Olaylar Ve Görüşler

Korona değil sistem öldürür

08 Nisan 2020 Çarşamba

ORHAN SARIBAL

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ve BURSA MİLLETVEKİLİ

Dünyada bütün savaşlar, sürgünler ve göçler gibi hastalık ve salgınlar da önce yoksulları ve dezavantajlı grupları etkiler. Koronavirüs, ülkemizde de görüldüğünden beri tüm gündemimizi etkisi altına aldı. Yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, emek örgütleri, meslek odaları, hekimler ve sağlık emekçileri tedbir önerilerini açıkladı. Sosyal devlet ilkelerinin hatırlatıldığı bu paylaşımlarda kamu yararı gözetiliyordu. Özellikle yerel yönetimlerin halkı önceleyen tedbirler geliştirerek bu süreci atlatmak için çaba sarf ettiğine hep birlikte tanıklık ettik.

Böylesi önemli ve tüm toplumu ilgilendiren bir sorun karşısında iktidarın uyarıcı ve koruyucu açıklamalarla halkı bilgilendirmesi, kriz yönetimi için somut adımlar atmasını bekledik.

HÜKÜMET CİDDİYETTEN UZAK

Ancak ne yazık ki ülkemizin temel sorunlarına çözüm getirmek yerine kendisine kalıcı bir iktidar düzeni sağlamak için “tek adam” rejimini dayatan iktidarın başı, en kritik ilk hafta boyunca Saray’ına kapanarak ortadan yok olmayı tercih etti. Ardından iktidar partisinin genel başkanı, sağlık ve emek dünyasını temsil eden meslek örgütlerinin görüşlerine başvurmak yerine, özenle iktidarın ihtiyaçlarına öncelik vermek üzere seçildiği anlaşılan uzmanlarla bir kriz masası oluşturdu. Yapılan toplantının çıktısı olarak bir “kalkan” paketi kamuoyu ile paylaşıldı. Öncelikli gündem olması gereken sağlık önlemleri, sağlık personelinin en etkili ve güvenli şekilde çalışmasını sağlayacak düzenlemelere ilişkin tek cümle bulunmayan açıklamayla sabır ve dua mesajları verildi. Uzun süredir liberal pazar ekonomisinin yakıcı döngüsüne esir edilen, yoksulluğa terk edilen emekçiyi, üreticiyi, çiftçiyi bekleyen zor günlerin aşılabilmesine dönük düzenlemeler, çalışan kesimin iş güvencesini koruyan, işsizliğe karşı tedbirler geliştiren bir paket değildi karşımıza çıkan. Söz konusu kalkanın işverene, otel sahiplerine, ulaşım firmalarına ve müteahhitlere özel olduğunu gördük. Çöken ekonomi sıcak paraya ihtiyaç duymaya devam ederken vatandaşı daha da borçlandırmak, ev satışını teşvik etmek, işverenlerin borçlarını ertelemek, Saray’ın fahiş masraflarını vatandaşın cebinden karşılamayı seçen hükümet işin ciddiyetini kavramaktan uzak. 

KALICI KARANLIĞA ESİR ETME GAYRETİ

Sınırların kapatılması, yurtdışından özellikle umreden gelen kalabalık kafilelerin karantinaya alınması gibi önlemlerle dışarıdan gelen bu virüsün ülkemize girişini engellemek ya da hızla artan vaka sayısı karşısında hastahaneleri olası koşullara hazırlamak, test kiti temin etmek gibi ilk akla gelebilecek önlemleri değil ülkemizin her yerinde üzerine düşeni yapmak için olağanüstü bir gayretle çalışan yerel yönetimlere kayyIm atamayı daha önemli görüyorlar belli ki. Ya da sağlık emekçilerini korumak ve işlerini kolaylaştıracak olanaklar sağlamak yerine onların kişisel hijyen ve koruma ekipmanlarını kendi parasıyla almasına seyirci kalıp saat 21.00’de balkona çıkıp alkışlamayı daha anlamlı buluyorlar. İçinde bulunduğumuz karanlık gündemle savaşmak yerine, evdeki eğitim programlarında çocuklara idam animasyonu izlettirip müstehcen olduğu iddiasıyla Buket Uzuner’in 34 yıllık romanını yasaklayarak ülkemizi kalıcı bir karanlığa esir etme gayretindeler.

YURTTAŞLIK GÖREVİ

Geldiğimiz noktada krizin derinleşmesine endişeyle tanıklık ediyoruz. Ve görüyoruz ki hükümet tarafından hâlâ yoksul, güçsüzleştirilen ve ötekileştirilmiş kesimler için hiçbir tedbir alınmıyor. Tıpkı emekçiler, borçlular, güvencesizler, mülteciler gibi üzerine hassasiyetle eğilinmesi gereken çok önemli bir grup daha var: Cezaevlerindekiler. Bugün sayısı 300 bin civarında olan tutuklu ve hükümlünün kaldığı ve 150 bin kamu personelin görev yaptığı bu yerlerdeki yoğunluğu azaltmak üzere tasarlanan düzenleme Meclis’e gelmek üzere. Bir ülkenin tüm yurttaşları gibi cezaevlerinde bulunan herkesin sağlığı ve yaşam hakkı devlet güvencesinde olmalıdır. Haksız iddianemelerle, hükümsüz uzun tutukluluk süreleriyle istiap haddini çoktan aşmış olan cezaevlerinin koronavirüsle ilişkilenme ihtimali çok büyük risk oluşturmakta. Öncelikli olarak hasta, yaşlı, engelli, çocuk, kadın ve tartışmalı gerekçelerle içeride bulunan siyasi tutukluların tahliye kararı alınmalı, zaman kaybetmeden gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nde yer alan sağlık hakkı maddesini ve “Mahkûmların yaşam ve sağlık koşullarından yoksun bırakılması hiçbir koşulda ve hiçbir suç için söz konusu olamaz” ilkesini hatırlatmayı her şeyden önce bir yurttaşlık görevi sayıyorum. Elbette durumdan vazife çıkararak serbest bırakmayı görev bildikleri insanlık suçu işlemiş, insanları otelde ateşe veren vahşileri, suçu sabit çocuk istismarcılarını, kadın katillerini, tecavüzcüleri tahliye kapsamı dışında tutmalarını ve sağlıklarını önemseyerek korumalarını bekliyoruz.

GÖREV BAŞINA

Ülkemizin bu karanlık tablodan en az kayıpla ve en güvenli şekilde çıkması dualarla, her gün camilerden okutulan selalarla değil, ömrünü bilime adamış kıymetli uzmanların bilgi ve birikimiyle mümkündür.

İçinde bulunduğumuz olağanüstü koşullarda devleti kendisine muhalif kesimleri cezalandırma eğilimine son vererek insani, vicdani ve ahlaki değerlerle toplum faydasını ve yaşam hakkını önceleyerek hareket etmeye çağırıyorum. Yani görevini yapmaya!


Yazarın Son Yazıları