Olaylar Ve Görüşler

Hangisine Acısak?.. - Nazım MUTLU

08 Şubat 2021 Pazartesi

30 Ocak 2021 günkü gazete haberlerinden birinin özeti: Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre Trabzon’un Akçabat İlçesinde bulunan Hıdırnebi-1, Hıdırnebi-2, Bolu’nun Göllüören, Yaylabeli ile Amasya’nın Ahmetoğlu, Keşbeli, Çukurtuzla, Melikli, Çukuryayla, Alanbaşı, Kadıçayırı, Kulam, Peynirçayı, Düvenci, Fındıkpınar yaylalarının statüleri değiştirildi.”

”STATÜ DEĞİŞTİRMEK”.

Yani bir şeyi bir şey olmaktan çıkarıp başka bir şeye dönüştürmek... Franz Kafka’nın Dönüşüm”ünde insan” Gregor Samsa’yı “böcek” Gregor Samsa’ya dönüştürmesi gibi. Akşam insan” yatan Samsa’nın sabah böcek” kalkması... Aklıyla insan, bedeniyle böcek, gudubet bir şey!  

Öyle ilginç bir yere geldik ki... Romandaki gibi. “İnsan” mıyız, böcek” miyiz, belli değil.

YAPILAN TÜY DİKMEK

Yukarıdaki haber, artık nerede bir ıslaklık gölse üstüne hemen bir HES, nerede bir çakıl taşı görülse oraya hemen bir taş ocağı, nerede çayır çimenli bir mera, orman görülse oraya hemen bir altın-bakır tezgâhı kurma işlerinin tam gaz sürdüğü; köylüsü kasabalısı, kadını erkeğiyle vatandaşların da elde nacak ya da gürgen dalıyla nöbet tuttuğu; bu yolla başa çıkamayınca da bir umutla mahkeme kapılarına koştuğu zamanlarda, şimdiye dek yapılanların üstüne tüy dikme cinsinden bir işin haberi.

MANİDAR”LIĞIN NEDENLERİ

İşin zamanlaması da özel olarak manidar! Çünkü zaman, Anadolu’nun her yanında olduğu gibi, Taşovalılarla (Amasya) Erbaalıların (Tokat) Boğalı-Sakarat kuşağındaki yaylalarını, ormanlarını köstebek gibi delik deşik etmeye hazırlananlara karşı çırpındıkları günlerin ortası.

Sen misin altın kaçakçısı” şirketlere yan bakan?  Kalan yaylalarını da betonla sıvayayım da gör! 

Oralar artık yayla” değil, henüz el değmemiş yerleri parsellemek için elinde metreyle aç kurt gibi dolaşan mütayit” beylerin arsası!

Koskoca Gregor Samsa böcek” olur da yayla arsa” olmaz mı?

Oldu bile.

Zamanlamayı “manidar” kılan başka nedenler de var, hepimizin bildiği:

   İnsanoğlunun kendini güya uygarlaştırıp(!) doğayı da güya ehlileştiriyorum(!) diye yıllardır işlediği suçlar nedeniyle üreyen toz zerreciği büyüklüğündeki koronaların bir yandan evrile evrile, bir yandan evire çevire canlarımızı aldığı…

   Elli altmış yıldır delik deşik edilen megakent” (İstanbul) için Biz bu şehre ihanet ettik, bundan ben de sorumluyum” söylevlerinin henüz dumanının tüttüğü (21 Ekim 2017)…

   Dünyanın yeniden doğayla barışıp tarımla hayvancılığa kafa yorduğu, bizde de bilim insanlarından kent yaşamının bunalttığı sade yurttaşa dek çoğumuzun yeniden bunları düşündüğü…

   Gırtlağına dek betona batmış kentlere yağan her beş dakikalık yağmurun toprakla buluşacak yol bulamadığı için işyerlerini, apartman girişlerini bastığı, insanları boğup caddelerde arabaları sürüklediği…

   Ve hem de artık yaz kış kuraklığın ülkeyi kavurmaya durduğu günlerin ortasında.

Adına ister tarihten ders almamak, ister bin musibet”le bile akıllanmamak, ister akıl tutulması diyelim... Bu basiret bağlanmasının bizdeki yüzlerce örneğinden biri olan Uzungöl’ün betonla kuşatılıp gölün göl” olmaktan çıktığı, gözümüzün önünde konu mankeni gibi durduğu ortadayken!  

“Öğrenme güçlüğü” bir tür hastalıktır ve bu sorunu yaşayan okul çağındaki çocuklar psikolojinin genişleyen olanaklarıyla iyileşebiliyorlar. Ancak belli ki akılla bilim, para hırsının tutsak ettiği güce yetecek kadar gelişmemiş henüz. Koca koca yıkımların içindeyken kapıdakileri görememek! İlginç. 

Böyle olunca da insan hangisine acıyacağını şaşırıyor: Doğaya mı, bu kafaya mı?... 

NAZIM MUTLU

EMEKLİ ÖĞRETMEN


Yazarın Son Yazıları