Olaylar Ve Görüşler

MEB’in 2023 vizyonu - Prof. Dr. Sinan BAYRAKTAROĞLU

23 Temmuz 2020 Perşembe

Bilindiği üzere, 23 Ekim 2018 tarihinde 2023 Eğitim Vizyonu” adlı üç yıllık aşamalı bir eğitim planlaması Milli Eğitim Bakanı tarafından, Cumhurbaşkanının öncülüğünde, kamuoyuna açıklandı. Bu çalışmanın temel amacını MEB Bakanı “çağın, geleceğin becerileriyle donanmış ve bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, nitelikli, ahlaklı çocuklar yetiştirmektir” şeklinde güzel ve süslü sözcüklerle tanımlamaktadır. 

Ziya Paşa’nın (1825-1880) “Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz; Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” sözünü ister istemez anımsadık.

Milli Eğitimde reform iddiasıyla Cumhuriyetin 100. Yılı için ortaya konan vizyon çalışmasında Özel Eğitim, Ölçme Değerlendirme, Temel Eğitim, Mesleki ve Teknik Eğitim, Hayatboyu Eğitim, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık ve Yabancı Dil Eğitimi gibi alanlarla ilgili olarak 2023 yılına kadar aşamalı olarak bir takvim çerçevesinde gerçekleştirilmesi öngörülen hedefler belirlenmiş bulunuyor. Ancak, ne kadar büyük bir gaflettir ki, bugün ortaöğretimde ve hatta yükseköğretimde vahim sorunlar yaratan Türkçe eğitimi uygulaması göz ardı edilmiş durumda.

VAHİM TABLO

OECD’nin üç yılda bir 15 yaşındaki çocuklar için düzenlediği PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) 2003, 2006, 2009, 2012, 2015, 2018 ölçümlerinde yetiştirdikleri öğrencilerin anadillerinde ‘okuduklarını anlama’ becerileri, yani okuma yeterlilikleri bakımından Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında hep en alt sıralarda yer alması Türkçe eğitimimizin ne denli vahim bir durumda olduğunun somut kanıtıdır. Okuma yeterliliği ile bilgiye ulaşmak ve bilgiyi hatırlamak, bilgileri bir araya getirmek, metni eleştirel bir biçimde değerlendirmek ve yorumlamak gibi beceriler kastedilmektedir.

Unutulmamalıdır ki, anadili eğitimi bir ülkenin eğitim sisteminin temelini oluşturmaktadır.

Çağdaş eğitim düşüncesine göre, anadil eğitiminin temel amacı, öğrenciye, okuduğunu ve dinlediğini anlayabilme, yorum ve eleştirel düşünce üretebilme, yaratıcı biçimde düşünebilme, problem çözebilme, araştırma-sorgulama yapabilme, yazılı ve sözlü iletişim kurabilme, sözcük dağarcığını geliştirme, dil bilinci ve etkin bir sözlü etkileşim becerilerini ve bunlara ek olarak bilgi teknolojilerini kullanabilmeyi kazandırmaktır. Dolayısıyla olmazsa olmaz nitelikteki bu öğrenim becerileri bir kez kazanıldığı takdirde, bunların eğitim faaliyetinin tüm alanlarına, yani diğer derslerin öğrenimine aktarılarak uygulanması rahatlıkla gerçekleştirilebilir. Başarılı, verimli ve yaşam boyu sürdürülebilir bir eğitim sisteminden ancak o zaman söz edilebilir.

Bu bağlamda, önemle belirtmek isteriz ki, etkin bir Türkçe eğitimini gerçekleştirmediğimiz sürece, uluslararası kalite standartlarında başarılı yabancı dil eğitiminden de dahası yabancı dille eğitimden de ülkemizde söz etmemiz bilimsel gerçekçilikle bağdaşmaz.

KÖKLÜ YAPILANDIRMA ŞART

Bugün Türkiye’de eğitim sisteminde uygulanan Türkçe eğitimi nereden bakılırsa bakılsın çağdaş eğitim anlayışı ve bilimsel pedagojik uygulamalarla yürütülmüyor. Türkçe eğitiminin, müfredat düzenlemesi, öğretmen yetiştirme gibi sistemlerinden tutun dil düzeylerinin belirlenmesinden ölçme değerlendirme sistemlerine kadar köklü bir yapılandırılmaya acilen ihtiyacı var.

Diğer taraftan, bugün eğer Türkiye’de bir eğitim reformundan söz edilecekse, bunun öncelikle Türkçe eğitimi ile başlaması hayati önem taşır çünkü Türkçe eğitimi, tüm eğitim faaliyetlerinin temelidir. Bu nedenle öğrenicilerin düşünme becerilerinin geliştirilmesi ve araştırıcı olmaları, yorum yapabilmeleri, sorun çözümleyebilmeleri, yaratıcı olmaları ancak öğretmen odaklı değil öğrenci odaklı olan etkin bir Türkçe eğitimi aracılığıyla mümkün olur.

Ne büyük bir gaflettir ki, 2023 Eğitim Vizyonu adı altında T.C. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan reform niteliğindeki raporda yabancı dil eğitimi ele alındığı halde, Türkçe Eğitimi ile ilgili hiçbir çalışma yapılmamış ve sadece temel eğitim kapsamında Türkc¸enin korunması ve geliştirilmesi temel eğitimin omurgası olarak ele alınacaktır” ifadesiyle yetinilmiştir. Bunun büyük bir talihsizlik olduğunu belirtmek isteriz. Oysa bugün Türkçe eğitimi ve türkçe öğretmeni yetiştirme alanında, PISA sonuçlarında ortaya çıktığı üzere okuduğunu anlayamayan öğrencilerin yetişmesi gibi vahim sonuçlarla karşı karşıyayız. Bu konu ulusal düzeyde bir önceliğimiz haline gelmelidir.

Bu bağlamda, önceki Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın 123. Bâb-ı Âli Toplantısı’nda söyledikleri bugün Türkçe Eğitiminin çağdaş pedagojik ilkelerden ne denli uzak olduğunun acıklı bir itirafıdır: 

Milli Eğitim Bakanlığı olarak, eğitimciler olarak, bizim görevimiz, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının önce ilkokullarda, bizi bir millet yapan temel değerleri öğrenmeleri ve içselleştirmeleri. Mümkün olduğu kadar bu bizi biz yapan, millet yapan, bizi bir arada tutan, bizim toplumsal hayatımızı ahenkli hale getiren ortak değerlerimizi içselleştirileceği bir eğitim. Bunun da başında Anadil geliyor. Yani Türkçeyi tüm çocuklarımızın çok güzel konuşması, yazması, dinlemesi, anlaması. Türkçeye hâkimiyetinin olabildiğince üst düzeye taşınması.

Yabancı dil eğitimiyle ilgili eleştiriliyoruz. Türk eğitim sistemi yabancı dili öğretemiyor. Doğru. İngilizcemizi uluslararası ölçeklerde ölçtüğümüz için bunu biliyoruz. Peki Türkçemizi ölçüyor muyuz uluslararası ölçeklerde? Hayır ölçmüyoruz. Dolayısıyla oradaki durumumuzun vahametinin yeterince farkında değiliz. Ama gelişen yeni teknolojilerin olumsuz etkileriyle Türkçenin doğru kullanılması, doğru konuşulması konusunda biz çok ciddi risklerle karşı karşıyayız”.(Bizim vurgulamamız).

Türkçenin bir anadil olarak öğretim ve öğreniminde, Türkçeye ait dil düzeylerinin dahi belirlenmemiş olması ve belirlenmediği için bilinmeyen bu dil düzeylerine bağlı sınav ölçeklerinin oluşturulmamış bulunması büyük bir aymazlığımız ve uluslararası alanda vahim bir eksikliğimizdir. 

ÖNCE TÜRKÇE EĞİTİMİ

Kısaca, bugün eğer Türkiye’de bir eğitim vizyonu veya reformundan söz edilecekse, bunun öncelikle Türkçe Eğitimi ile başlaması hayati önem taşıyor.

Cumhuriyetin 100. Yılına doğru Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği şu sözlerini unutmamak gerek:

Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir.

Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alakalı olmasını isteriz.

“Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, 'fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür' nesiller ister!”

Prof. Dr. Sinan BAYRAKTAROĞLU

Cambridge Üniversitesi Eski Öğretim Üyesi


Yazarın Son Yazıları