Olaylar Ve Görüşler

Prof. Dr. SEMA KALAYCIOĞLU - İran’da ilkbahar beklentisi

17 Ocak 2018 Çarşamba

“Neden kaynakları Hizbullah’a, Hamas’a, Kasım Süleymani milislerine ve Yemen’e harcıyorsunuz da, İran refahının hizmetine vermiyorsunuz” meşru sorusu, “Önce Amerika” diyen Trump’ın kulağına da hoş geliyor olmalı ama...

 

Yeni yılın ilk haftalarında, İran yine üç konu ile gündemde: Bunlardan ilki ülkenin kuzeydoğusunda patlayan, şimdilik cılız, ulusal (yerel) “Etiraz” hareketi. İkincisi uluslararası yansımaları önemli olan, ABD’nin İran’a yeniden yaptırım uygulamayacağını sonunda açıklaması. Üçüncüsü ise Suriye rejiminin, İran ve Rusya desteği ile İdlib’deki Türk askeri varlığına karşı başlattığı huruç harekâtı ve bir bölgesel ittifakın çökmesi olasılığı. Bu üç konu birbirinden bağımsız olabilir. Ama aynı zamana rastgeldiğinden, birlikte değerlendirilmesi gereken giriftlikte.

Bu defa başka mı?
Son günlerde İran’da görülen barışçı “Etiraz” hareketi, 2009 yılındaki yaşam koşulları ile ilgili olarak başlayan hareketten farklı. Evet, yüzde 10 oranında seyreden enflasyon, yüzde 13 genel ve yüzde 30 genç nüfus işsizliği ile birleştiğinde, yıllık yüzde 13 büyümeye rağmen bunun nasıl olabildiğini halka sorgulattırıyor. Ama bu defa cevabı bilen halk, ilk defa “Önce İran” diye haykırıyor. “Neden kaynakları Hizbullah’a, Hamas’a, Kasım Süleymani milislerine ve Yemen’e harcıyorsunuz da, İran refahının hizmetine vermiyorsunuz” meşru sorusu, “Önce Amerika” diyen Trump’ın kulağına da hoş geliyor olmalı. Bu nedenle Yemen ve Suriye’den fiilen, Lübnan’dan mali ve teknik açısından çekilmeyen, Suudi Arabistan ve İsrail gibi müttefiklerini sürekli tehdit eden İran rejiminin düşmesini ABD de isteyebilir. Rejimin düşmesini sağlayabilir mi o ayrı bir mesele. Ama tehdit kılıcını hep elinde tutmak işine gelecektir.

Nevruz’a kadar sürer mi?
Hazana dönen Arap Baharı’ndan sonra, kasırganın hangi yöne döneceği hep merak konusu. Elbette sütten ağzı yanan Batı, Ortadoğu’da işleri karıştırırken, yoğurdu artık biraz üfleyerek yemeyi, akıllı bir seçim olarak görüyor. Ama işte yeni bir derin hoşnutsuzluk dalgası, bu defa bir “ilkbahar beklentisi” ile birleşirse, İran’da yeni bir fırsata zemin yaratılmış olabilir. Kuzeydoğu’da başlayan “Etiraz”, ülkenin tümüne yayılmadan Nevruz’a kadar durdurulabilirse, Nevruz ateşi bu yıl da İran’ı tutuşturmaz. Bu tabii bir miktar reform sözü işbaşına gelen Ruhani hükümetinin ne yapacağına bağlı. Dışarıdan asker çekmesi veya savunma bütçesinden, yeni İran mali yılında ile refah harcamalarına pay aktarımı, bir ferahlama getirebilir. Ama unutmayalım, her reform, yeni reform taleplerini tetikleyecektir. Ayrıca bu defa tepkilerin Ruhani’ye karşı değil de Ayetullah düzenine karşı olması, İran’da 2019 yaklaşırken, yani devrimin 40. yılında yeni bir karşıdevrim olasılığını akla getirmiyor değil.

ABD kararının rolü
İşte bu noktada Trump’ın İran’a bir yıl daha süre vereceğini açıklamasının psikolojik önemi yanı sıra fazla bir etkisi olduğunu söylemek zor. Zaten anlaşmaya harfiyen uyan bir İran’a, yeni yaptırım uygulamak ne kadar hukuki, ahlaki ve hakkaniyetli olurdu, ayrı bir konu. İran dışişlerinin, “mevcut anlaşmanın yeniden müzakere edilemeyeceğini” açıklaması ise hem duruşunu göstermesi, hem de Trump farklı bir karar almış olsaydı bile, peşinde onu izleyecek ülkelerin pek olmayacağı ile ilgili bir mesaj olarak önem kazandı.

Neye ikna bu?
ma gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde 35’i oranında bir borç yükü olan İran devleti, içinde bulunduğu döviz sıkıntısının her işaretini vermekteyse (anlaşmalı ülkelerle ulusal paralar üzerinden yapılan ikili ticaret gibi), yaptırımlar olmasa da zorlukları aşamayan İran’da sancılar sürecek demektir.
ABD’den esen rüzgâr ile İran neye ikna edilmeye çalışılıyor? Cenevre sürecinin pabucunu dama atan Astana’da, Suriye’ye ortaklaşa garantör olduğunuz, bir başka yaptırım muhatabı Katar’a birlikte omuz verdiğiniz, zorda kalmasın diye ulusal paralarla alışveriş yapmaya razı olduğunuz, uğruna yaptırım delmek iddiası ile itibar mücadelesi içine düştüğünüz kadim komşunuz, sizi İdlib’de desteksiz bırakır, oradaki askeri varlığınızı, rejim güçlerinin sıkıştırmasına göz yumarsa, ne düşünürsünüz? İran içinden, hatta Kum’dan yükselen “Etiraz” hareketine kalbi destek mi verirsiniz? İdlib’deki konumunuzu veya Suriye’deki risklerinizi bir kez daha gözden geçirirken, İran’ın dahili riskleri bastırma yeteneğinin bir sınırı olduğunu da hesaba katarak, ABD’nin yeni açıkladığı karar ile İran’ı Kuzey Suriye’de devlet politikası olarak “etiraz” ettiği yeni bir oluşuma razı etmeye çalıştığı'6Eı mı düşünürsünüz?  

SEMA KALAYCIOĞLU
Prof. Dr.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları