Olaylar Ve Görüşler

Kerim Afşar ile dil devrimi - Günay GÜNER

26 Eylül 2021 Pazar

Sanat devrimcidir. Özgürlüğün yurdudur. Atatürk’ün önderliğinde başarılan eşsiz Türk devrimi özünde ekin devrimidir ve verimleri oyun sanatında da tarihsel değerdedir. Türk ve dünya oyun sanatının büyük ustası Kerim Afşar’ın yaşamı ve benzersiz başarısı, aydınlanmanın başat dayanaklarından dil devrimiyle örtüşür. Cumhuriyetle birlikte çağdaş oyun sanatı, Türkçenin varsıllığıyla buluşmuş, dil devriminin kazanımları, tiyatroda da evrensel düzlemde insanlık durumlarını işleyen özgür yaratı ortamlarını sağlamıştır. Anadil, Türkçe-tiyatro ilişkisi çok önemlidir.

KONSERVATUVAR YILLARI

Öncelikle belirtmeli ki çileli bir yaşamdır Afşar’ın yaşamı. Daha 4.5 yaşındayken anası ile babası ayrılır. Anne Bahriye Hanım özverili insandır. Savaş, ekmek karnesi yılları. Çocuklarını kaçıran bir baba... Okula başlayıncaya değin ailede adı İlhan bilinir. Meğer baba nüfusa Kerim yazdırmış, kimse de bilmemiştir. Ad değişimi sarsıntısını on yıllar sonra anlatırken bile yaşar. 

Ağabey subay çıkmıştır. İstanbul’dan Gelibolu’ya göç. Denizle, güneşle dolu zamanlar. Kerim Afşar’ı Halkevinin temsil koluna alan öngörülü, aydın kişi Necmettin Karakaya’nın, konservatuvara yönlendirişi... Ne ki çok istemesine karşın kolay ulaşamaz bu amacına. Kerim Afşar, yıllar sonra dost olacağı Muhsin Ertuğrul’un da sınav kurulunda bulunduğu sınavları başarsa da sınıf açılamadığından kazandığı söylenmez; 1948 yılındaki sınavla bu kez alırlar artık. Okul yatılıdır, koşullar belki de ilk kez iyidir. William Shakespeare’in Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası adlı oyununda Prens Oberon’u oynadığında henüz konservatuvarda öğrencidir. Seçip oynatan kişi Carl Ebert’tir (Işık Kansu, Çocukluğa Yolculuk, Bilgi Yay., 2002). 

YAŞAMI TİYATROYDU

Tiyatro onun her şeyidir. İlhan Selçuk’un seslenişiyle, “ses ustası” Kerim Afşar sahnede oynamadı, sahnede yaşadı. Yaşamı tiyatroydu. Türkiye’de, yurtdışında oynadığı oyunların tümü Türk ve dünya oyun sanatının başyapıtlarıdır, oynadığı kişilikler başkişiliklerdir. Bu gerçeği, eşi Sevgili Leyla Afşar da vurgular. Başarısında, Kerim Afşar’ın üstün kişiliğinin yanı sıra Cumhuriyetin, yetenekleri değerlendirmekteki, yaşatmaktaki önemini görmemek de olanaksızdır.

Film, radyo tiyatrosu kişilikleri, Kerim Afşar’ın sesiyle varlık buldu; emeğiyle radyo, okula dönüştü. Radyo tiyatrosundaki, arkası yarındaki sesini hayranlıkla anımsamayan yoktur. Sait Faik Abasıyanık, Orhan Veli, Attilâ İlhan gibi usta yazarların yapıtlarını seslendirdi, onları anlattı. Anılan usta yazarları ve yapıtlarını yeniden yaşattı. Örneğin okuduğu Sait Faik öykülerindeki ses tonlamaları, diyaloglar, derinlik... Kerim Afşar, Atatürk’ün günümüz Türkçesine aktarılan Söylev’ini 27 Mayıs 1960 sonrasında, her gün, aylarca radyodan ulusa okudu. Çok değerli, kalıcı bir çalışmaydı. Söylev’i Kerim Afşar’ın sesinden, biçeminden, bilgi yoğunluğundan dinlemek eşsiz olanağımızdır. 

‘ÖLÜRSEM SAHNEDE ÖLÜRÜM’

Özellikle 1970’li yılların Türk devrimci tiyatrosu Kerim Afşar’sız düşünülemez. Ankara Sanat Tiyatrosu Kerim Afşar’la özdeşleşmiştir. Son döneminde, Işık Kansu’nun yazdığı Bugün Ne Yazsam adlı oyunda, dostu Uğur Mumcu’yu oynuyordu. Turneye çıkacaklardı. Dinlenmesi yönündeki istekleri, “Ölürsem sahnede ölürüm” diye yanıtlıyordu. 

Afşar’ın yaşamında ödüne yer yoktur. Ona geçim sağlayacak, para kazandıracak, bırakınız çıkarı, sıradan kazanç bile sağlayacak (reklamdı, tanıtımdı, seslendirmeydi...) tecimsel ilişki biçimlerini kararlılıkla reddetti.

Türkçemizin görkemli oyuncusu, ustası Kerim Afşar’ı o güzeller güzeli, yaşamı sanat, güzelduyu, incelik olan insanı, bir Dil Bayramı günü, 26 Eylül 2003’te, daha 73 yaşındayken uğurladık. Işıklar içinde uyusun. Çok özlüyorum...

GÜNAY GÜNER


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları