Robot, bakan ve ‘gülmenin adı’

11 Şubat 2018 Pazar

Geçen hafta Roma’da Umberto Eco’nun başyapıtı “Gülün Adı”nın ilk tiyatro uyarlamasını izledim.
Oyuna giderken tereddütlüydüm. ’80’lerde Sean Connery’nin can verdiği eserin film versiyonunu sıradan ve çok düş kırıcı bulmuştum.
Ancak ışıklar kararıp perde açılınca gerçek bir tiyatro şöleninde olduğumu kavradım.
Aktörler, kostümler, dekor, sahne, ışık, hepsi şahaneydi.
İtalyan tiyatro yazarları içinde başı çeken Stefano Massini’nin büyük başarıyla uyarladığı eseri, yönetmen Leo Muscato hem klasik, hem modern tiyatronun öğelerini harmanlayarak sahneye koymuştu.
Roma’nın “eski Roma zamanından” kalan 2500 yıllık antik tiyatrosunun tam üzerinde yükselen tarihi Argentina sahnesinde sadece 15 gün sergilenen oyun, bu nedenlerle hep kapalı gişe oynadı.
Eco’nun yıllar öncesinde okuduğum kitabını da bu vesileyle hatırlamış oldum.
Dünyada “en çok satan 100 kitap” arasına giren “Gülün Adı”, özünde soluk aldırmayan bir ortaçağ baskısı hakkında.
Engizisyonun en beter çağı 14. yüzyılda cereyan eden hikâyenin merkezinde esrarengiz ölümlerle gündeme gelen ürkütücü bir manastır var...
Gizemli manastıra yurtdışından gelen İrlandalı bir rahipten bu ölümleri araştırması isteniyor. Çömeziyle ölümlerin peşine düşen din adamı, titiz araştırmalar sonunda, kurbanların hepsinin manastır kütüphanesinde “yasaklı bir kitaba” erişmek istedikleri için öldürüldüklerini keşfediyor.
 
‘Gülmek korkuyu siler’
Yasaklanan gizemli kitap, Aristo’nun klasik Yunan’da “gülme, ironi ve komedi” üzerine kaleme aldığı el yazmalarından oluşuyor.
Aristo vaktiyle eski Yunancadan evvela Arapçaya, ardından da Latinceye.. “öteki” olarak görülen Araplarca tercüme edilmiş.
“El yazmalarının” ortaçağ yobazları tarafından tu-kaka sayılması için bu, başlı başına yeterli sayılıyor.
Bir de üstüne konu “otoriteyi mayınlayan zaaf” şeklinde görülen “gülmek” olunca, kitap “yasaklardan yasak beğen” kategorisine giriyor.
“Gülmek neden bu kadar tehlikeli?” diye soruluyor eserde. Buna karşılık olarak, “Gülmek korkuyu öldürür!” deniyor:
“Dini inanç ise korkular olmadan var olamaz. Şeytan korkusu olmayınca, tanrıya gerek kalmaz!”
Arkadan şöyle bir diyalog gelişiyor:
“Ama bu el yazmalarını ortadan kaldırarak, ‘gülmeyi’ de ortadan kaldıramazsınız ki?”
“Beri yandan ya ‘gülme’ kitabındaki fikirler yayılıp da insanlar her şeye gülebileceklerini keşfederlerse ne olur? Tanrıya da gülebilirler ve işte o zaman dünya kaosa girer!”
Siz anladınız. “Gülün Adı” özetle; “bilgi”ye, “aydınlığa” ve “gülme”ye ulaşmanın adı oluyor.
 
‘Robot’ ve ortaçağ
Robot Sanbot’un Ulaştırma ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’la imtihanını izlerken, yeni gördüğüm “Gülün Adı” oyunu ve “otoritemiz sarsılır” düşüncesiyle “gülmek”,“gülme”ye dair her şeyi yasaklayan ortaçağın din adamları geldi aklıma.
Sanbot bizde -henüz daha yasaklanmadı ama- Bakan’ın lafını, üstelik de gayet laubali “Neden bahsediyorsun?” uslubuyla böldüğü için seri biçimde susturuldu.
Bu matrak durumla halbuki dolu dolu dalga geçilebilirdi... Bakan ağız dolusu kahkahayla robotla “diyaloğa” girebilirdi... Yerine bodoslamadan derhal “gerekenin yapılmasını” talep etti.
Koskoca Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı; neden işi gırgıra vurup beklenmedik, sürpriz durumda bulduğu kendisini ve robotu ti’ye almayı seçmiyor, “gerekeni yapın” komutuna başvuruyor?
Çünkü “otoriteye gülmek”, tıpkı Ortaçağ Avrupası’nda olduğu gibi bizde hâlâ hazmedilemeyen bir şey.
“Otorite” bizim topraklarımızda hâlâ “korku”yla besleniyor.
“Gülmek” oysa Eco’nun dediği gibi “korku”nun düşmanı: “Gülmek korkuyu yok ediyor.”
“Korku”nun ne var ki dağları beklemesi lazım ki, otorite sımsıkı yerinde dursun. Bu nedenle derhal gereken yapılıyor ve robotun hemen anında “aklı alınıyor”. Robot hızla “biat” moduna geçip, özür diliyor... Tiyatroya ne gerek var? Bize her gün tiyatro.
Ortaçağ ile “yapay zekâ” çağı yan yana gelince, bize böyle her gün ortaoyunu kıvamında tiyatro izlemek kalıyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020