Olaylar Ve Görüşler

Modernleşme Sorunu - Prof. Dr. Mehmet Y. YAHYAGİL

20 Şubat 2021 Cumartesi

Yüzyılın sorunsalı yeni bir tür refah devletine ulaşmaksa, bu amacı gerçekleştirmek için modernleşme sürecinin dijitalizasyon ve kültürleşme ile bağlantısını hesaba katmak gerekir. Ayrıca, modern kavramının akademik açıdan teolojiyle ilişkisini ve küreselleşme olgusunun normatif olduğunu da akıldan çıkarmamak gerekiyor. Bilindiği gibi günümüze ait, içinde olduğumuz anı yansıtan ve bu anın karakteristiklerinin bileşimi modern olarak adlandırılır. Aslında bu nedenle insanlarda dünya küçülmektedir” algısı oluşmaktadır. Günün modernlik anlayışı bilişim ve iletişim teknolojileriyle bütünleşmekten geçiyor ama etik ilkeler ve kültürel değerlerle olan bağıntısı da önem kazanıyor.

İstatistikler 8 milyarlık dünya nüfusunun yarıdan fazlasının internet kullanıcısı olduğunu gösteriyor. Küresel ticaretin devleri arasında ABD’den Amazon ilk sırayı alırken; onu Wall-Mart Stores, Alphabet, Ali Baba ve Facebook izliyor. Çin Halk Cumhuriyeti’ne ait Ali Baba dışında tamamı ABD’nin olan bu dev güçler Avrupa ülkeleri dahil tüm dünyada insanların algılarını, düşünce biçimlerini ve yaşam tarzlarını etkileyebiliyor. Tüm bu işletmelerin yönetimleri Forbes’in analizlerine göre, %94 oranında dijital dönüşümü kritik aşama olarak tanımlıyor.

İSTATİKSEL GERÇEKLER

İşte dijitizasyon” ya da ikinci makine devri” türlü araç ve tekniklerle toplanan bilgileri (verileri) dijitale dönüştürmek; bu muazzam veri kaynaklarının hükümetler ve işletmeler tarafından yaşamın her alanına yönelik stratejilerinin belirlenmesi için kullanımı da dijitalizasyon” olarak tanımlanıyor. Bu sürecin yansımalarını tüm dünya ülkelerinde görmek mümkün...

Bunun için hemen her ülke modernleşme yolunda dev adımlar(!) attığını, devlet kuruluşlarının ve kendi halklarının çağdaş teknolojiyi kullanarak modern olduğu kanısına varıyor. Evrensel sosyo-ekonomik göstergeler arasında yer alan iş ve yaşam kalitesi, insan hakları, cinsiyet eşitliği ve mutluluk istatistikleri ise durumun pek de öyle olmadığını, çoğu ülkenin modern kavramının niteliklerine sahip olamadığını gösteriyor.

Sanatsal alanda ön planda olan, aydınlanma çağını başlatan, ulusal gelirleri en yüksek ülke yönetimleri ve halk kitlelerinin dinsel, ırksal ayrımcılık eğilimleri ve Hıristiyan Batı ülkelerde yükselişe geçen İslamafobi (Islamophobia), küreselleşme olgusunun sorunlarını tüm çıplaklığıyla yansıtmaktadır. Kısaca, bilişim ve iletişim teknolojilerinin, McLuhan’ın ünlü uz görüsü olan insanları birleştirecek ortak bir dünya kültürü” (global culture) oluşturacağı varsayımı bütünüyle rafa kaldırılmış ve modern kavramı yeniden tartışmaya açılmıştır.

JAPONYA ÖRNEĞİ

Modernleşme olgusu dünyanın başka köşelerinde farklı biçimlerde gözlemlenebilir. Burada Japonya, kanımca, güzel bir örnektir. Japonya’nın ne yaptığı” sorgulanacak olursa, öncelikle küreselleşmenin etkilerinin onların da kültürel dokusunu büyük ölçüde tahrip ettiğini, Amerikanlaştığını vurgulamak gerek. Sorunun yanıtı; siyasal ve toplumsal liderlerin küreselleşmenin etkisini kadim Japon kültürü içinde akılcı yaklaşımla eritip, 20 yıl içinde insanlarını belli normlara dayalı olarak bütünleştirmeleri ve yenilikçiliğe açık toplumsal bir refleks oluşturmayı başarabilmeleridir.

Bunun yanı sıra ülkelerindeki kentleri dijital teknolojiyle akıllı kentlere (smart city) dönüştürmeyi belli ölçüde gerçekleştirebilmeleri, dünyadaki en önemli 500 küresel şirketten yüzde 10'unun Japonya’ya ait olması da modernizmin yansımasıdır.

Yine bu bağlamda emperyalizme direnen, kültürünün izlerini çağdaş öğelerle zekice buluşturarak güzel sanatlarda fütürist/modern” anlayışını geliştiren kimi Afrika ülkelerini ve Çin’in kendine özgü yapısını da anımsamak gerekiyor. İşin özü, bu zor küresel oyundaki kritik hamlenin, toplumsal refleksi çok yönlü, yenilikçi bir değişim stratejisine dönüştürebilmek olduğunu kabullenmektir.

BUGÜNDEN BELLİ

Biden’ın potansiyel riskleri dikkate alarak belirlediği siyasal ve ekonomik yaklaşımına ilişkin ilk söylemlerinin ipuçları İran ve Ortadoğu planının ayrılmaz bir parçası olan Türkiye’nin insan hakları ve özgürlük sorunlarına farklı yaklaşacağını ve Türkiye’nin -kendine özgü- demokrasi anlayışına karşı çıkacağının işaretidir.

Belli ki stratejik ortaklık” artık daha soyut bir kavrama dönüşürken Biden, siyasal yaklaşımında modernleşme yolundaki Türkiye’nin dış ilişkilerinde kabul ettirmek istediği laissez faire” (Bırakınız yapsınlar”) anlayışına katılmayacaktır ki bu da yarını, bugünden belirliyor gibi görünmektedir.

PROF. DR. MEHMET Y. YAHYAGİL


Yazarın Son Yazıları