Olaylar Ve Görüşler

Cumhuriyet ve CAN(giller)

15 Ekim 2018 Pazartesi

İntihalci Dündar
Dündar, kendisinden “intihal” suçlamalarıyla söz ettirmeyi de başarmış bir gazeteci.
Bu intihallerden birini Işık Kansu 19 Mayıs 2001’de köşesinde duyurdu.
Atatürk’ün yaveri Salih Bozok’un HEP ATATÜRK’ÜN YANINDA adıyla, “Salih Bozok-Cemil Salih Bozok” imzasıyla 1985’te Cumhuriyet’in o dönemdeki yayınevi Çağdaş Yayınları’nca yayımlanan anılarını 2001’de YAVERİ ATATÜRK’Ü ANLATIYOR başlığıyla ve kitap kapağında “YAYINA HAZIRLAYAN” imzasıyla Doğan Kitap’tan yayımlamıştı. Ancak, 16 yıl önce zaten yayımlanmış olması bir yana, Dündar, en başta, birinci bölümü oğul Cemil Bozok’un, ikinci bölümü Atatürk’ün yaveri ve baba Salih Bozok’un anılarından oluşan kitabın ilk bölümünü, Cemil Bozok’un anılarını; kalan ikinci bölümdeki Salih Bozok’un anılarından da birçok yeri atmış; bazı fotoğrafları çıkarmış, bazı fotoğraflar eklemişti.
Sonra da, mesela “Beceriksizlikten Kurtarma ve Bir Haber” şeklindeki ara başlığı “Kolağası Mustafa Kemal, ‘Bana da Selanikli Kemal Derler’” olarak;
“Mustafa Kemal Paşa’nın İstifası, 2. Orduya Nakil” ara başlığını “Mustafa Kemal Göz Yaşlarıyla Sordu: ‘Selanik’i Nasıl Bıraktın’” olarak;
“İstanbul’a Dönüş, Kurtuluşa Hazırlık” başlığını “Hayat Kadınsız Olmaz” olarak,
“Atatürk”, “Sarı Zeybek” belgesellerinde de “insan Atatürk’ü yansıtıyorum” bahanesiyle uyguladığı magazin mantığıyla hafifmeşrepleştirip değiştirmişti.
Dündar Çağdaş Gazeteciler Derneği üyesi ve üstelik o sırada genel başkan yardımcısıydı. Genel başkan da bugün CHP kontenjanından RTÜK üyesi İsmet Demirdöğen... İntihal, ÇGD tüzüğüne göre de en ağır meslek etiği ihlallerindendi. Derneğin Onur Kurulu üyesiydim. Kurul Tüzük gereği, Kansu’nun yazısından hareketle konuyu incelemeye aldı. Beni de araştırıcı tayin etti. Ben de kitabın 1985 Salih Bozok Çağdaş Yayınları nüshasıyla “yayına hazırlayan Can Dündar” nüshasını Ankara’da Milli Kütüphane’de günlerce inceleyip raporumu verdim.
Dündar sırf “intihal yaptı” denmesin diye, intihalin daniskasını bizzat bu vahim tahrifatla yapmıştı. Salih Bozok’un küçük oğlu Muzaffer Bozok’un eşi, “eser ilk haline göre çok değiştirilmiş. Bu kadar değiştirilerek yayınlanması sizin onayınızla mı gerçekleşti” sorumuza “evet, çünkü aksi halde aynen yayımlamış olma sakıncası varmış” karşılığını vermişti. [Işık Kansu’nun konuyla ilgili 19 Mayıs 2001 tarihli yazısı (sayfa 121-122) ile Ali Tartanoğlu’nun intihal raporu (123-142), GAZETECİLİK VE AHLAK başlığıyla Çağdaş Gazeteciler Derneği 16. Olağan Genel Kurulu’na sunulan kitapta (31 Mayıs 2003, Ankara) aynen yer almıştır.]

