Afganistan’ın ‘erkek’ kız çocukları - Ezgi DARYÜREK
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Afganistan’ın ‘erkek’ kız çocukları - Ezgi DARYÜREK

29.08.2021 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Afganistan’da kadınlar başlarında bir erkek olmadan sokağa çıkamıyor. Ancak Afgan kadınlar için bundan daha ağırı, yaşadıkları ülkede görünmez olmaktan daha kötüsü de var. Karnında taşıdığı bebekten medet ummak, doğurduğu çocuğundan kendisine özgürlük getirmesini beklemek... Ah, bir oğlan doğurabilirlerse... Özgürlüğün, refahın, gücün anahtarı oğlan çocukları...

Evdeki tüm kız çocuklarının okula gidebilmesi için, annenin evden dışarı çıkabilmesi için, onlara refakat edecek bir oğlan gerek. Oğlan olacak ki kadınların konuşmasının yasak olduğu esnaftan alışveriş yapacak, çalışarak eve ekmek getirecek, babanın yükünü hafifletecek. 

Oğlan çocuğu olmayan ailelerin durumu ise içler acısı. Herkes onlara acıyarak bakıyor. Oğlu olmayan babaların toplumda hiçbir kıymeti harbiyesi yok. 

‘BACHA POSH’

Kadının adının olmadığı, resmi belgelerde, hastane kayıtlarında, mezar taşlarında bile kadınların kendi isimleriyle değil, babalarının ismiyle yer alabildiği Afganistan’da kız çocuğu olarak doğup büyümek bile başlı başına bir meydan okuma sayılmalı. İşte bu meydan okumayı daha ileri taşıyan ve görünür olabilmek için “erkek” olmayı seçen kız çocuklarının hikâyesini yazmak istiyorum. “Bacha posh”, Dari dilinde “oğlan çocuğu gibi giyininen” anlamına geliyor. Afganistan’da bazı kız çocuklarının oğlan çocuğu kılığında dolaşması ve toplumsal hayatta yalnızca erkeklerin sahip olduğu özgürlüklere sahip olarak büyümesi geleneğine “bacha posh” deniyor. 

Küçük yaşlardan itibaren oğlan çocuğu gibi giydirilen, saçları kısacık kestirilen ve kendisi gibi “bacha posh” olmayan kız kardeşleri evde otururken elini kolunu sallaya sallaya dışarı çıkabilen bu kız çocukları, anne ve babalarının oğulları olmaması sebebiyle duyduğu utancı da ortadan kaldırıyor. Oğlan kılığındaki bu kız çocukları, evdeki diğer kız kardeşlerine okula giderken refakat ediyor, annelerinin ev dışındaki tüm işlerini hallediyor, okuldan gelip çarşıya, pazara satış yapmaya gidip eve katkı sağlıyor. Kısacası Afganistan’da bir erkeğin yapabildiği her şeyi yaparak ailenin “onurunu” kurtarıyor. 

Okulda öğretmenler, mahallede komşular bu kız çocuklarının aslında oğlan olmadığını biliyor. Ancak hiçkimse bu oyunu bozmuyor. Cinsiyetini sakladığın ve kutsal olan erkekliğin şartlarını yerine getirdiğin kadar özgürsün. Bu “görünür olabilme” özgürlüğü onlara sokakta arkadaşlarıyla top oynama, dışarı çıkıp özgürce dolaşma, pantolon giyebilme, saçlarını kısacık da olsalar rüzgârda savurabilme şansı tanıyor. 

SEÇME ŞANSI YOK

Tüm bunlara sahip olmak için, ailede bir bacha posh abla varsa diğer kız çocukları da genelde ona özenerek benzer bir yolu seçiyor. Bazı kız çocukları ise hiç istemedikleri halde aileleri tarafından bu şekilde büyütülüyor. Okula gitmek yerine babasıyla çalışmak zorunda olan ve “kız gibi” olmasına bu nedenle izin verilmeyen bu geleneği zorla devam ettirmek zorunda olanlar da yok değil.

Bacha posh olarak büyümüş kız çocuklarının birçoğu için bu altın çağ ergenlik dönemine girmeleriyle son buluyor. Vücutlarındaki değişimi memelerini sıkıca bağlayarak gizleyebildikleri kadar gizlemeye çalışan bu kızlar, yaşadıkları ikilem sebebiyle genellikle çok geç âdet görüyor ya da oldukça düzensiz bir âdet döngüsüne sahip oluyor. Ergenlikten sonra kadın olmayı seçenler genellikle evlendiriliyor ve onlar için yepyeni bir hayat başlıyor. O güne dek, sokak kapısından çıkarken düşünmeden attıkları her adımı özleyecekleri bir hayat.

LAİKLİĞİN YAŞAMSALLIĞI

Oğlan çocuğu olarak büyümüş ve erkekliğin kendisine sağladığı özgürlüğü tatmış kız çocuklarının çoğu aslında eskiye dönmek istemiyor. Aileler, özellikle babalar yıllardır gururla yanlarında gezdirdikleri oğlan çocuklarının hayatlarına “erkek” olarak devam etmesini destekleyebiliyor. Kadın olarak doğmanın zayıflığından, kusurluluğundan kendi kendine arınmış ve erkekliği seçmiş olanlara öyle görünüyor ki toplum da daha çok saygı duyuyor. Kadın olma da ne olursan ol. 

Gericiliğin dur durak bilmemesinin en yakın örneklerinden biri Afganistan. Taliban’ın topluma dayattığı yasakların, kadını toplumsal hayattan silmeye varacak dayatmalarının geldiği noktada kadınlar çözümü erkekleşmekte bulmuş. 

Laikliğin en çok kadınlar için hava kadar, su kadar gerekli olduğu, gericiliğe fırsat verildiğinde ise kadının varlığına dahi tahammül edemeyecek kadar cüretkârlaştığının kanlı canlı örneği yanı başımızda.

Yaşamak için görünmez olmak zorunda kalan tüm kadınlar özgürleşene kadar hiçbirimiz özgür değiliz. 

EZGİ DARYÜREK

Yazarın Son Yazıları

Andımız erdemli nesiller yetiştirdi - Fikret Şahin

Son zamanlarda meydana gelen okul saldırıları hepimizi derinden üzdü.

Devamını Oku
16.05.2026
Demokratik Türkiye özlemi - Hüseyin Özkahraman

Tarihiyle, kültürüyle ve milyonları aşan nüfusuyla yalnızca ülkemizin değil, dünyanın en önemli şehirlerinden İstanbul’u yönetme sorumluluğunu taşıyan; tüm baskılara rağmen üç kez seçim kazanmış bir belediye başkanı aylardır Silivri’de, 15 metrekarelik bir odada özgürlüğünden mahrum bırakılmış durumdadır.

Devamını Oku
16.05.2026
MHRS çözüm mü, sorun mu? - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

TC Anayasası 56. maddesine göre, “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.”

Devamını Oku
15.05.2026
Türk Eczacılık Günü - Avni Kurtuldu

14 Mayıs 1839 tarihinde “Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane” bünyesinde açılan eczacılık sınıfı, bilimsel eczacılık eğitiminin başlangıcı olarak kabul görmüş ve 14 Mayıs Türk Eczacılık Günü ilan edilmiştir.

Devamını Oku
14.05.2026
Karanlığa doğan yıldızlar - Gani Işık

Dinler tarihi ve kutsal kitaplar halkların zor dönemlerinde onları sahiplenen ve kendilerine yol gösteren peygamber gönderildiğini anlatır, örnek de verir.

Devamını Oku
13.05.2026
Milletvekili ara seçimleri - Erol Tuncer

Milletvekili ara seçimler; istifa, ölüm ya da başka nedenlerle milletvekilliklerin boşalması durumunda boşalan sandalyelere yeni üyelerin seçilebilmesi için yapılmaktadır.

Devamını Oku
13.05.2026
Aileden algoritmaya - Altan Kar

Bu metin, günümüzün “büyük öteki”sine dönüşen o görünmez ama her yerde olan algoritmik düzenin, yaşamımızı nasıl sessizce dönüştürdüğünü anlamaya yönelik bir çabadır.

Devamını Oku
12.05.2026
Amatör tiyatronun gücü - Serkan Fırtına

Bugün ülkemizin neredeyse her kentinde, kiminde onlarca kiminde ise belki bir tane de olsa perde açmaya çalışan amatör tiyatrolar vardır.

Devamını Oku
12.05.2026
Atatürk, Jonathan, İran ve Macaristan - Ülgen Zeki Ok

Richard Bach’ın bir döneme damga vuran “Martı” kitabının kahramanı Jonathan ile tanışıp felsefesini benimsediğimde 20 yaşlarındaydım.

Devamını Oku
09.05.2026
Atalay, Demirtaş, Kavala ve anayasa - Ziya Yergök

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) 1954’te onaylamış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru hakkını 1987’de tanımıştır

Devamını Oku
08.05.2026
Jeopolitik armağan - Nejat Eslen

1990’lı yılların sonlarında, tek kutuplu dünya düzeni içinde ABD, küresel üstünlüğünü sürdürmenin planlarını yapıyordu.

Devamını Oku
07.05.2026
Engizisyondan bugüne: Değirmenci MenocchIo’nun öyküsü - Okan Toygar

Asıl adı Domenico Scandella’ydı ancak Menocchio olarak bilinirdi.

Devamını Oku
07.05.2026
Emperyalizmin değişmeyen hedefi - Hamdi Yaver Aktan

“1970 yılının nisan ayında, Türkiye’de eylem içinde bulunan ve gençlik önderi durumunda olan gençlerle bir toplantı yapmıştık.

Devamını Oku
06.05.2026
Şafağın getirdiği acı - Abdullah Yüksel

Mayıs ayının başlarında, şafağın erken söktüğü sessiz ve açık bir geceydi.

Devamını Oku
06.05.2026
Sisyphos’un bacağındaki el - Metin Devrim

18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin o ağır çarkları arasında doğan, 1886’da Şikago’da “8 saatlik çalışma hakkını alabilmek” uğruna can veren işçilerin mirasıdır 1 Mayıs.18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin o ağır çarkları arasında doğan, 1886’da Şikago’da “8 saatlik çalışma hakkını alabilmek” uğruna can veren işçilerin mirasıdır 1 Mayıs.

Devamını Oku
06.05.2026
Petrodolar sistemi bitiyor mu? - Fikret Bayır

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 1 Mayıs 2026 itibarıyla Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ayrılacağını duyurdu.

Devamını Oku
05.05.2026
Yeni Sayıştay Kanunu ve Sayıştay ’ın görevleri - Turgut Aşçı

Sayıştay (Divan-ı Muhasebat) 1862’de Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet gelir ve giderlerini denetleyen, günümüz Sayıştay’ının temeli olan en yüksek mali denetim ve yargı kurumu olarak kurulmuştur.

Devamını Oku
05.05.2026
Aşı karşıtlığı ve toplumsal etkileri - Ülkü Sarıtaş

Bakteri, virüs gibi mikrobial ajanlarla meydana gelen hastalıklardan korunmak amacıyla etkisi zayıflatılmış mikrobial ajanlar veya bunların genetik yapısını taklit eden parçacıkların laboratuvarda üretilmesi ile elde edilen aşıların tarihçesi yaklaşık iki bin yıl öncesine dayanmakta, Çin ve Hindistan’da aşıya benzer uygulamaların yapıldığı tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Devamını Oku
04.05.2026
Eğitimde güvenlik sorunu - Levent Nayki

14 Nisan 2026 Salı günü Şanlıurfa’da bir okulda silah patladı.

Devamını Oku
04.05.2026
Gelir düzeyi ve kentsel dönüşüm - Aydın Öncel

Türkiye deprem kuşağında ve oldukça fazla riskli yapı stoğu olan bir ülke.

Devamını Oku
02.05.2026
Emek ve dayanışma - Kemal Akkurt

İşçi sınıfının 1886 yılında ABD’nin Şikago kentinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları başkaldırı hareketi, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nın ilk kıvılcımı oldu.

Devamını Oku
01.05.2026
İşçi sınıfı yeniden - Doğan Ergenç

20. yüzyılda işçi sınıfının önemli kazanımlar elde ettiğini söyleyebiliriz.

Devamını Oku
01.05.2026
1 Mayıs 137 yaşında - Engin Ünsal

Bugün İşçi Bayramı olarak kutlanan 1 Mayıs aslında kanla yazılmış bir emek hareketinin anılma ve sömürüye karşı evrensel dayanışmanın sergilendiği gündür.

Devamını Oku
01.05.2026
Sine-i millete dönmek - Şule Özsoy Boyunsuz

Türkiye’de kamuoyunca zaman zaman gündeme getirilen ve sine-i millete dönmek olarak ifade edilen “topluca istifa”, aslında anayasal olarak var olmayan bir beklentiye dayanıyor.

Devamını Oku
30.04.2026
Uçak gemileri - Hakan Ercan

Uçak gemileri, modern askeri gücün görkemli ve fakat tartışmalı unsurlarından biri olmaya devam ediyor.

Devamını Oku
30.04.2026
Maden işçilerinin zaferi üzerine - Cuma Gürsoy

“Onlar ki toprakta karınca, suda balık kadar çokturlar / Mücadelemizde sadece onların destanı vardır.”

Devamını Oku
30.04.2026
Denge ve denetim krizi - Mahmut Aslan

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından, özellikle muhalefetin kazandığı belediyelere yönelik adli ve idari süreçlerde belirgin bir yoğunlaşma gözlenmektedir.

Devamını Oku
29.04.2026
Yanlarına kâr kaldı... - Berna Özgül

Türkiye'de motokuryeler yalnızca ağır çalışma koşullarıyla değil, cezasızlıkla da mücadele ediyor.

Devamını Oku
29.04.2026
Çocuk koruma mı, dijital gözetim mi? - Mehmet Utku Şentürk

Türkiye’de sosyal medya kullanımına yaş sınırı getirilmesi ve VPN hizmetlerine kadar uzanan kimlik doğrulama zorunluluğu tartışmaları, yalnızca çocukların korunması meselesi değil; aynı zamanda temel hak ve özgürlükler açısından kritik bir kırılma noktasıdır.

Devamını Oku
29.04.2026
Doğum sonrası depresyonu anlamak - Ece Başak Karakaş

Doğum; ailenin heyecanla beklediği bebekle ilk karşılaşması, çoğu zaman sevinç, umut ve yeni bir başlangıç duygusuyla anlatılır.

Devamını Oku
28.04.2026
Laik, demokratik ulus devlet - Selçuk Kosa

Rönesans, 1400 ve 1700 yılları arasında Avrupa halklarının sırasıyla kilise ve monarşiye karşı başlattığı bilim ve özgürlük savaşıydı ve kazanıldı.

Devamını Oku
28.04.2026
Kentler suskun - Aykurt Nuhoğlu

Siyaset, hızlı düşünmeyi ve doğru kararları zamanında alabilmeyi gerektirir.

Devamını Oku
27.04.2026
Mustafa Kemal'in 36 saat süren Çanakkale röportajı

10 Aralık 1915 günü Çanakkale’den ayrılan Albay Mustafa Kemal, 1916’da tuğgeneraliğe terfi etti.

Devamını Oku
27.04.2026
Mustafa Kemal ve ‘Çanakkale Efsanesi’ - Hüner Tuncer

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı’nda yenilgiye uğratılan müttefik güçler, Çanakkale Boğazı’nı yalnızca donanma ile geçemeyeceklerini anlamıştı.

Devamını Oku
25.04.2026
Okul kapısında biriken öfke - Deniz Öztürk

Şiddet, Türkiye’de artık tekil bir davranış değil; dilde kurulan, kültürde beslenen ve kurumlarda derinleşen yapısal bir sorundur.

Devamını Oku
25.04.2026
BİÇİM, İÇERİK VE KALKINMA - Necdet Adabağ

Biçim, bir şeyin dış görünüşüdür.

Devamını Oku
25.04.2026
Şeffaflaşan baskı - Fadime Uslu

Ulusal egemenlik tam bu noktada kırılıyor: 23 Nisan’da makam koltuklarının çocuklara devredilmesi sırasında.

Devamını Oku
24.04.2026
Güç zehirlenmesi - Suna Türkoğlu

Anayasamıza göre “Devletin temel amaç ve görevleri” Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışmak olarak; çok açık, kesin ve net bir biçimde belirlenmiştir.

Devamını Oku
24.04.2026
Egemenliğin adı: 23 Nisan - Hamza Kiye

23 Nisan 1920, yalnızca bir meclisin açıldığı tarih değildir.

Devamını Oku
23.04.2026
Vatansever olmak, ya da olmamak… - Erol Ertuğrul

Kimse vatan haini olmak istemez.

Devamını Oku
22.04.2026