Olaylar Ve Görüşler

Siz çoksunuz, onlar az!

15 Temmuz 2015 Çarşamba

İnsan hakları ve halk egemenliği anlayışı, Magna Carta’nın açtığı çığırda adım adım yol almıştır.

“Hak ve adaleti hiç kimseye satmayacağız, kimseden adaleti esirgemeyeceğiz, adaleti geciktirmeyeceğiz.”
Runnymede, Londra’nın 32 kilometre batısında göz alabildiğine uzanan bir çayırdır. Bundan tam 800 yıl önce bu sulak otlakta, İngiliz Kralı “Yurtsuz John” ile onun keyfi yönetimine başkaldıran 25 baron arasında Magna Carta denilen insan haklarının ilk temel sözleşmesi imzalanmıştır. Büyük Berat diye de bilinen sözleşme toplam 63 maddedir.
Sözleşmenin 29. maddesine göre, özgür hiç kimse, kendi benzerlerinin yasal yargısı ya da ülke yasası olmaksızın hapsedilemeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, yasadışı ilan edilmeyecek, sürgüne gönderilmeyecek ya da zarara uğratılmayacaktır.

Esin kaynağı
Bu madde insanlığın mutlak otoriteye karşı uzun savaşımının ilk meyvesidir. Magna Carta İngiliz örfi hukukunun ayrılmaz parçasıdır. 1688 İngiliz Devrimi’ne, 1789 Fransız İhtilali’ne, 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’ne, 1917 Rus Devrimi’ne esin kaynağı olmuştur.
Magna Carta, her yeni koşula uyarlanıp geliştirilebilecek ilk özgürlük belgesidir. Sürekli yorumlanabilen bir metindir. Bunun yanı sıra, sadece soyluların çıkarına değil, gitgide çok daha geniş toplum katmanlarını ve emekçileri de kucaklayıp kapsayabilen bir uygulamadır.
12. yüzyılda İngiltere’de bir anayasa yoktu. O zamana kadar kuvvetlerin ayrılarak dengelenebildiği, aralarındaki işlevlerin tanımlanıp dağıtılabildiği, hakların korunduğu genel bir siyasal sistem söz konusu değildi.
Sözleşmenin o sıralar imzalanması bir rastlantı değildir. Çünkü hem hükümetin faaliyetlerinin belgelenip kayda geçirilmesi ancak o tarihlerde başlayabilmişti, hem de İngiltere’nin savaşta Fransa’ya yenilmesi o yıllara denk düşmüştü. Bunun üzerine değişik yöreleri yöneten 25 baron başkaldırdılar. Bundan böyle karşılıklı danışma yoluyla hükümet etme gereğini krala hatırlattılar.
38. maddeye göre şerifler (polis şefleri), sözüne güvenilir tanıklar olmaksızın kimseyi yargı önüne çıkaramayacaklardı.

Keyfi tutuklamalar
39. madde ile keyfi tutuklama ve işkence yasaklandı, halk temsilcileri (jüri) aracılığıyla yargılama ilkesi getirildi. Gerçi kral verdiği sözleri tutmadı ve Magna Carta’nın ömrü sadece üç ay oldu.
Ama bir kralın ülkeyi keyfince yönetemeyeceğini açıkça belirten bu belgenin İngiltere tarihinde büyük etkisi oldu. Kral yasalara uymazsa halkın hükümdara karşı zor kullanma hakkı vardı.
Daha sonra 1628 tarihli Hak Bildirgesi ile parlamentonun onayı olmadan kralın vergi koyamayacağı ilkesi benimsendi. 1640 ve 1679 Habeas Corpus Yasaları, 1689 Haklar Bildirgesi ile mahkeme kararı olmadan kimsenin tutuklanamayacağı ilkesi bir kez daha vurgulanıp geliştirildi. 1833 yılında köle ticareti yasaklandı.

Oy hakkı
19. yüzyılda Britanya yurttaşları arasında yalnızca orta sınıf mülk sahibi erkeklerin oy hakkı vardı. Seçme hakkı için Sufrajetlerin mücadelesi sonucu 1928 yılında kadınlar da erkekler gibi oy hakkına kavuştu. 1948 yılında büyük mülk sahipleri ile üniversite mezunlarının birden çok oy hakkına sahip olması uygulaması kaldırıldı ve ancak 1950 yılındaki genel seçimler Britanya tarihinde ilk genel oya dayalı demokratik seçim oldu.
1819’da Manchester’de savunmasız emekçilerin 60 bin kişilik gösterisine polis saldırdı. 15 kişi öldü, 600 kişi yaralandı. 1889’da Trafalgar Alanı’nda emekçilerin gösterisi kanla bastırıldı. Yüzyıllar süren çetin savaşımlar sonucu toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkı yasalarca tanınabildi. Seçmen olabilmek için belirli bir mülk sahibi olma kuralı kaldırılabildi.
1819’da Peterloo Kırımı’ndan sonra İngiliz ozan Shelley, “Kalkın ayağa / Kırın zincirlerinizi / siz çoksunuz, onlar az!” diye haykırıyordu. Cahil, duygusuz ve sağır yöneticiler, / Yapışmışlar sülük gibi ülkenin üzerine. / Aç ve çıplak, ezilen ezilen ve ezilen bir halk, / Kim baştaysa onun uşağı, onun kulu kölesi bir ordu. / Ölümsüz bir ışık doğacak yarın bütün bu mezarlardan, / Boğacak aydınlıklara kasırgalı günlerini çağımızın.
Shelley’in günümüze de ışık tutan bu ölümsüz şiiri, yazıldığından ancak 12 yıl sonra yasak zincirini kırıp yayımlanabildi.  

CAVLI ÇULFAZ Siyaset Bilimci


Yazarın Son Yazıları