‘Kapak olmak’
Dündar’ın 2001’de artık üne, tanınmaya, parlamaya ihtiyacı yoktu. Niye yapmıştı bunları? Çünkü 16 sene önce zaten yayınlanmış bir kitabın yalan yanlış yayına hazırlayanı olarak dahi olsa yine “kapak olmak” istiyordu.
Dündar bu konuda kovuşturulup ceza almadı. Olay, önemli ölçüde hatta tamamen, o günkü genel sekreteri Vedat Çuhadar’ın ağzından “Can Dündar’ı kaybetme lüksümüz yoktur” diyecek kadar onu putlaştırmış Çağdaş Gazeteciler Derneği “sarayında” kilit altına alındı, kamuoyuna yansımadı. Onur Kurulu’nun ihraç kararı ÇGD Genel Merkezi’nce tanınmadı; aynı 16. genel kurulda alınan kararla yeniden üyeliğe kabul edildi, yapılan seçimlerde yeniden yönetim kuruluna seçildi; yetmedi genel başkan yardımcılığına yeniden getirildi.
Başka bazı üyelerle birlikte onur kurulu üyeleri de sadece görevlerinden değil ÇGD üyeliğinden istifa etti!
Ama Dündar’ın dosyası kabarıktı.
Seçil Büker ve Canan Uluyağcı’nın, 1993’te Afa Yayınevi tarafından yayımlanan, sinema oyuncusu Türkan Şoray’ın ele alındığı Yeşilçam’da Bir Sultan adlı kitabını, kendilerinden izin almadan, kaynak da belirtmeden 1 Mart 1996’da Show TV’de Aynalar adlı belgesel dizide Türkan Sultan başlığıyla özel bir bölüm olarak işlemiş, yazarların açtığı ve epeyce uzun bir dava süreci sonunda (anlaşılan yargıçlar da Çağdaş Gazeteciler Derneği yönetimi gibi Can Dündar’ı putlaştırma büyüsüne kapılmıştı) sonunda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca yüklü (20 milyara yakın) bir tazminata mahkûm edilmişti.
Meslek örgütü yöneticisi(!) bir kısım “gazeteci” zevatın “kaybetme lüksü” olmadığını düşünecek kadar “yüceleştirdiği” Dündar’ın meslek ahlakı da bu!

Saray gazetecisi
Aydın Engin’in gazetecilik, gazeteciliği alet ettiği solculuk, sosyalistlik, Marksistlik ölçüleri de yukarıda kısmen özetlendi.
Atatürk’ü, Kurtuluş Savaşı’nı, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir türlü içine sindirememiş emperyalist Batı matbuatına, düşüncelerini, söylemlerini dikte etmelerinde şaşılacak yan bulunmayan bu ikili özellikle Alman matbuatına fethetmeyi beceremeyip ricat ettikleri Cumhuriyet için ne yazdırıyor: “Saray gazetesi!..”
Hazırladığı, küçümseyen, aşağılayıcı Atatürk belgeselinin ilk gösterilişi için tarihi, siyasi, sembolik vs. büyük anlamı olan Dolmabahçe Sarayı salonları AKEPE’nin TBMM başkanınca açılınca, Can Dündar ne, nere, hangi SARAY gazetecisi olmuştu!?
Atatürk’ü yücelten bir belgesele AKP Dolmabahçe’yi açar mıydı?
Atatürk’ü sevmeyen, Cumhuriyet ilkelerini eleştiren, Cumhuriyet gazetesini beğenmeyen ne kadar gazeteci varsa hepsi Cumhuriyet’te yazmak için yırtınır.
Atalay-Dündar-Engin ve gazeteye doldurdukları bütün ekip ise bu yırtınmayı doruğa çıkarıp Engin’in açıkça “bu bir mücadele idi, biz kaybettik” diye itiraf ettiği üzere, gazeteyi fethetme boyutuna ulaştırdı.
Beceremeseler de gerçekten kutlamak gerek!..
Ama bunun, şeriatçıların Türkiye Cumhuriyeti’ni fethederek İslam cumhuriyetine dönüştürme girişiminden ne farkı olmadığını da onların kabul etmesi gerek!
İkincisi... Şeriatçıların şeriat uygulayabilecekleri başka Türkiye’si, başka ülkesi yok. Zaten şeriat uygulanan ülkelere de gitmiyorlar. Gittikleri Avrupa’yı Amerika’yı İslamcılaştıramazlar. Türkiye üzerinde çalışmak zorundalar.
Cangiller ise yeni bir Yeniyüzyıl, Yenibinyıl, Radikal kurup istedikleri gibi yazabilirler. Kaynak sorunları olamaz; Avrupa adeta emirlerinde. Niye ille de Cumhuriyet’te çalışmaya, yazmaya ve hatta onu fethetmeye bu kadar canhıraş bir şekilde, fethedemeyince ağlaşacak kadar hevesliler?

