Olaylar Ve Görüşler

‘Hayata Dönüş’ ve hapishaneler gerçeği

16 Ekim 2018 Salı

F tiplerine karşı mücadele içeride ve dışarıda devam etmektedir. Özellikle hapishanelerde bugün yaşanan hak ihlalleri ve hukuksuzluklar herkes tarafından hatırlanmalıdır. “Hayata Dönüş” operasyonu unutulmamalı ve unutturulmamalıdır.

19-22 Aralık 2000 tarihleri arasında aynı anda ülke çapında 20 ayrı hapishanedeki siyasi tutuklu ve hükümlülerin kaldığı bloklara operasyon düzenlendi. Operasyon sonucunda onlarca insan hayatını kaybetti. Operasyona “Hayata Dönüş” ismi verildi. Operasyonlar gerçekleştiğinde iktidarda DSP-MHP-ANAP koalisyonu bulunuyordu. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit operasyonu, “ teröristleri kendi terörlerinden kurtarma” olarak tanımladı. 22 Aralık 2000 günü sonunda “teröristler kendi terörlerinden kurtarıldı” ve F Tipi hapishanelere konuldular.

Tutuklulara bakış açısı

“Hayata Dönüş” operasyonları başından sonuna kadar tek bir merkezden yönetilen operasyonlardır. Kapsamı ve büyüklüğü itibariyle öncesinde ciddi bir hazırlığa işaret etmektedir. Bugüne kadar ki mevcut hapishane operasyonlarının göstermelik dahi olsa sahip bulunduğu hukuki alt yapı, “Hayata Dönüş”  operasyonlarında oldukça zayıftır. Operasyon kararı MGK’da alınmış, İçişleri ve Adalet Bakanlığı eliyle Jandarma Genel Komutanlığı tarafından gerçekleştirilmiştir .“Hayata Dönüş” operasyonları Devletin en üst düzeyindeki kurumları arasında tam bir mutabakatla yapılmıştır. Operasyonlarda Hükümet ve Meclisteki muhalefet partilerinin kararı, onayı ve oluru bulunmaktadır. Bu yanıyla operasyon çok net bir şekilde Devlet operasyonudur. “Hayata Dönüş” operasyonlarına bir bütün olarak, doğrudan yok etme saikinin de işin içinde olduğu ve katliam boyutunda cereyan etmiş operasyonlar olduğu görülmektedir. Ülkemizdeki hapishaneler gerçeğine bakıldığında, her zaman her türlü uygulamanın sürekli zor’a dayalı politikalarla yaşama geçirilmiş ya da geçirilmeye çalışmıştır. Bu bakımdan devletin siyasi tutuklulara yönelik bakış açısı ve hapishaneler politikası gereği olarak, hapishaneler her zaman zor’un sürekli ve geniş kullanım alanı bulduğu yerler olmuştur. Rahatlıkla denebilir ki, Devletin hapishanelerde hayata geçirmek istediği her türlü uygulamanın temeli en nihayetinde zor’un kullanımına dayanmaktadır. “Hayata Dönüş” operasyonu sonrasında operasyon düzenlenen hapishanelerde öncelikle güvenlik güçlerince arama ve tespit işlemleri yapılmış, sonrasında da her bir hapishane açısından Cumhuriyet Savcıları tarafından keşif işlemleri gerçekleştirilmiştir. Böylece operasyonların her biri bakımından olay adli makamlara intikal etmiştir. Ancak belirtmek gerekir ki, tüm hapishaneler açısından adli soruşturmalar aynı düzeyde süregelmemiştir. Operasyonlar 20 ayrı hapishanede yapılmış olmasına rağmen sadece bazı hapishaneler ile ilgili soruşturma ve davalar husule gelmiştir.  

