Sovyetler dağıldı… Dağınıklık sürüyor!

28 Aralık 2021 Salı

26 Aralık 1991’de resmen dağılan Sovyetler Birliği’nin ardından dünya, 30 yıldır yeni bir düzen tutmaya çalışıyor. Ancak o dağılma sonrası başlayan sancılar pek çok bölgede devam ediyor.

Cumhuriyet, pazar günü iki tam sayfa ayırarak enine boyuna bunu işledi. Kendisinden çok şey öğrendiğiniz Ergun Balcı’nın yazısı bizi ister istemez o günlere götürdü. Ergun Ağabey, Sovyetler’in son devlet başkanı Gorbaçov’un birliği kurtarmak için başlattığı girişimlerin dağılmaya gitmekte olduğunu aylar önce görüp o arı Türkçesiyle 29 Temmuz 1991’de tarihe not düşmüştü. 

Ali Sirmen Ağabey, 30 yılın Türkiye açısından sonucunu bir cümlede özetledi:

“Dağılmadan sonra kazan kazan durumunu doğurabilecek, Ankara’nın bölgede istikrar unsuru olmasını sağlayabilecek fırsat, çok yönlü politika yerine Amerikan uydusu politikalar yüzünden bir kez daha kaçmıştır.”

***

Sovyetler Birliği’nin dağılması, içinden 15 yeni devletin çıkmasından ibaret değildi. Dünyanın sadece kapitalist sisteme mahkûm olmadığını, başka bir yolun da olduğunu gösteren bir deneyim çöktü. Biten “sosyalizm” değildi, Sovyet deneyimiydi.

30 yıldır dünya yeni bir denge arıyor. Henüz bulabilmiş değil. İlk yıllarda ABD merkezli “yeni dünya düzeni” (YDD) söylemi sahneye çıktı. Buna göre tarihin sonu gelmişti, ideolojiler ölmüştü, dünya büyük bir köy haline geliyordu. Küreselleşme, insanlığa pembe bir gelecek vaat ediyordu.

Gerçek öyle olmadı.

ABD, Sovyetler’in boşalttığı nüfuz alanlarına ne pahasına olursa olsun girmek istedi. Doğu Avrupa ülkelerini NATO şemsiyesi altında güvenlik açısından kendisine bağlarken Avrupa da boş durmadı, ekonomik ve siyasal açıdan AB’ye bağladı. ABD, Orta Asya’yı en azından Rus etkisinden kurtarmanın aracı olarak FETÖ’yü kullandı. 

Orta Asya cumhuriyetleri başlangıçta her bakımdan Türkiye’ye özendiler. Türkiye bu coğrafyaya bakarken Kuran’la Turan arasına sıkıştı. Her iki gücü kullananlar da akılcı politika üretmekten uzak, başka planların parçası olarak kaldılar. Bu cumhuriyetler 30 yılda kendi ayakları üzerinde durmasını öğrendi. Sıra demokrasiyi kurumsallaştırmakta. Afganistan örneğinde olduğu gibi, ABD’nin Orta Asya’da her koşulda var olmak isteyeceği de kesin. 

90’lı yıllar boyunca eski Sovyet nüfuz alanında Batı’nın hâkimiyet kuşatmaları sürerken 1999’da Putin’le birlikte Rusya yeniden sahneye çıktı. Oyunu Batı’nın kurallarına karşı kendi kurallarını geliştirerek oynadı. Bugün Türkiye’nin etrafındaki çemberde yer alan Irak, Suriye, Ukrayna, Kırım sorunlarının altında da bu gerçek yatıyor. 

Çin, Sovyet dağılmasını “kendini koruyarak” izledi, eski Sovyet sahasından da gözünü çekmedi. Bugün Çin Komünist Partisi’nin liberal gücü ABD ile yarışıyor.

Kafkaslar’da ve Balkanlar’da son 30 yılda çizilen yeni sınırlar hâlâ “gerilim” yaratma özelliğini koruyor.

Rusya ve Çin’in devlet başkanları kendisini ömür boyu başkan seçtirmenin garantisi içinde “demokrasi ligi”yle yarışırken Batı da yeni evrensel değerler üretmekten uzak, mevcutları çoraklaştıran bir sığlık içinde.

Dünya y-önünü göremiyor!

***

Sovyetler’in dağılması sonrasında 90’lı yıllar boyunca bu coğrafyaya defalarca gittim. Bir anıyı paylaşmak isterim.

1991’de Moskova Politeknik Müzesi’ni geziyorum. Girişte uzaya çıkış var, tüm parayı ABD ile uzay yarışına dökmüşler. Sağlık bölümünde 7 yaşındaki çocuğun 70’inde gözlerinin nasıl olacağını saptayan tıpta ilerleme gösterimi var. Devamında tek tip gözlük, tek tip kullanım eşyaları. Bir kişinin bütün göz sorunlarına kafa yormuşlar, güzel bir gözlük takmak isteyebileceğini düşünmemişler!

Siyaset bir yanıyla da insanın gereksinimleriyle insanlığın gereksinimlerini birleştirme sanatı!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bu vatan kimin? 16 Ocak 2022