Yeni Bir Türkiye...

31 Aralık 2013 Salı

İki hafta aradan sonra merhaba...
Birkaç gündür okurlardan şu tür mesajlar geliyordu:
“Kısa bir izin demiştiniz, uzun oldu! Ne zaman yazılara başlayacaksınız?”
Oysa bana 15 gün kısa gelmişti! Zaman
göreceli bir kavram. Bazen haftalar kısa, günler uzundur...
Genel Yayın Yönetmenimiz İbrahim Yıldız’la yeni yazı düzenini konuştuk. Bundan böyle cuma ve cumartesi dışında haftada 5 gün birlikte olacağız.
Yazının başına oturunca, zamanı özgürce kullanarak yazı yazmanın sıkıntılarını da anımsadım. Başlıca sıkıntı şu:
Hangi konuyu seçmeli?
Böylesine konu bolluğu dünyanın çok az ülkesinde vardır.
Yazıda peşrev olmaz, konuya girelim...

***

Türkiye’de pek çok şeyin yer değiştirdiği bir dönemden geçiyoruz. Yıllardır bu sütunlarda dile getirdiğimiz olumsuzlukları hükümetin parti kanadının ve cemaat kanadının bizden daha ağır sözcüklerle söylediğini görüyoruz.
Meğer, devletin içinde çeteler varmış. Onlar kumpas peşindeymiş. Yargı gücünü çok acımasızca kullanıyorlarmış.
Meğer, paralel bir devlet oluşmuş. Devletin içine sızan çete üyeleri kendi devletlerini kurmuşlar. Böyle bir şey kabul edilemezmiş.
Meğer, savcılar çok yanlış uygulamalar içindeymiş. Onlara her şeyi yapma yetkisi vermek çok ama çok yanlışmış.
Meğer, 12 Eylül 2010’daki referandumla kabul edilen anayasa değişikliklerinde yanlışlıklar yapılmış.
Meğer, anayasa değişiklikleriyle yapılan yeni yargı düzenlemesi “yetmez ama evet” değil, “yanlış ama evet”miş.
Meğer, yolsuzluklar üzeri örtülemeyecek boyutlara gelmiş. Bunların soruşturulmasını engellemeye girişmek iktidar gücünü kötüye kullanmakmış.
Meğer, çağrılsa gelecek insanların sabaha karşı evlerinden alınıp Emniyet’e götürülmesi insan haklarına aykırıymış.
Meğer, darbe dönemlerinde bile görülmemiş uygulamalarla karşı karşıyaymışız.

***

Her biri ayrı yazı konusu olabilecek bu “meğer”lerin devamında ne olacak?
Meğerlerin değerleri olacak mı?
Eğer toplumsal uyanışla birlikte siyaset yeni bir iktidar seçeneği üretemezse, mevcut iktidar yapısı kendi içindeki yer değişikliklerini “yenilik” olarak sunup yoluna devam eder.
Bugün Türkiye’nin genel görünümü Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’sinde çizdiği tablodan bile daha olumsuzdur.
Kimin yetkisi kimin elinde, belirsizdir.
Sandıkla gelmiş iktidarın kurduğu koalisyonların ucu belirsizdir.
Devleti küçülteceğiz, insanı yücelteceğiz diye iktidara gelenler, devleti öylesine küçük düşürdülerdir ki, kimin elinde oyuncak olduğu belirsizdir.
Toplumsal sorunlar beraberinde çözümleri de getirir. İktidar partisine oy verenler dahil, toplumun büyük bir kesiminde yeni bir Türkiye özlemi var.
Demokrasilerde pek çok şey yaşayarak öğreniliyor. Sobanın sıcak olduğunu söylemeniz yetmiyor. Ancak dokununca anlatabiliyorsunuz.
Özellikle 1980’lerden sonra içimizdeki ve çevremizdeki gelişmeler, küresel aktörlerin kurguları, Türkiye için böyle bir dönemi “yarattı”.
Şimdi işin yarısı, tabloyu tüm açıklığıyla ortaya koymaksa öteki yarısı bugünkü sakatlanmış yapının yerine ne konabileceğini iyi belirlemek ve bunu topluma iyi anlatmak.
Yeni bir Türkiye özleminin içini çok iyi doldurmak gerekiyor.
2013, bu özlemin alanlarda dile getirildiği bir yıl oldu.
2014, gerçekleştirildiği yıl olacak...
Toplum sandıklardan bu özlemi çıkaracak...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları