Olaylar Ve Görüşler

Diktatörlüğe yol açacak

30 Aralık 2016 Cuma

 

Başkanın elindeki gücü dengeleyecek mekanizmaların bulunmaması durumunda, başkanlığın diktatörlüğe dönüşeceğini Latin Amerika deneyimleri gösteriyor. Türkiye’de, başkanı sınırlayacak ne bağımsız bir yargı, ne özgür bir basın var.

AKP tasarısına göre, başkan ile yasama organı birbirlerinin seçimlerinin yenilenmesine karar verebilirler. Oysa, başkanlık sisteminde, başkan ile parlamento birbirlerine karışamazlar. Başkanın parlamentoyu fesih yetkisi yoktur. Başkana verilen bu yetki, başkanın aynı zamanda partili olmasıyla birlikte ele alındığında, parti çıkarları için kullanılması olasılığını doğuruyor. Örneğin, 7 Haziran seçimlerinde olduğu gibi, başkanın partisi Meclis’te çoğunluğu elde edemezse, başkan seçimleri yenileme yoluna gidebilir.

Bu yetki aynı zamanda başkanın üçüncü bir beş yıl yani 15 yıl görev yapmasına olanak sağlamakta. Tasarıya göre, başkanın görev süresi beş yıl ve en çok iki kere seçilebiliyor. Ancak ikinci döneminde seçimlerin yenilenmesine karar verdiği takdirde bir kere daha aday olabiliyor.

Başkana verilen bu yetki, ayrıca başkanın parlamento üzerindeki denetimini de güçlendirecek nitelikte.

b. Başkanın kararname çıkarma yetkisi: Başkanın bu yetkisi, AKP’nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na (AUK) verdiği öneride öngörülen yetkiye göre daha sınırlı. AUK önerisinde başkana “genel siyasetin yürütülmesinde ihtiyaç duyduğu konularda” kararname çıkarmak gibi sınırları belirsiz bir yetki verilirken, Meclis’e sunulan tasarıda bu yetki başkanın “yürütme yetkisine ilişkin” konularla sınırlanmış. Buna karşılık son tasarıda başkanın yetkileri genişletilmiş. AUK tasarısında olmayan, olağanüstü hal ilan etmek (AUK tasarısında sıkıyönetim ve OHAL ilanını Meclis’ten talep ediyor) ve OHAL kararnamesi çıkarma yetkisi verilmiş.
Aynı şekilde AUK tasarısında bulunmayan, milli güvenlik politikalarını belirlemek ve gerekli tedbirleri almak yetkisi de son tasarıyla yetkilerine eklenmiş.

c. AKP önerisinde başkanın sahip olduğu önemli bir yetki de üst düzey yöneticilerin atanması: Bu üst düzey yöneticilerin kim olduğu sayılmamış. Müsteşarlar yanında, müsteşar yardımcılarını, genel müdürleri de başkan mı atayacak, belli değil. Başkanın takdirine kalmış. ABD sisteminde başkanın yaptığı atamalar senatonun onayına tabi. Senato bu onayı verirken kılı kırk yarar. AKP’nin önerdiği sistemde başkanı sınırlayan hiçbir şey yok. Başkanın aynı zamanda parti başkanı olduğu göz önünde tutulursa, bu atamalarda liyakat yerine siyasal tercihin egemen olacağı açık.

İki tasarı arasındaki fark ne olursa olsun, başkana verilen bu yetki, başkanlık sistemini uygulayan ülkelerdeki başkanın kararname çıkarma yetkisinden farklı nitelikte. Örneğin, ABD’de başkanın “executive order” denen kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi çoğunlukla kongrenin (Meclis’in) verdiği bir yetkiye ya da kongrenin zımni ya da açık onayına dayanır. Bunun dışında, başkanın mevcut yasaları uygulamak için de kararname çıkarmak yetkisi bulunuyor. Ancak, AKP tasarısında başkana kararname çıkarmak konusunda verilen geniş yetki, Meclis’in iradesini atlayarak ve ortada bir yasa yokken kullanılacak bir yetki. Bunun anlamı, yasamanın yetkisinin yürütmeye devredilmesidir.

‘Başkan’ın sorumluluğu

Tasarı ile başkana son derece geniş yetkiler verilmesinin doğal bir sonucu olarak, başkanın cezai sorumluluğu da düzenlenmiş. Ancak gerçekleşmesi çok güç koşullara bağlanmış.

Meclis’in soruşturma açması için üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu, Yüce Divan’da yargılanması için üçte iki çoğunluğu aranıyor. Başkanın partisi iktidarda bulunduğu sürece, başkan suç işlese bile, bu çoğunluklara ulaşmak olanaksız.
Oysa, ABD’de başkanın yargılanması için Temsilciler Meclisi’nde hazır bulunan ve oy verenlerin salt çoğunluğu yeterli. Başkan Senato’da yargılanıyor. Başkanın mahkûm edilmesi için hazır bulunan ve oy verenlerin üçte iki çoğunluğu aranıyor.

Siyasal sistemin yapısal sorunları
AKP tipi bir başkanlık sisteminin uygulanmasının doğuracağı sonuçları değerlendirirken, toplumsal ve siyasal yapının özelliklerini dikkate almak gerekir.

Kültürel faktörler

Türkiye’nin siyasal kültüründe, hangi sistem olursa olsun, her dönemde otoriter eğilimlerin baskın olduğunu görüyoruz.

Başkanlık sisteminde yürütme, Bakanlar Kurulu gibi bir kolektiviteye değil, tek bir kişiye bağlandığı için iktidarın kişiselleşmesine elverişli bir sistem. Böyle bir sistemin, otoriterleşme eğilimlerinin egemen olduğu bir toplumda, diktatörlüğe yol açması olasılığı yüksek. Hele AKP önerisindeki gibi, denge ve fren mekanizmalarının yokluğunda bu olasılık daha yüksek.

Türkiye’deki siyasal kültürün bir başka özelliği, uzlaşmacı değil çatışmacı olması. Demokrasi uzlaşıya dayanan bir rejim. Başkanlık sisteminde seçimi kazanan her şeyi kazanırken, kaybeden her şeyi kaybediyor. Oysa, parlamenter sistemde seçimi kaybeden, muhalefet partisi olarak Meclis’e giriyor ve kendisine oy verenlerin temsilini sağlıyor. Çatışmacı bir kültürün egemen olduğu ve zaten son derece kutuplaşmış bir toplumda kazananın her şeyi kazandığı, kaybedenin her şeyi kaybettiği sistem kutuplaşmayı ve toplumsal çatışmayı arttıracak.

AKP’nin kurduğu hegemonik toplumsal mühendislik projesi de göz önünde bulundurulduğunda, başkanlık sisteminin, bu projeye itirazı olan toplumun yarısının büsbütün dışlanmasına, sisteme yabancılaşmasına yol açması beklenmeli. Ayrıca başkanın partili olması nedeniyle partiler üstü hakem rolü oynayamaması da kutuplaşmayı artıracak bir etken.

Siyasal partilerin yapısı

Başkanlık sisteminin başarılı olduğu ABD’de partiler arasındaki ideolojik farklılıklar az, parti içi disiplin gevşek. Partilerin başkanlık seçimi dışında varlıkları pek duyulmaz. Partilerin kontrolü eyaletlerdeki yerel örgütlerde. Oysa Türkiye’de, milletvekillerinin gizli oylamalarda bile, oylarını parti yöneticilerine göstermek zorunluluğunu duydukları sert bir parti disiplini var. İdeolojik farklılıklar büyük. Böyle bir siyasal ortamda, ülkenin temel sorunları üzerinde partili bir başkanla muhalefet arasında bir uzlaşma sağlanamayacağı gibi, başkanla Meclis çoğunluğunun aynı partilerden olması durumunda sistemin tıkanması kaçınılmaz.

Türkiye’nin siyasal geleneği

1876 Anayasası’ndan bu yana Türk demokrasisi RIZA TÜRMEN Eski AİHM yargıcı ve eski CHP Milletvekili parlamenter sistem içinde gelişti. 1876 Anayasası parlamentoyu kurarak monarşiye meşruti bir nitelik kazandırdı. Ondan sonra yapılan 1908, 1921, 1924, 1961, 1982 anayasaları ile Türkiye, eksik ya da kusurlu olsa da, parlamenter sistemle yoluna devam etti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaşlaşma, demokratikleşme projesi parlamenter sisteme dayanır. Siyasal alışkanlıkları, siyasal davranış biçimleri bu sistem içinde oluştu.
Türk siyasal yaşamında demokrasiyi kesintiye uğratan askeri darbelerden parlamenter sistemin sorumlu tutulması doğru değil. Her darbenin kendine göre nedenleri var. Parlamenter sistem yerine başkanlık sistemi olsaydı, bu nedenler yine darbelere yol açacaktı.

Başkanlık sistemine geçilirse, bu sadece anayasa değişikliğiyle sınırlı kalmayacak. Devletin bütün kurumlarında, toplumun yerleşmiş alışkanlıklarında köklü bir değişime gidilmesi gerekecek.

Fren-denge mekanizmasının eksikliği

Başkanın elindeki gücü dengeleyecek, sınırlayacak mekanizmaların bulunmaması durumunda, başkanlığın diktatörlüğe dönüşeceğini Latin Amerika deneyimleri gösteriyor. Türkiye, başkanı sınırlayacak, ne bağımsız bir yargı, ne özgür bir basın var. AKP önerisinin sonucu, bağımsız, güçlü bir yasama da olmayacak.
Sonuç olarak, AKP’nin önerdiği başkanlık sistemi:

a. Bütün gücün tek bir elde toplandığı, iktidarın kişiselleştiği, denge ve denetim mekanizmalarının bulunmadığı, hesap verilebilirliğin olmadığı bir diktatörlüğe yol açacak.
b. Toplumdaki kutuplaşmayı arttıracak.
c. Türk siyasal yaşamının özelliklerine, geleneklerine uygun olmayan bir sistem getirecek.
AKP’nin önerdiği sistemin sakıncaları böylesine açık bir biçimde ortadayken, sorulması gereken büyük soru şu: “Neden?”  

RIZA TÜRMEN
Eski AİHM yargıcı ve eski CHP Milletvekili

 


Yazarın Son Yazıları