Olaylar Ve Görüşler

Kapatılmasaydı 172. yılını kutlayacaktı, Anadolu Öğretmen Okulları

16 Mart 2020 Pazartesi

Duran GÜLDEMİR

1970 Öğretmen Okulu Mezunu-Eğitimci

“Bugün Öğretmen Okullarının kuruluşunun 172.yıldönümü.  Bugün, özellikle yetkili bir ağızdan, öğretmen okullarının  önemiyle ilgili  belki birkaç söz duyacaksınız. Bugünü birtakım güzel sözlerle geçiştirmenin bir yararı olmadığını biliyorum. Çünkü benim üzerinde durmak istediğim asıl konu Öğretmen Okullarının kapatılması. Elbette bu okulların açılması çok önemli. 16 Mart 1848’de açılan bu eğitim kurumları, o dönemdeki rüştiyelere öğretmen yetiştirmiş, Cumhuriyetle birlikte asıl görevini yerine getirerek köy okullarına  binlerce öğretmen gönderme başarısıyla adını ölümsüzleştirmiştir.

İşte bu  okullardan  yetişen öğretmenler sayesinde  Anadolu’nun o dağ başında yaşayan çocukları her sabah Andımızı okumuş, şarkılar türküler eşliğinde Yerli Malı Haftası’nı kutlamış, bayramlarda törenlerde Ata’sını anmış, Cumhuriyetin ne olduğunu öğrenmiştir.  

Ya sonrası? Ne yazık ki bu okullar da tıpkı Köy Enstitüleriyle aynı kaderi paylaşmış, 1973 yılında yürürlüğe giren 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile statüsü değiştirilmiştir. Bu anlayışın getirdiği politikalar sonucunda  köyler de boşalınca, o köyler okulsuz kalmış, öğretmensiz bırakılmıştır. 

Köy Enstitülerinin kapanışının asıl nedeni bugün herkes tarafından çok iyi bilinmekle birlikte bu köy okullarının kapanış nedeni o kadar iyi bilinmemektedir. Bilinse de çok yazılıp çizilmemektedir. Bilenler de Köy Enstitülerinin o muhteşem başarısının gölgesinde kalacağını bildikleri için kendi içlerinde sadece anılarını paylaşmakla yetinmektedirler. Bütün bunlara karşın bu okulların da geçmişte önemli bir görev üstlendiklerinin anlatılması,  özellikle o günleri yaşayan eğitimcilere  düşmektedir.

Özet gibi olay

1970’li yıllarda görev yaptığım bir köy ilkokulunda yaşadığım bir olay bu okullarının kapatılışının kısa bir özetidir aslında. Bu öykü bütün çıplaklığı ile her şeyi açıkça gözler önüne sermektedir.  Bir seçim öncesinde, köy muhtarlığını yakınındaki mezraya kaptırmamak için köye gelen bir grup gurbetçinin köylerindeki okulun kapanmasını istemeleri karşısında şaşkınlığımı gizleyememiştim. “Neden” diye sorduğumda verdikleri cevap  şuydu, ne yazık ki: “Köyümüzde okuyan  öğrencilerin çoğu göçer ailelerin çocukları. Bunlar okuyup ilerde işgüç, meslek sahibi olacaklar. Oysa bize, mala davara bakacak çoban; bağa bahçeye gidecek ırgat lazım.” 

Bu insanlar, o çocukların çoban ya da ırgat olarak kalmalarını arzu etmelerinin yanında şundan da endişe duymaktaydılar: Belki bunlar  okuyup ileride bir devlet dairesinde memur olarak, belki kendi köylerinde öğretmen olarak karşılarına çıkacak. Bu bencilce tedirginliğin içinde olanlar ne üzücüdür ki benzer kaygılarla hareket eden siyasilerden geri durmamışlardır.

Dağ başındaki o köylerde görev yapan o  gencecik öğretmenler, Cumhuriyetin nimetlerinden yaralanmanın verdiği azim ve karanlılık içinde görevlerini sürdürürken şu  gerçeği de bize haykırmışlardır. “Biz bu çileli yaşamın içinden gelmiş ırgatıyla işçisiyle göçeriyle konarıyla aynı toprağın insanıyız, dertlerimiz de sevinçlerimiz de aynı. Bunu çok iyi biliyorlardı. Çünkü, onların çoğu o dağ başlarındaki köylerin; o yolsuz, o susuz kasabalardaki insanların çocuklarıydı. Kaderleri ortaktı. Gittikleri köylerdeki o insanların yaşadıkları sıkıntıları da mutlulukları da iyi biliyorlardı. Yaşadıklarıyla öğrendiklerini harmanlayarak mutluluğu da sıkıntıları da paylaşma bilinci içinde hareket ediyorlardı.  

Bugün, taşımalı eğitim adı altında kilometrelerce ötedeki okula gitmek zorunda bırakılan bu çocuklar kendi köylerinde yaşamanın çilesini çekmektedirler. Bu çocuklar bir an önce, doğup büyüdükleri o güzelim topraklardan kopup başka şehirlere gitmenin hayalini kurmaktadırlar. Ne yazık ki bu durum o çocukları, bağlarından bahçelerinden tarlalarından uzaklaştırmakta, yani soğutmaktadır. Kurtuluşu başka yerlerde aramalarına yol açmaktadır.  

Anılarda kalmamalı

Övgüye değer daha birçok yönüyle anlatılmayı hak eden bu okullar ne yazık ki tıpkı Köy Enstitüleri gibi hep  anılarda kaldı. Elbette bu yazımda öğretmen okullarını Köy Enstitüleri ile kıyaslamak gibi bir düşünce içinde değilim  ama bugünden düne şöyle bir baktığımızda bu okulların, toplum hayatında önemli bir yeri olduğunu bugün daha iyi görmekteyiz. “Ben Köy Enstitülerinin tozunu yutmuşum” diyen Köy Enstitülü öğretmenimin bu sözünden yola çıkarak, ben de “Öğretmen Okullarının tozunu yutmuş” biri olarak, şunu vurgulamak istiyorum:  Günümüzde öğretmen yetiştiren tüm okullar, geçmişin bu başarılı deneyimlerinden yararlanarak çağın koşullarına uygun bir biçimde yeniden düzenlenmelidir. 

Son birkaç yıldır yaşadığımız sıkıntılar bize her şeyi çok iyi anlatıyor. Çağın gerisinde kalmanın yolu da,  çağdaş olmanın yolu da eğitimden geçiyor. Bunun bir başka yolu yok çünkü.

Öğretmen Okullarının kuruluşunun 172. yıldönümü kutlu olsun.


Yazarın Son Yazıları