Duruşma bugün

Adli soruşturma yapılıp davası açılanlar; İstanbul (Bayrampaşa ve Ümraniye hapishaneleri), Çanakkale hapishanesi, Adana Ceyhan hapishanesi, Çankırı hapishanesi, Bursa hapishanesi, Uşak hapishanesi ve Malatya hapishanesinde gerçekleştirilen “Hayata Dönüş” operasyonlarıyla ilgili olanlardır. Görüleceği üzere 20 ayrı hapishaneye operasyon düzenlenmiş olmasına rağmen, yürütülen adli soruşturma ve dava sayısı son derece sınırlıdır. Asıl önemlisi de konuyla ilgili hemen tüm yargı süreçlerinde; operasyonlara mağruz kalmış, hayatta kalabilmiş veya yaralanmış olan tutuklu ve hükümlülerin sanık sandalyesine oturmuş olmalarıdır.  “Hayata Dönüş” operasyonu sonrası açılan davalar kapsamında en belli başlı sıkıntı, yargılamalarda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından tutuklu ve hükümlülerin avukatlarının ileri sürdüğü taleplerin genelde red oluyor olmasıdır. Yargılamaları yürüten mahkeme heyetleri yargılamaların esasına girme eğiliminde olmamışlardır. Esasa etkili olan talepler ekseriyetle kabul edilmemiştir. Başka bir ifade ile mahkeme heyetleri davalar kapsamında “suya sabuna dokunmak” istememişlerdir. Öyle ki, yargılama makamları olay yeri keşfine gitme taleplerini dahi yerinde görmemişlerdir. Bunun yanı sıra yargılama makamları özellikle operasyonlarda fiili müdahale gruplarında yer alan jandarma birliklerini koruma içgüdüsü ile hareket etmişlerdir. Mahkeme heyetlerinin genel yaklaşım tarzı; davaları uzatıp, kendi görev süresinde karara çıkarmadan kurtulmak şeklinde tezahür etmiştir.  “Hayata Dönüş” operasyonları sonrasında açılan davalardan kamuoyunda en çok bilineni, Bayrampaşa hapishanesiyle ilgili olmak üzere operasyona katılan askeri personelin yargılanmakta olduğu davadır. Anılan dava hali hazırda Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinde sürmekte olup, yeni duruşması da bugün gerçekleştirilecektir. “Hayata Dönüş” operasyonlarının İstanbul ayağındaki Bayrampaşa hapishanesinde operasyon sonucunda 6 kadın tutuklu yakılarak öldürülmüş, toplamda 12 siyasi tutuklu hayatı kaybetmişti. 

Yargılamadaki sıkıntılar

Bakırköy 13. Ağır Ceza mahkemesindeki dava 02.04.2010 tarihindeki iddianame ile 39 er rütbeli askerin yargılanmasıyla başlamış, yargılama sürerken 17.02.2015 tarihinde hazırlanan ikinci iddianame ile 167 askeri personel daha sanık olarak davaya dahil edilmiştir. İkinci iddianame ile dosyaya eklenen 167 sanık son derece önemlidir. Zira bu 167 sanık askeri personel, olay günü Bayrampaşa hapishanesinde fiili müdahaleyi gerçekleştiren Ankara Jandarma Komando Özel Asayiş Birliği mensubu askerlerdir. Tamamı rütbeli olup Birliğin Alay komutanı da sanıklar arasındadır.  Bakırköy 13. Ağır Ceza mahkemesindeki yargılama ilk iddianamenin hazırlanması sonrasında (39 er rütbeli askerin sanık olduğu iddianame) maddi gerçeği ortaya çıkarma bakımından oldukça olumlu bir seyir izlemiştir. Ancak ikinci iddianamenin (167 üst düzey rütbeli askerin sanık olduğu iddianame) yargılama dosyası ile birleşmesi ve mahkeme heyetinin tamamının değişmesi sonrasında “Hayata Dönüş” operasyonu yargılamalarındaki mevcut problemler bu mahkemede de gözlemlenmeye başlamıştır. Özellikle ikinci iddianamedeki sanıkların sorgularının SEGBİS yöntemi ile alınıp, sanıkların mahkeme salonuna getirilmemesi ve maddi gerçeğin aydınlatılması açısından ileri sürülen taleplerin ekseriyetle red ediliyor olması mevcut yargılamadaki sıkıntılar olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Bugün her şey farklı mı?

“Hayata Dönüş” operasyonu Bayrampaşa hapishanesi davası özelinde özellikle operasyondaki fiili müdahale grubundaki rütbeli askeri personelin yargı önüne çıkmış olması olumlu bir durum olsa da operasyonlarda doğrudan karar merciinde bulunmuş olan siyasi ve bürokratların halen yargı süreçlerinin dışında tutuluyor olması düşündürücüdür. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, İçişleri Bakanı Saadettin Tantan, Milli Güvenlik Kurulu Üyeleri ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’un hukuki sorumlulukları üzerine, aradan geçen 18 yıla rağmen halen gidilmemiştir. Anılan kişiler hakkında dava açılması bir yana, süren yargılamalar kapsamında tanık olarak dahi dinlenmemişlerdir. Oysa ki, süren yargılamalar kapsamında dava dosyalarına gelmiş olan operasyon harekat planlarında- Bayrampaşa hapishanesi açısından Tufan isimli harekat planı ile Ümraniye hapishanesi açısından Atmaca ve Bora isimli harekat planlarında- operasyonların dönemin Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının emriyle yapıldığı açıkça yazmaktadır. Öte yandan yargılamalarda sorgu veren birçok askeri personel, operasyonların Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının emirleriyle başlayıp icra edildiğini mahkeme huzurunda beyan etmiştir.(1) Keza dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun da “Hayata Dönüş” operasyonlarının karar alma sürecinde doğrudan yer almış, operasyonların ve sonrasında açılan F tipi hapishanelerin hayata geçirilmesinde son derece önemli bir rol üstlenmiştir.(2)  Bu anlamıyla bakıldığında özellikle Saadettin Tantan, Hikmet Sami Türk ve Ali Suat Ertosun’un o dönem bulundukları makam açısından da “Hayata Dönüş” operasyonlarındaki konumları son derece önemlidir.(3) Son yılların moda deyimiyle ifade etmek gerekir ise, “Hayata Dönüş” operasyonlarının hukuki sorumluluk boyutu açısından “siyasi ayağı” eksik kalmıştır. Gelinen noktada operasyonların karar alma süreçleri ile icrasında doğrudan yer alan siyasilerin ve bürokratların artık yargı önüne çıkarılması gerekmektedir.  Operasyonlar sürerken dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami TÜRK şöyle diyordu; “yarından sonra artık her şey farklı olacak.” Bugün artık her şey farklı mı? Bu soruya bir çırpıda evet demek pek mümkün değil. F tipi hapishaneler somut bir gerçek olarak karşımızda. Ama bu somut gerçeğe rağmen F Tiplerine karşı mücadelenin de içeride ve dışarıda devam ettiği görülmektedir.  Bu bakımdan belki de yarından sonra her şey çok da farklı olmamıştır. 19-22 Aralık 2000 tarihleri, özellikle hapishanelerde bugün yaşanan hak ihlalleri ve hukuksuzluklar da dikkate alındığında sadece belli duyarlılıkları olanlarca değil herkes tarafından hatırlanmalıdır. “Hayata Dönüş” operasyonu unutulmamalı ve unutturulmamalıdır. 

1-Örneğin Bakırköy 13. Ağır Ceza mahkemesindeki yargılamanın 28.12.2017 tarihli celsesinde Ankara Jandarma Komando Özel Asayiş Birliği komutanı olan sanık Yusuf Burhan Ergin sorgusunda “Hayata Dönüş” operasyonlarının emrinin dönemin İçişleri ve Adalet Bakanlığı tarafından verildiğini beyan etmiştir. 
2-Dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat ERTOSUN operasyonlar öncesinde gazetelerde F tipi hapishanelerle ilgili çıkan haberlere yönelik rahatsızlığını “bazı gazeteler F Tipleri ile ilgili haberlerle teröristlere hizmet ediyor” diyerek dile getirmiştir. (26 Eylül 2000. Ankara Hilton Otelde düzenlenen “Cezaevi Personeli Eğitimi ve İnsan Hakları” konulu toplantıdaki konuşmasından)
3- “Hayata Dönüş” operasyonları sürerken 19 Aralık 2000 günü akşam saatlerinde A TV’ye konuşan Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk “Asıl amaç ölüm oruçlarını bitirmek değil, Devletin otoritesini sağlamaktır” demiştir.

A. Güçlü Sevimli 
Avukat


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları