Ege Adaları Kime Aittir? - Süha UMAR
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Ege Adaları Kime Aittir? - Süha UMAR

12.06.2020 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ege’de aidiyeti antlaşmalarla açıkça belirtilmemiş adaların ve kayalıkların tümü, daha 95 yıl öncesine kadar Osmanlı Devleti’ne aitti. Yunanistan’a verildiğini gösteren bir belge de yoktur.

Bir süredir, aralarında Milli Savunma Bakanlığı bir eski Genel Sekreteri’nin de bulunduğu bazı kişiler, Yunanistan’ın Ege’de Türkiye’ye ait 18 adaya el koyduğunu yazıp, çizmektedirler. Bu konuda yaratılmaya çalışılan fırtınaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı, meslektaşım Büyükelçi Ünal Çeviköz’e atfedilen bir bilgi notunun basına sızdırılması da katkıda bulundu. Yıllarını bu konu ile uğraşmakla geçirmiş hâlâ da değişik yönleri ile uğraşmaya devam eden* bir kişi olarak birkaç cümle de ben edeyim.

Eski çağlarda, Ege Denizi’nin yerinde, masal kıtası “Atlantis” vardı. Tanrıların yani doğanın gazabına uğrayıp, battı. Yüksek dağlarının tepeleri, Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir’in “Arşipel”, bugün bizim, “Ege Adaları” dediğimiz kara parçaları olarak suların üstünde kaldı.

Adaların aynı olan flora ve faunasına bakın. Patlayıp da etrafı küle ve “Santoron taşı” dediğimiz, suda batmayan, “sünger taşı”na boğan Santorini Adası’nı düşünün. Pasifikteki Krakatoa dışında kaç ada patlamış? Patlayan yanardağdır. Demek, “Ege denizi kıtaydı, adalar da dağlardı.” diyenler, haksız değilmiş.

Peki bu deniz kime aitti? Pelasgları ve daha onlar gibi nice kavimleri saymazsak -ki nasıl saymayız-  bilinebilen en eski tarihte, Ege Denizi’nin iki yakasında yani Anadolu ve Teselya ile Mora’da, Luvi’ler yaşıyordu. Hititlerin “Arzava Mektupları”nda adı geçen, bir türlü baş edemedikleri Luvi’ler, bizim Anadolu’lu atalarımızdır.

Luvi’lerin Anadolu’dan Teselya’ya geçerken adalara, uğramadıkları düşünülemez.

ADALAR KİME AİTTİ?

Sonra aradan yine yüzyıllar geçmiş, bu arada ana karalar gibi adalar da, sık sık el değiştirmiştir. Bir ara bu adaların neredeyse tümü, Ege’de hemen her adada karşımıza çıkan, Hastane (Rodos) Şövalyeleri’ne aitti. Hastane Şövalyeleri Yunan değildir. Ege’nin ve Ege Adaları’nın, kadim tarihten beri Yunan olduğunu düşünmek, insan aklı ile alay etmektir.  

Yunanların Ege’nin Anadolu’da ticaret kolonileri kurmaları çok sonralara rastlar. “Altın Post”un peşine düşen, Jason ve Argonotlar ile Güzel Helen’i geri almak için Truva’yı yıkmaya gelen Menelaos ve aralarında Akhilleus ile Odyseus’un da bulunduğu arkadaşlarının da Yunan oldukları tartışmalıdır. Kaldı ki, Odyseus dışında hepsi anakaradandı. Odyseus’un yurdu Ithaca Adası da zaten Ege Denizi’nde değildir.

Bizans’ın Yunan değil Doğu Roma olduğunu da düşününce, Ege’nin de adalarının, 1900’lü yılların başına kadar, Yunan olmadığı anlaşılır. Şimdi, içinde ada olmayan denizden korkan Yunanların, “adadan adaya hoplamak” dedikleri gibi biz de hooop, günümüzden 500 yıl öncesine atlayalım.

500 yıl önceden, yine yaklaşık 100 yıl öncesine kadar geçen, Ege tarihinde belki de hiç görülmedik uzun bir zaman diliminde, Ege Adaları Osmanlı Devleti’ne aitti. Bugün Oniki Adalar’ın idare merkezi olan Rodos dâhil neredeyse tümü, Rodos Şövalyeleri’nden ve Venedik’ten alınmıştı.

Adaların, çoğu kez hiç bir antlaşmada yazılı olmadan, oldu-bittilerle, peyderpey elden çıkması, Balkan ve Trablusgarp savaşları sonrasına rastlar. O zaman bile, bir ikisi dışında çoğu, Yunanistan’a değil, İtalya’ya kaptırılmıştır.

Bugün Oniki Adalar’ın hepsinde ciddi bir İtalyan izi, mimarisi ile karşılaşırsınız. Yunan turizm broşürleri bile bunu böyle yazar. Birçok adanın adı İtalyancadır. En büyüğünden en küçüğüne kadar hepsinin ise Türkçe adları vardır. Adalardaki birçok yerin adı, bugün bile Türkçedir.

Ege Adaları’nın Yunan olduğu, bugün de çok tartışmalı, hâlâ kapanmamış bir konudur. Sorunu basite indirgeyip, Ege’nin belli bir bölümü ile sınırlı tutarak, “Yunanlar adalarımızı aldılar.” ile başlayalım.

ADALARI KİM ALMAYA ÇALIŞIYOR?

Yunanistan’ın Ege’de Türkiye’ye ait adalara el koyduğunu, Türkiye’nin buna sesiz kaldığını dile getiren, “hikmeti kendinden menkul kişiler” haklıdırlar ama kısmen.

“Adaları biz değil bizden öncekiler verdi.” diye, yine doğruluğu kendilerinden menkul savlarla ortada dolaşanlar ise haksızdırlar.

Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları, önce Misak-ı Milli sonra da Lozan Antlaşması ile çizilmiştir. Lozan Antlaşması ile Lozan Boğazlar ve onun yerini alan Montreux Sözleşmeleri, Ege’de hangi adaların Türkiye’ye, hangilerinin Yunanistan’a, hangi adaların da İtalya’ya bırakıldığını açıkça yazar. Lozan’lar 1923, Montreux 1936 tarihini taşır.

ONİKİ ADALAR VE DİĞERLERİ

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, Batnaz (Patmos) ile Rodos-Meis arasında kalan ve Lozan’da, isim isim sayılan Oniki Adalar,  İtalya’ya aitti.

Türkiye’yi “Müttefikler” yanında II. Dünya Savaşı’na sokmaya çalışan İngiltere, karşılığında, o tarihte Alman işgali altında olan Oniki Adalar’ı Türkiye’ye vermeyi önermişti. Maliyeti çok yüksek olacak, tutulacağı çok kuşkulu bu vaad, yerinde bir kararla, kabul edilmemişti.

“Vermişler de almamışız.” diye çığlık atanlara kulak asmayın. Dirayetsizlik edip savaşa girmenin sonunun ne olduğunu tarihte çok gördük. Sonu belli bir filmi tekrar görmeye koşmanın âlemi yoktu.

İsmen tek tek sayılan “Oniki Adalar ve onlara bağlı kayalıklar”, “Müttefikler”in yanında savaşa girmeyi reddeden Türkiye’yi cezalandırmak için de, savaş sonrasında Yunanistan’a verildi.  Ancak, Türkiye’nin güvenliği açısından önem taşıyan bu adalar silahlandırılmayacak, adalarda asker bulundurulmayacaktı. Türk karasularının** içinde kalan adalar, adacıklar ve kayalıklar, Türkiye’ye ait olacaktı.

Lozan, bu iki grup dışında kalan ve statüleri belli olmayan adaların, kayalıkların aidiyetinin, ilgili taraflar -Türkiye ile Yunanistan- arasında görüşmelerle belirlenmesini öngörmektedir.*** Bu, bugüne kadar yapılamamıştır. Yanaşmayan Yunan tarafıdır çünkü tarih boyunca başkalarına yaslanıp, Türkiye aleyhine büyümeyi temel politika olarak benimsemiştir. Aklınca uygun zaman kollar. Tekrar edeyim aidiyeti antlaşmalarla açıkça belirtilmemiş adaların ve kayalıkların tümü, daha 95 yıl öncesine kadar Osmanlı Devleti’ne aitti. Yunanistan’a verildiğini gösteren bir belge de yoktur.

Merak edenler için yazayım. Örneğin, Didim’in karşısındaki Eşek (Agathonissi) ve Bulamaç (Farmakonisi) Adaları, Yunanistan’a ait değildir. Türk karasuları dışında kaldıkları düşünülüyorsa, aidiyetlerinin, Türkiye ile Yunanistan arasında görüşme yoluyla belirlenmesi gerekir. Yunanistan ise oldu-bitti ile bu adalara el koymaya çalışmaktadır. Her iki adaya da asker ve silah yerleştirmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin aksine Yunanistan, bağımsızlığını aldığı 1829 tarihinden başlayarak, yayılmacı bir siyaset gütmüştür. Bizim dost bildiğimiz Venizelos, Yunanlar tarafından, “Yunanistan topraklarını üç kat büyüten kişi” olarak anılır. Bu büyüme hep Türkiye aleyhine olmuştur. Bu politika bugün de devam etmektedir. Son deneme Kıbrıs’tır. Megali İdea-Küçük Asya macerası gibi o da, Yunanistan için felaketle sonuçlanmıştır.

ÇÖZÜM NEDİR?

Yunan yayılmacı siyaseti Ege adalarında sürmektedir. Bunun son örneği Kardak’tır.

Lozan’da ismen sayılan Oniki Adalar’a silah ve asker yerleştirilmesi, bu adaları Yunanistan’a şartlı devreden antlaşmanın açık ihlali, Türkiye’nin güvenliğine tehdittir. Türkiye bu konuyu sadece bir kez, 1990’lı yılların ilk yarısında, NATO’da gündeme getirmiştir.**** Hiçbir iktidar böylesine önemli bir konuyu, olması gereken biçimde izlememiştir ve izlememektedir.

30 yıldır Ege adalarında hiç bir şeyin değişmediğini düşünenler, eğer denizin temizliği, yaşamın rahatlığı ve sakinliği, doğanın, mimarinin korunmasından vs. söz ediyorlarsa, doğrudur. Piri Reis’in peşinde dolaşan ve bugünü geçmişle karşılaştırmalı olarak saptayıp, yazan biri olarak, 500 yıldır bir değişiklik olmadığını bile söyleyebilirim.

Ancak, adaların aidiyeti, yayılmacılık ve silahlandırılmaları konusunda çok şey değişmiştir. Silah ve asker bulunmaması gereken Sakız Adası’nda, “askeri tesislerin fotoğrafını çektiğim.” savıyla beni sorguya çekmeye kalkan KYP***** mensupları, emekli bir Türk büyükelçisi olduğumu öğrenince de kırdıkları potun farkına varıp, nasıl kaçacaklarını bilemememişlerdi.

İstanköy ile Kilimli-Kelemez (Kalymnos) arasındaki Keçi (Pserimos-Capra) Adası’nın Akyarlar’a bakan burnunda ise herkesin kolayca göreceği askeri bir tesis vardır ve önündeki deniz, haritalarda “askeri yasak bölge” olarak işaretlidir.  Keçi Adası adı sayılarak Yunanistan’a bırakılmış bir ada da değildir.

Tabii Ege adalarının aidiyeti konusunu tartışırken, Oniki Adalar’ın batısına geçip, Girit’in kuzeyindeki hatta Atina’ya yakın adaları da sepete atmaya çalışmamak, elimizi zayıflatmamak açısından, dikkat edilmesi gereken bir husustur.

Ege adalarında Yunan yayılmacılığı nasıl önlenir? Bunu yanıtı 1996 yılında yaşanan Kardak bunalımındadır. O zaman ilk adım olarak ne yapıldıysa yine o yapılmalı, görüşme masasına oturmadan önce elimiz güçlendirilmelidir. Adalar egemenlik konusudur ve egemenlik sorunları, çözümü en güç sorunlardır. Zamanında gerekli adımlar atılmazsa sonu savaşla da bitebilir.

Bu açıdan, bir süre önce Yunan Savunma Bakanı’nın Kardak gösterisinin Türkiye tarafından engellenmesi, savaş çıkaracak değil, savaşı engelleyecek bir tutumdur.  Yunanistan’a, adalara el koymaya veya silahlandırmaya çalışmamak konusunda, diplomatik usule ve dile uygun olarak yapılacak, sağlam hukuki temellere dayanan uyarılar da.

BİR BİLENE SORULSUN

Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının, ülkenin egemenliğini ilgilendiren konularda görüş bildirmek, en doğal hakkıdır. Ancak, böylesine bilgi gerektiren konularda, ulu orta ahkâm kesmek doğru değildir. Unutulmaması gereken, devlet yönetmenin, şirket veya belediye yönetmekten çok farklı ve ciddi bir iş olduğudur. Yeni veya eski görevleri ne olursa olsun tarih, uluslararası antlaşmalar, hukuk ve diplomasi bilgi ve deneyimi yeterli olmayanların hariçten gazel okuma hafifliğine ise hiç gelmez.

SÜHA UMAR
EMEKLİ BÜYÜKELÇİ

Dip notlar:

* 2013 yılından beri Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinin izinde Ege ve Akdeniz’de dolaşıyorum ve seyir sonuçlarını YACHT Türkiye dergisinde, “Fırtına Kuşu” sayfalarımda yazıyorum.

**O tarihte karasuları 3 mildi. Sonra 6 mile çıkarılmıştır.

***Lozan’ın bu maddesi, uluslararası yargı tarafından, Osmanlı Devletine ait olan ancak Lozan ile vazgeçilen haklarımız dikkate alınarak, Kızıldeniz’deki adalar anlaşmazlığında uygulanmıştır.

****Zamanın Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’in onayı ile bu girişimi yapan kişi olduğum için yakından biliyorum.

***** KYP. Yunan Gizli Servisi.


Yazarın Son Yazıları

MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025
Devlet ve kalkınma - Prof. Dr. Bilin Neyaptı

Bir ülkede ekonomi yönetiminin temel hedefleri verimlilik ve adil bölüşümdür.

Devamını Oku
18.12.2025
Devletçiliğe dönebilmek... - Kemal Onur

Demokratik ve laik sosyal hukuk devletimizin kurucu lideri Atatürk’ün yönetimi döneminde; ülkemizin ulusal çıkarı açısından bilimsel anlayış ve duyarlı bir bilinçle, iç ve dış sermaye şirketlerinin çıkarları için vahşi madenciliğe kesinlikle fırsat verilmemiştir!

Devamını Oku
17.12.2025