Meclis’te İlk Konuşma...

12 Aralık 2013 Perşembe

Benim ülkemde insanlar önce hapse girer, sonra başkan olurlar!”
Mandela’nın sözleri bu...
Mustafa Balbay’ın Meclis’teki ilk konuşmasını dinlerken, bu veciz sözleri düşündüm.
Dün o da hapisteydi.Bugün Meclis’te!
Yarın kim bilir... Belki Başbakanlık/Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde...
Balbay’ın Meclis’teki ilk konuşmasında telaffuz ettiği tüm cümlelerin ardında, Silivri ve Sincan’da yaşanan ve geçirilen 4 yıl 9 ayın çilesi ve o çilenin “moral ağırlığı” vardı.
Balbay’ın ağzından çıkan her söz “feleğin”, pardon... “Silivri’nin çemberinden” geçtiği için, çok heyecanlı ve samimiydi. Bu söylenen her şeye bambaşka bir boyut, derinlik, saygınlık ve otorite yüklüyor; bu nedenle Balbay’ın bulunduğu kürsüden yankılanan her söz, kamuoyunda başka bir inandırıcılık taşıyordu.
Balbay’ın konuşmasının, hatta Meclis’teki varlığının yarattığı bu çok farklı elektrik ve etkinin sonuna dek farkında olan iktidar cephesi, gözle görülür şekilde kontrpiyede kalmıştı.
Kürsüde konuşurken Balbay’la aynı “kare”ye giren hükümet üyelerinin yüzlerindeki ifadeye dönüp fotoğraflarda bakın:
Erdoğan’ın yüzünden düşen açıkça bin parça, “Bu tahliye çoktan gerçekleşmeliydi” diye konuşan Arınç alabildiğine ciddi ancak gizlenemez biçimde afallamış izlenimi veriyor, başı hafif yana kaykılmış pozisyonda oturan Egemen Bağış ise “İşimiz var!” moduna bağlanmış görünüyor.
Rejimin yan yana dizili tüm çehreleri, Başbakan’ın beri yanında oturan Babacan dahil gergin!

Marmaray yerine Silivri damgası
Nasıl gergin olmasınlar?
Yıllardır susturulan muhalefetin çeşitli vesilelerle ifade etmeye çalıştığı tüm gerçekleri Balbay, Silivri zulmünü yaşayan bir kişinin moral ağırlığıyla, kürsüde tespih taneleri gibi sıralıyor: A. Özgürlük açığı, B. Hukuk açığı, C. İç-dış barış açığı, E. Eğitim açığı...
Başbakan’ın alt alta dizdiği icraatın içinden rakamlarına karşılık bu ürkütücü dört açığın yaşandığı bir ülkede gerçek gelişmenin, kalkınmanın olamayacağı gerçeği bir tokat yalınlığıyla tüm salonda hissediliyor.
Başlı başına bir siyasi program olan bu dört açığın kapatılması için uğraş verme vaadinin yanında belleklerde iz bırakan en çarpıcı Balbay cümlesi bu arada şu oluyor:
“Başbakan burada demir ağlardan söz etti. Ülkemizde demir ağlar kurulmuştur ama maalesef daha fazla demir parmaklıklar kurulmuştur!
Silivri çökerken, “Silivri sisteminin” en simge mahkûmlarından biri tarafından bu cümle nihayet TBMM çatısı altında kuruldu.
Bir gün bu rejim miadını doldurduğunda, kuşkusuz “Marmaray”ıyla değil Silivri’siyle hatırlanacak.
Eski mahpuslarını başkanlığa çıkaran Güney Afrika’nın “ırk ayrımı” rejiminin tıpkı bugün “Robben Island” cezaeviyle hatırlandığı gibi...
ABD’deki neo-con cinnetinin tavan yaptığı Bush döneminin Ebu Garib ve Guantanamo zulmüyle günümüzde hatırlanması gibi...
Putin Rusya’sının Hodorkovski ve Pussy Riot gibi nam salan ünlü tutuklularıyla anımsanması, eski Sovyetler Birliği’nin “Gulag”larla özdeşleştirilmesi gibi, Türkiye’nin bu dönemi de ilk ağızda bundan sonraki yıllarda hemen Silivri ile tanımlanacak.
Bu yüzden Mustafa’nın Meclis kürsüsüne çıkar çıkmaz söylediği “Ülkemizde demir ağlar kurulmuştur, ama maalesef daha fazla demir parmaklıklar kurulmuştur” sözü unutulmayacak.

Gezi için hukuk devleti mücadelesi
Balbay’ın cezaevi çıkışından sonra söylediği altı çizilesi gerçekte pek çok şey var.
“Kin ve nefreti cezaevinde arkamda bırakmazsam, ömür boyu içeride ‘tutuklu’ kalacağımı biliyordum. Hapishaneden... özgürlüğe açılan kapıdan çıkarken, bu nedenle bu duyguları arkada bıraktım” diyen Mandela’nın sözlerini çağrıştıran biçimde Balbay da, “Çocuklarıma kin ve intikam bırakamam!” diyor...
Balbay bunun yanında “Tüm hapistekiler bilsin isterim ki, onların bir yanı bende... Onların yaşadığı hukuksuzluk benim üzerimde yük. Onları hiç unutmayacağım. Haklarını, hukuklarını savunmak için elimden geleni yapacağım” diyerek hak arayacağını belirtiyor.
Kısaca kin ve intikam gütmüyor. Ancak içeride yaklaşık 5 yıldır sürdürdüğü “hukukun üstünlüğü mücadelesini” yılmadan dışarıda da sürdüreceğini vaat ediyor.
Umarız Mustafa Balbay bu fevkalade zorlu mücadelede yanında elzem olan güçlü kamuoyu ve siyaset desteğini her zaman bulur.
Gezi kapsamında “13 yaşında” çocuklara dahi “iki seneye dek hapis istemiyle” dava açılan bir ülkede “hukuk devleti mücadelesini” siyasetin ana ekseni yapan yepyeni bir ivmeye çok büyük ihtiyaç var çünkü.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020