Demokrasi ve çok renklilik
Durmadan demokrasi, çokseslilik, çok renklilik sakızı çiğneyip duruyorlar. Bıraksınlar Cumhuriyet de onların deyimleriyle dinozor, ultra Kemalist, aşırı milliyetçi ve hatta faşist bir renk olarak kalsa ne olur?! Çokseslilik, çok renklilik bunu gerektirmez mi? Günün birinde muhtemelen umdukları gibi batarsa düğün bayram etsinler!
Ayrıca madem solcu, sosyalist, Marksistler, niye mesela Akit’i ele geçirip solculaştırarak dönüştürmeye uğraşmazlar? Güçleri mi yok, cesaretleri mi yok, onlarla epey uzlaştıkları için niyetleri mi yok!?
Düveli muazzama Atatürk’e “milliyetçi” diye kızıyor. Haklılar!.. “Emperyalizme, yani bize karşı çıktı, zavallı Yunanistan şahsında bizi yendi” diyemezlerdi!
Düveli muazzama resmen ve gayri resmi açık konuşuyor. Türkiye çağdaş uygarlık, laiklik, aydınlanma, Cumhuriyet, hele ulusal çıkar, tam bağımsızlık deyip durmasın. Türkleri Orta Asya’ya iade etme projemizi önleyip bizi yenen Türkiye Cumhuriyeti’nden hiç hoşlanmıyoruz. Yok edemesek, Orta Asya’ya süremesek de parçalar, küçültür, bir Katar, bir Kuveyt, bir uydu yaparız, diyorlar özetle
Peki, Cangiller ne diyor? Elbette düveli muazzamayı bire bir tekrarlamıyorlar. Ama “haşhaş ekim yasağını niye ABD’ye danışmadan kaldırdınız”, “Kıbrıs’a niye Amerika’ya danışmadan asker çıkardınız” diyen, emperyalizmin gözdesi Türkeş MHP’si ile ulusalcılık konusunu bulandırsalar da söylediklerinin ucu aynı yere çıkıyor. Cangillerin de “milliyetçilik”ten asıl kasıtları, Batı’daki abileri gibi, MHP değil Atatürk! Bahçeli MHP’si zaten Batı’nın umurunda değil. Ne Türkeş, ne Bahçeli “tam bağımsızlık diyen “milliyetçi” hiç değiller, olmadılar. Batı’nın derdi ise bu tam bağımsızlık inancı... Batı buna “Kemalist milliyetçilik” diyor. Cangiller de uydurdukları “ultra Kemalizm”le aynı şeyi söylüyorlar. Aynı noktaya varıyorlar Batılı abileriyle Almanya’ya gelince.
Cangillerin hamisi-abisi Avrupa ve Almanya’ya da bir şeyler söylemek lazım.
2002’de, tam istediğiniz gibi, Cumhuriyet’in altını oyma konusunda en ideal işbirlikçiyi buldunuz. Öve öve bir hal oldunuz. Tam üyelik görüşmelerini başlatmayı lütfettiniz. Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatma davası sırasında olanca desteği verdiniz. ABD dahil Fethullah Gülen’e saygıda da hiç kusur etmediniz. Ama 15 Temmuz ayaklanmasından sonra Recep Erdoğan’la bozuştunuz.
Şimdi Erdoğan’la Gülen arasına olduğu gibi Erdoğan’la Cangiller ve sizin aranıza da kara kedi girdi. Yoksa Batılı emperyalistler, şeriatçılar, Cangiller, hepiniz oradaydınız! Hepiniz Erdoğan’ı da, Gülen’i de elbebe gülbebe yapmıştınız. Çünkü ortak hedefiniz, Cumhuriyet idaresi ve Atatürk’tü.
Cumhuriyet gazetesi milliyetçi, faşist, ultra Kemalist olduysa size ne? Niye bu kadar telaşa düşüyorsunuz? Cumhuriyet tapulu mülkünüz mü ki? Batarsa batsın! Cumhuriyet gazetesine de mi borç vermiştiniz?!..
Zamanı 1923 öncesine ne Cangiller, ne emperyalist Batı, ne kürdi makamı, ne de hicaz makamı döndürebilir!  

Ali TARTANOĞLU


Yazarın Son Yazıları