Neden Yeni Bir Anayasa? - Nuri ALAN
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Neden Yeni Bir Anayasa? - Nuri ALAN

18.02.2021 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

Şubat ayı başında Sayın Cumhurbaşkanı’nın Belli ki Türkiye’nin yeni bir anayasayı tartışmasının vakti gelmiştir” cümlesi ile başlayan sürpriz açıklamasını dinleyince umuda kapıldım. Kendisinin başında yer aldığı sistemin yönetimde yarattığı sıkıntıları ve toplumdaki tepkiyi değerlendirerek siyasi partilere ve toplumun tüm kesimlerine yaptığı bir uzlaşma çağrısı olarak yorumladım. Ancak bundan sonra Sayın Adalet Bakanı ve AKP yöneticileri tarafından yapılan açıklamalar, basındaki haber ve yorumlar, anayasa değişikliğinin yönünü ve hedefini ortaya koydu.

Başlıktaki sorunun cevabına ulaşabilmek için önce Cumhurbaşkanlığı seçimi” ve erken seçim (seçimin yenilenmesi)” konularının hukuki yönleri ile incelenmesi gerekmektedir.

CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ

Anayasada, cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili düzenlemenin çok benzeri bir kural, seneler önce açılan bir dava vesilesi ile Danıştay’da incelendi, yorumlandı ve uyuşmazlık karara bağlanarak sonuçlandırıldı.

1992 senesinde Yükseköğretim Kanunu’nun 13. maddesi, 3826 sayılı kanunla değiştirilerek devlet üniversitelerine rektör atanması ile ilgili yeni bir düzenleme yapıldı. Bu maddeye göre rektörün görev süresi dört yıldır, süresi sona erenler yeniden atanabilir, ancak iki dönemden fazla rektörlük yapılamaz.

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü için 14.07.1992 günü yapılan aday belirleme işleminin iptali talebiyle açılan davada, Danıştay 5. Dairesi’nce verilen kararın gerekçesi özetle şöyledir: Yükseköğretim Kanunu’nun değişik 13/a-1 maddesi, rektörlük süresini en çok iki dönemle sınırlayan genel bir kural getirmiş olup bu iki dönemini yasanın yürürlüğünden önce tamamlamış olanların genel kural kapsamı dışında kalmaları, ancak geçici bir madde ile getirilecek ayrık bir düzenleme ile mümkündür.

Değişikliği yapan yasada bu yasanın yürürlüğünden önce iki veya daha fazla dönem görev yapmış olanların, bu durumlarının dikkate alınmayacağına ve bunların yeniden yapılacak rektörlük seçimlerine katılma haklarının saklı bulunduğuna ilişkin ayrık bir kurala yer verilmemiştir. Bu gerekçe ile verilen 16.09.1993 günlü, 3178 sayılı iptal kararı Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nün temyiz istemi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nca incelenmiş ve 01.07.1994 günlü, 536 sayılı kararla onanmıştır.

Cumhurbaşkanının seçimini düzenleyen anayasanın 21.01.2017 günlü (16 Nisan 2017 halkoylaması) 6771 sayılı yasa ile değişik 101. maddesi, aynı nitelikte fakat sınırlamayı daha açık bir şekilde ifade eden bir hüküm içermektedir. Bu maddeye göre cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır, bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir. Maddedeki en fazla” sözcüğü, tartışmasız biçimde, anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinden önceki bir tarihte cumhurbaşkanı seçilmiş olanların da madde kapsamında olduğunu göstermektedir. Madde, seçilmiş olmayı yeterli gördüğü gibi seçildikten sonra görev süresi ile ilgili herhangi bir sınırlama da getirmemektedir. 

ERKEN SEÇİM - SEÇİMİN  YENİLENMESİ

Anayasanın değişik 116. maddesinde bu sınırlamayı kaldıran bir kural bulunmaktadır. Maddenin üçüncü fıkrasına göre cumhurbaşkanının ikinci döneminde, Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilecek ve seçilmesi halinde beş yıl daha görev yapabilecektir. Ancak TBMM, bu kararı üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu ile alabilir.

Seçimin yenilenmesi” deyimi, 1961 Anayasası’nın 69., 1982 Anayasası’nın 77. ve 116. maddelerinde de yer alan bir hukuki müessesedir. 1982 Anayasası’nda 6771 sayılı yasa ile yapılan değişiklikte, 116. madde tümüyle seçimin yenilenmesi”ne ayrılmıştır. Ne var ki bu deyimin anlamı konusunda herhangi bir açıklama yoktur.

Türk anayasa hukukuna 1961 Anayasası ile giren, 1982 Anayasası’nda ve 2017 yılında yapılan değişiklikte tekrarlanan, böylece bir anayasa kavramı niteliği kazanan bu deyimin anlamının, 1961 ve 1982 anayasalarındaki tanımlardan hareketle açıklanması, yorum kurallarının gereğidir. Kaldı ki aynı kural, hemen hemen aynı sözcüklerle 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun halen yürürlükte olan 8. maddesinde de tekrarlanmıştır.

Gerek 1961 Anayasası’nın 69. maddesi gerekse 1982 Anayasası’nın tümüyle değiştirilen 77. maddesi, Meclis tarafından alınan seçimin yenilenmesi kararını aynı ifade ile tanımlamıştır: Meclis, seçim dönemi dolmadan seçimin yenilenmesine karar verebilir. Söz konusu maddelerde herhangi bir zaman belirlemesi yoktur. Maddelerdeki kurala göre Meclis, yine bu maddelerde belirlenen seçim döneminden önce seçimin yapılmasına yani seçimin öne alınmasına karar verebilecektir (1982 Anayasası’nın 116. maddesinin değiştirilmeden önceki eski metninde seçimlerin cumhurbaşkanı tarafından yenilenmesi konusu düzenlenmiştir. Bu madde, adına Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen yeni yönetim biçiminde yer almayan hukuki kurum ve durumlarla ilgili olduğundan inceleme dışında bırakılmıştır).

Bu düzenlemelere göre seçimin yenilenmesi kararının TBMM tarafından alınması, yeni sisteme göre aynı gün yapılacak TBMM genel seçimi ile cumhurbaşkanı seçiminin beş yıllık dönem bitmeden önce yapılması sonucunu doğurur ki bunun adı da erken seçimdir.

GÜNCEL DURUM

Anayasanın değişik 116. maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanması halinde normal koşullarda Haziran 2023 tarihinde yapılması gereken TBMM ve cumhurbaşkanı seçimleri öne alınacak ve uygulama yeni sistemin ilk TBMM ve cumhurbaşkanı üzerinden gerçekleştirilecektir. Daha açık bir anlatımla güncel durumun değerlendirilmesinin zorunlu süjeleri AKP iktidarı ve Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan olacaktır.

İktidarda bulunan bir siyasi partinin ve bu partinin yürütme organının başında olan genel başkanının yeni seçimlerde de konumlarını koruma girişimleri ve bu konuda değişik seçenekleri değerlendirmeleri doğaldır, yadırganacak bir yanı yoktur.

Sayın Erdoğan, 10.08.2014 ve 24.06.2018 tarihlerinde yapılan seçimlerde iki kez Cumhurbaşkanı seçilmiş olduğu için 2023 seçimlerine cumhurbaşkanı adayı olarak katılamaz.

Ancak yukarıda da açıkladığım üzere, TBMM’nin seçimin yenilenmesine üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile karar vermesi halinde birlikte yapılacak TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimine cumhurbaşkanı adayı olarak katılması mümkün olabilecektir.

Burada iki büyük engel görünmektedir: TBMM’nin seçimin yenilenmesi kararının toplum tarafından kabul edilebilir, hukuk ve siyaset yönden geçerli bir nedene dayanması gerekir. Salt cumhurbaşkanının bir kez daha Cumhurbaşkanlığı seçimine aday olarak katılımını sağlamak için alınacak bir karar hukukla bağdaşmaz. İkinci büyük engel ise karar için öngörülen nitelikli çoğunluğu sağlamaktır. AKP’nin ve destekleyen MHP’nin TBMM’de toplam 337 milletvekili bulunmaktadır. TBMM’nin bugünkü siyasal yapısında 360 oyu tamamlamak için gerekli 23 oyu bulmak çok zor görünmektedir. Özellikle TBMM’nin gerekçesiz bir kararla Sayın Cumhurbaşkanı’nın üçüncü kez seçime katılabilmesi için alacağı bir erken seçim kararında, öngörülen nitelikli çoğunluğun sağlanması imkânsızdır.

Millet İttifakı’nın bir dönem ısrarla erken seçim talebine iktidarın olumlu yanıt vermemesine bir yandan seçim yapılması halinde iktidarda kalmak için gerekli oyu sağlayamayacakları kaygısının, öte yandan Sayın Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin bir dönem uzatılmasını yeterli bulmamasının etkili olduğunu düşünüyorum.

Saray’da görevli bir başdanışmanın “Erken seçim, parlamenter sistemin alışkanlıklarından biridir, yeni anayasal sistemde erken seçim kavramı yoktur” mealindeki görüşü de sonuç alamayacağı için AKP’nin bu seçeneği dışladığını göstermektedir. Bu görüş aynı zamanda, kısa süre sonra Sayın Cumhurbaşkanı tarafından gündeme getirilen anayasa değişikliğinin de habercisi olmuştur.

İkinci seçenek anayasa değişikliğidir. Henüz içeriği ve amacı hakkında herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Ancak şuna inanıyorum ki asıl amaç, anayasada yapılacak değişikliklerle iktidarda kalmalarını sağlayacak hükümleri anayasaya yerleştirmektir.

Yine beşte üç oy çoğunluğu gerektirmekle beraber, anayasa değişikliği yaparak hedefe ulaşmak daha kolay bir yol olarak gözükmektedir. Değişiklikte, bazı grupları ve milletvekillerini cezbedecek tavizler vererek başka bir anlatımla değişiklik metnine sonradan uygulayamayacakları kurallar yerleştirerek onların desteğini sağlamak mümkün olabilir. Anayasayı değiştirerek cumhurbaşkanının görev süresi ile ilgili bütün sınırlamalar kaldırılabilir; temsilde adalet, yönetimde istikrar” ilkesi, AKP’nin güncel oy oranları ile uyumlu olacak şekilde yorumlanarak uygun yasal düzenlemeler yapılabilir.

Bu noktada 12 Eylül 2010 tarihinde referanduma sunulan, Yetmez ama evet”çilerin desteği ile kabul edilen anayasa değişikliğini hatırlamamak mümkün değildir. Bir paket halinde sunulan anayasa değişikliği yirmi beşten fazla maddede değişikliği öngörüyor; bu maddeler içinde, bir kısmı özgürlüklerle ilgili, ancak AKP pratiğine göre uygulanmasa da olur niteliğinde düzenlemeler de yer alıyordu.

12 Eylül 1980 askeri müdahalesi karşıtlığı temelinde yürütülen anayasa değişikliğinin asıl hedefi, Anayasa Mahkemesi’nin, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısını değiştirerek yargıyı, yürütmenin ağır baskısı altında etkisiz hale getirmekti. O dönemde 12 Mart 2010 tarihinden başlayarak 3 Eylül 2010 tarihine kadar bu sayfada, ağırlıklı olarak Anayasa Mahkemesi ve HSYK’de yapılacak değişikliklerle ilgili yedi yazı yazdım.

19.08.2010 tarihli yazımda, yanılmış olma dileğimle ifade ettiğim öngörülerin büyük ölçüde gerçekleşmiş olmasına gerçekten üzgünüm: 12 Eylül 2010 günü yapılacak olan halkoylaması, ülkemiz yönünden yaşamsal öneme sahiptir. Eğer anayasa değişikliği kabul edilirse ülkenin yönü ve yönetim biçimi değişecek ve çok güçlü, önünde hiçbir engel bulunmayan bir yürütme organı ortaya çıkacaktır. Denetimsiz bir güç her zaman yetki sınırlarını zorlar, amacı dışına çıkar ve her geçen gün daha fazlasını ister. Bugün tanığı olduğumuz, hepimizin adalet duygularını inciten, ‘artık bu kadarı da olmaz’ dedirten idari ve yargısal kararlar ve uygulamalar, anayasa değişikliğinin kabulü halinde göreceklerimizin habercisidir ve sadece küçük bir parçasıdır.”

12 Eylül 2010 tarihindeki anayasa değişikliğinde AKP’nin uyguladığı yöntem, yeni anayasa değişikliği teklifine şu veya bu şekilde destek verecekler için akıldan hiç çıkarılmaması gereken derslerle doludur. Demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinden yana olanlar, katkı sunmakta çok dikkatli olmalıdır.

SONUÇ

Yeterli oy sağlanarak anayasa değişikliği yapılamaz ise iktidarın elinde tek çare kalmaktadır: Bugün için uzak durduğu erken seçimi yeniden gündeme getirmek.

Gerek anayasa değişikliği gerekse erken seçim girişiminde Meclis’te 360 oyun bulunamaması halinde, anayasanın yürürlükteki kurallarına göre AKP Genel Başkanı’nın önümüzdeki ilk seçime cumhurbaşkanı adayı olarak katılması mümkün olamayacaktır.

Başlıktaki sorunun cevabı artık çok açıktır: Sayın Erdoğan’a hukuken tıkanmış olan Cumhurbaşkanlığı seçimine katılma yolunu açmak ve seçilmesini sağlayacak yeni düzenlemelerin anayasal temelini oluşturmaktır.

NURİ ALAN

ESKİ DANIŞTAY BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için.

Devamını Oku
17.01.2026
Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025