri dönüp karşılık veriyor:
“Hırsız olsak itibarımız olurdu...”

***

Salonun içi ölüm sessizliği ile patlamaya hazır volkan gerilimi arasında. Bir anne çocuğunun altını temizleme telaşında dışarı çıkıyordu. Hemen yanında bebeğini yenice susturmanın huzurundaki bir anne vardı. Ayaküstü konuştuk. Adı Huma. Eşi madende öldüğünde 5 aylık hamileymiş. Doğumdan sonra ne ad verelim diye düşünmüşler, Şüheda olsun demişler. Yani Şehitler...
Kınık’tan tanıdığım bir şehit babası kolumdan çekip kulağıma fısıldadı:
“Şimdi şu heyetin karşısına geçip avazım çıktığı kadar bağırmak, vahşi kapitalizmin koruyucuları demek istiyorum... Cezası ne olur?”
Yine Kınık’tan tanıdığım bir başka şehit madenci babası Durmuş Sidal kucağında torunuyla duruşmayı izliyordu. Oğlu Ergün eşinin hamilelik haberinden sonra hep, “Baba erkek olursa senin adını vereceğim” diyormuş. İş cinayeti hamileliğin son günlerinde olmuş. Doktorlar çocuğu erken almışlar. Baba, gelinine eşinin adını ver demiş. Gelin kayınpederine, “Olmaz” demiş, “eşim sizin adınızı vermeyi çok istiyordu.”
Dede Durmuş Sidal torun Durmuş Sidal’ı kucağında severken mırıldanıyor:
“Ben de madenden emekliyim. Bizim zamanımızda iş güvenliği bugünkünden önemliydi. Sonradan öğrendim oğlumun koşullarının bu kadar kötü olduğunu, bilseydim çalışmasına izin vermezdim...”

***

Özel yargılama için düzenlenmiş duruşma salonunda mahkeme heyetine
2.5 metre yüksekliğinde kürsü yapmışlar. Heyet üyeleri kürsünün ardında nokta gibi duruyor.
Biz hukukun üstünlüğünü istiyoruz ama bunun yerine hâkimleri yüksek bir yere koymuşlar.
Nihayet salona getirilen tutuklu sanıkları görmek mümkün değil. Çünkü etraflarında iki üç kat güvenlik var.
Bir anne eliyle özel koruma altındaki sanıkları gösterip seslendi:
“Keşke oğlumu da bu kadar iyi korusalardı...”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları