Olaylar Ve Görüşler

Avrupa Birliği’ne artık ‘yolunuz açık olsun’ demenin zamanı! - Faruk LOĞOĞLU

30 Temmuz 2021 Cuma

Son yıllarda bir yanda AB, öbür yanda ülkemizdeki karşılıklı gelişmelere bakarak Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefinin anlam ve getirisini artık yitirdiğini görüyorum. Ve AB’yle ilişkilerimiz konusunda artık başka türlü düşünmemiz gerektiği sonucuna varmış bulunuyorum. Dört ayrı nedenle. 

Birincisi, AB bugün, kuruluşuna ilham veren evrensel değerlerden kopmuş ve uzaklaşmıştır. Irkçılık kol gezmektedir. Faşist ve aşırı ideolojiler yükseliştedir. Popülizm ve popülist liderler revaçtadır. Yabancılara karşı husumet ve şiddet eylemleri yaygındır. İslamofobi kronikleşmiştir. Göçmenlere karşı kucaklayıcı politikalar yerine “bana gelmesinler” anlayışının hâkim olduğu olumsuz uygulamalar sürmektedir. Dışlanan ve ayırımcılığa uğrayan azınlıklar vardır. COVID-19 salgınına karşı bile birlik halinde bir mücadele stratejisi sergilenememiştir. AB ülkeleri korkularının esiri olmaya başlamışlardır. 

AB’NİN BAHANESİ

İkincisi, Türkiye’nin durumudur. Anayasamıza göre Cumhuriyetimiz demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. 1960’larda Ortaklık Anlaşması’nı imzalayan Türkiye devlet ve siyasi yapısı ve uluslararası toplumdaki saygın konumuyla çağdaş ve ilerici bir ülkeydi. 2021 yılı Türkiye’si ise altın çağını ileride değil geçmişin karanlık dehlizlerinde aramakta olan bir ülkedir. Tek adam yönetimi ihdas edilmiştir. Cumhuriyetimizin taşıyıcı kolonu laiklik her fırsat ve vesileyle yok edilmektedir. Bilime değil inanca dayalı eğitim yaygınlaştırılmaktadır. Adalete güvensizlik artmıştır. Halkın büyük kesimi fıtrat algısıyla yoksulluğa alıştırılmıştır. Temel hak ve özgürlükler artan baskı altındadır. Sonuç olarak, adaylığının kabulünden sonra Türkiye Kopenhag ölçütlerinde hep geriye gitmiştir. AB bu olumsuz gidişatı da bahane ederek zaten isteksiz yaklaştığı Türkiye’yle katılım müzakerelerini askıya almıştır. AB bu tutumuyla Türkiye’deki olumsuzlukları pekiştiren bir etki yapagelmiştir. 

2015 ANLAŞMASI GÖZDEN GEÇİRİLMELİ

Üçüncü nokta, ilişkilerde Türkiye’nin ektiğini AB’nin, AB’nin ektiğini de Türkiye’nin biçmekte olmasının tarafları getirdiği çıkmazla ilgilidir. AB’nin bizi istemediği, bizim de istesek de mevcut halimizle üye olamayacağımız gerçeği net olarak ortadır. Şöyle ki AB zirvelerinde Türkiye’nin katılımından artık söz edilmemektedir. AB yıllar boyu aslında kendi açısından tutarlı davranmıştır. Öte yandan, Türkiye de AB’nin eğri tutumundan şikâyeti elden bırakmazken demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları planındaki yükümlülüklerini yerine getirmek şöyle dursun, aksi yönde adımlar atarak üyelik koşullarından iyice uzaklaşmıştır. Neticede AB’nin bilinçli eğrisi ile Türkiye’nin seçilmiş eğrisi birbirine denk gelmiş bulunmaktadır. Bu denklik, AB üyeliğimizin AB için var olmadığı, Türkiye için ise ulaşılamaz olduğu gerçeğini anlatmaktadır. 

Son nokta, ilişkilerdeki mevcut didişme ve tıkanıklığın karşılıklı çıkarlara verdiği zararla ilgilidir. Oysa aradaki bağlar her iki taraf için de hayati stratejik, siyasi, toplumsal ve ekonomik çıkarlar barındırmaktadır. Bu nedenle Türkiye-AB ilişkileri işlevsel ve gerçekçi bir çerçeveye oturtulmalıdır. 1963 Ankara Anlaşması’nda örnek unsurlar vardır. Yeni ilişki düzeninin adı değil, içeriği önemli olacaktır. Ticari ilişkilerin önemine binaen öncelikli hedef Gümrük Birliği Anlaşması’nın yenilenmesidir. İkinci sırada ise göçmenler/sığınmacılar meselesi vardır. 2015 anlaşması gözden geçirilmelidir. Ve tabii vizesiz dolaşım konusu ele alınmalıdır. Böyle bir adım tarafları “tam üyelik” kısır kıskacı ile Rum/Yunan istismarından kurtaracak, karşılıklı yararları çoğaltma şansı artacaktır. 

KARŞILIKLI YARAR

Uygarlık yolunda ilerlemek için Türkiye’nin önce içeride demokrasi, hukuk ve temel özgürlükler bağlamlarında kendisine bir düzen vermesi gerekmektedir. Bu süreçte AB’nin en iyi uygulamalarını her zaman örnek alabiliriz. Ancak bunun için üye olmamız şart değildir. İlişkilerin yeni bir güzergâha yerleştirilmesi ise AB’yi terk etmek olarak değil, karşılıklı yarar sağlayacak bir zemine çekilmesidir. Önemli olan AB üyesi olabilmek değil, demokratik, laik bir hukuk devleti olmaktır.

FARUK LOĞOĞLU 

EMEKLİ BÜYÜKELÇİ


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları