Floyd beyaz atlarıyla gitti

11 Haziran 2020 Perşembe

İmzası hiç değişmemiş. ABD Başkanlık fermanlarının altında gördüğümüz o malum kendisiyle dolu, narsist imzanın aynısı.

İnişli çıkışlı keskin hatlar ve büyük ilmiklerle atılmış afili bir imza...

Trump, emlak kralı olduğu gençlik yıllarında kendisine tepeden bakan New York’u etkilemek istemiş ve cebinden 85 bin dolar ödeyerek gazetelere meşhur imzasıyla paralı ilanlar vermiş...

Ne diyor ilan?

“(New York’ta artık uygulanmayan) Ölüm cezasını geri getirin!”, “Polisimizi geri getirin!”

Çeyrek küsur yüzyıl önce 1989’da, Trump ilk siyasi söylem olarak nitelendirilebilecek çıkışını aralarında New York Times gibi büyük gazetelerin bulunduğu yayın organlarında yayımlanan işte bu “ölüm cezası isterük!” manifestosuyla yapmış.

1989 baharında Manhattan semtindeki Central Park’ta Trisha Meili isimli “yatırım bankacısı” bir beyaz kadın tecavüze uğruyor....

Komaya giren Trisha’nın tecavüzünden parktaki 5 siyahi genç sorumlu tutuluyor.

Henüz reşit olmayan gençler, masum olmalarına rağmen polis baskısıyla üzerlerine atılan suçu kabulleniyor ve yok yere hapis yatıyorlar.

Donald Trump “hapis yetmez bunları sallndırmalı!” kontenjanından gazete ilanlarıyla bu aşamada devreye giriyor.

Yıllar sonra o “siyah gençlerin” gerçekte masum olduğu... bir seri tecavüzcünün kendi ağzından suçunu itiraf etmesiyle ortaya çıkıyor.

‘Bizden korkmalılar!’

Başkanlığa çıkınca Trump’a “Hayatları mahvolan, boş yere hapis yatan o gençlere bir özür borcunuz yok mu?” diye soruyorlar. ABD Başkanı istifini bozmadan “Onlar da suçu baştan üzerlerine almasalardı” deyip beri tarafa geçiyor...

Vicdan ve empati sıfır.

1989’daki New York Times manifestosunda açık açık “Bu adamları anlamaya çalışmayacağız. Sadece ceza almalarını sağlayacağız. Bu gençlerin öfkesini anlamak lazım diyenler var. Ben onların öfkesini anlamak istemiyorum. Onlar asıl bizim öfkemizi anlamalı ve korkmalılar” diye yazan Trump o gün neyse aslında bugün de tam o. Uzun uzun hikayeyi anlatmamın nedeni bu.

O devirde twitter olmadığı için ırkçı fikirlerini Trump ilan sayfaları satın alarak bastırıyor. Sosyal medya üzerinden kamuoyunu bugün propaganda ile nasıl adım adım yönlendiriyorsa geçmişte te bunu “paralı” gazete sayfalarıyla yapıyor.

George Floyd’un bir beyaz polis tarafından hamam böceği gibi bir araba lastiği yanında ezilerek öldürülmesinden bu yana aklımda hep Trump’ın bu “1989 manifestosu” var.

Aradan çeyrek yüzyıldan fazla zaman geçmiş ama hiç bir şey değişmemiş.

Utanç manifestosunu yazan adam bugün Başkan.

Beklenebileceği gibi Floyd’un hunharca katli üzerine ağzından tek empati ifadesi çıkmıyor.

Beyaz Amerika çok uzak

Önceki gün Texas Houston’da yapılan cenaze töreninde Floyd’un tabutu başında ateşli bir sivil haklar söylevi veren rahip Al Sharpton nitekim özellikle bunu vurguladı.

“Bu bir trajedi değil, bir cürüm ve Trump bu cürüm için tek laf etmedi!” dedi.

Cenazeye bizzat katılacağını belirten Demokrat Parti’nin Başkan adayı Joe Biden da son dakikada bu kararından dönerek törene yalnız bir video mesaj göndermekle yetindi.

Biden’ın beylik laflardan oluşan sıkıcı, ruhsuz mesajından akılda kalan biricik bölüm Floyd’un 6 yaşındaki kızı Gianna’ya hitaben söyledikleriydi.

“Hiçbir çocuk kuşaklar boyunca nice siyah çocuğun sorduğu soruyu sormamalı: Niye?” dedi Biden ve ekledi: “Artık ırk eşitliği zamanı geldi”.

Cenaze törenini baştan sona TV’da izledim.

Dünyayı birbirine katan “ırk eşitliği gösterilerine” rağmen cenazenin düzenlendiği “The Fountain of Praise” kilisesinde hemen neredeyse hepsi resmi yetkililerden oluşan bir avuç beyaz vardı. Floyd’un anısına kameralar önünde her vesileyle, her yerde diz çöken Beyaz Amerika, “Fountain of Praise” kilisesinden bakıldığında hala çok uzaktaydı.

Siyahlar Floyd’a tamamen kendilerine özgü soul müziği, şarkılar ve ilahilerle kutlama gibi bir veda düzenlediler.

Tabutun arkasında “Buraya ağıt yakmaya değil George Floyd’un hayatını kutsamaya geldik” diyerek gospel müziği ile töreni açan Mia Wright’ın gerçekte bir soul şarkıcısı değil de kadın rahip olduğunu neden sonra öğrendim.

Floyd’u beyaz atların sürdüğü bir arabayla sonunda götürüp, ruhunun nihayet huzur bulacağı annesinin yanına gömdüler.


Yazarın Son Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020
Roma açık şehir 28 Mayıs 2020
Umut, korku ve öfke 21 Mayıs 2020
Nefretin zaferi 17 Mayıs 2020
Yeni virüs sarışın 14 Mayıs 2020
Şalom aleykem 10 Mayıs 2020
Yarın korkusu 3 Mayıs 2020