Olaylar Ve Görüşler

Tarımsal Kalkınmada Kooperatif Anahtarı - Prof. Dr. Aziz EKŞİ

08 Temmuz 2020 Çarşamba

Kooperatif yolculuğu R.Owen (1771-1858) ile başlıyor. Belirli bir bocalama döneminden sonra yaygınlaşıyor ve günümüzde artık üçüncü sektör olarak tanımlanıyor(1). AB’de 250 bin kooperatiften ve 163 milyon ortaktan söz ediliyor.

Başka bir deyişle AB nüfusunun yaklaşık yüzde 33’ü kooperatif üyesi. Kooperatiflerde çalışan sayısı 5.3 milyon. Tarım kooperatiflerinin pazar payı yüzde 40. Bu oran Hollanda’da yüzde 83, Finlandiya’da yüzde 79, İtalya’da yüzde 55 ve Fransa’da yüzde 50 (2).

Dünya genelinde ise; ICA(2019) verilerine göre 145 ülkede 2.6 milyon kooperatif var ve ortak sayısı 1 milyarın üzerinde. Demek oluyor ki dünya nüfusunun en az yüzde 13’ü kooperatif ortağı. Küresel gayrisafi gelirin yüzde 4.3’ü kooperatiflerce sağlanıyor. Çalışan nüfusun yüzde 9.6’sı (279.4 milyon) kooperatiflerde istihdam ediliyor. Kooperatiflerin yüzde 27’si tarımsal amaçlı (3).

TÜRKİYE’DE GENEL DURUM

Türkiye’de toplam 80 bin dolayında kooperatif ve 8.5 milyon ortaktan söz ediliyor.Yani nüfusun yaklaşık yüzde 10’u kooperatif ortağı. Bu oran dünya ortalamasından biraz düşük. Tarımsal amaçlı kooperatif sayısı ise 11 bin 892 ve ortak sayısı 3.9 milyon dolayında. Ortak sayısı açısından ilk sırayı pancar ekicileri kooperatifi (yüzde 35.8) alıyor. Bunu tarım kredi (yüzde 23.0) ve tarımsal kalkınma (yüzde 19.1) kooperatifleri izliyor (4).

Türkiye’de yapılan hatalardan biri de kooperatifçiliğin yalnız koop ve ortak sayısı üzerinden yapılmasıdır. Oysa değerlendirmenin, kooperatiflerin üretim, istihdam, yatırım, katma değer ve pazarlama payları üzerinden yapılması gerekmez mi?

Bu olgu, kooperatiflerin ekonomik ve sosyal yaşamdaki payının oldukça düşük olduğunu gösteriyor. Yine de haksızlık etmeyelim. Türkiye’de cirosu ile ilk 500’e giren firmalar arasında 7 kooperatif var...

Yaşamını neredeyse kooperatifçiliğin gelişmesine adayan Z.G. Mülayim (5) diyor ki, Türk tarımı demokratik kooperatifler içerisinde tümüyle etkili ve yaygın bir biçimde örgütlenmedikçe bir yere varamaz, çağdaşlığa ulaşamaz ve AB’ye entegre olamaz.” Tarımın geldiği nokta bu görüşü doğruluyor.

NEDEN BAŞARAMIYORUZ?

Kooperatif öncelikle bir dayanışma örgütü. Küçük üreticilerin güçlerini birleştirmesine dayanıyor. Böylece çiftçiler; girdiye, krediye, tekniğe, bilgiye, pazara daha kolay ve daha ucuz ulaşıyor ve üretimi planlayabiliyor. Ölçek ekonomisine ulaştığı için üretime, istihdama, gelir dağılımına ve yoksulluğun azalmasına katkıda bulunuyor.

Bunun da ötesinde bir baskı grubu oluşturuyor, karar süreçlerine katılıyor ve demokrasinin gelişmesini ve kökleşmesini sağlıyor. Bunları kuşkusuz çoğumuz biliyoruz fakat neden başaramıyoruz?

Bu soruyu yanıtlamak için öncelikle; devlet-kooperatif ilişkileri, ortakların katılımı, yönetim zaafı, örgüt çeşitliliği  faktörlerinin üzerinde durulması gerekiyor.

DÖRT FARKLI UYGULAMA

Kooperatif-devlet ilişkileri açısından 4 farklı uygulamadan söz ediliyor(1). Bunlar sırası ile; kooperatif özerkliği, karşılıklı yardım, devlet vesayeti ve devlet başatlığı olarak tanımlanabilir.

Kooperatif özerkliği uygulamasında devlet ve kooperatif arasında bir bağ yoktur. Karşılıklı yardım uygulamasında devlet kooperatife ucuz kredi, vergi bağışıklığı, eğitim, araştırma, danışmanlık yolu ile yardımcı olmakta ancak kooperatifin yönetimine karışmamaktadır.

Devlet vesayeti sisteminde devlet kooperatif yönetiminde görev almakta ve kooperatifi kontrol altında tutmaktadır. Bu geri kalmış ülkelerde geçerli olan bir sistemdir. Devlet başatlığı sisteminde ise kooperatif devletin bir organı gibidir ve demokratik işleyiş söz konusu değildir. Sovyetler’deki kolhoz uygulaması bunun tipik öneğidir. İsrail’deki kibutz uygulaması da buna yakındır.

SİSTEM DEĞİŞMELİ

Türkiye’deki kooperatif sistemi devlet vesayeti ağırlıklıdır. Yapılması gereken ise Fransa ve İtalya’daki gibi karşılıklı yardıma (kredi, vergi, bilgi vd.) dayalı sistemin tercih edilmesidir.

Ortakların katılımı başarı açısından anahtar niteliğindedir. Çünkü kooperatifin özü ortaklardır. Kooperatifin başarısı ortakların duyduğu ilgiye ve sağladığı katkıya bağlıdır. Türkiye’de katılımın yeterli olmadığı açıktır. Bunun başlıca nedeni, üyelerin eğitim yetersizliği ve  yönetimlere güven eksikliğidir. Güven eksikliği, etkili bir denetim (iç ve dış) sistemi ile büyük ölçüde kırılabilir.Eğitim ise kooperatifin başlıca işlevlerinden bir olmalıdır.

Yönetim zaafı, yöneticilerin eğitim düzeyinden veya denetim yetersizliğinden kaynaklanabiliyor. Bu zaafı kırmanın yollarından biri danışman istihdamı, diğeri ise profesyonel yönetimdir. Profesyonel yönetimin Avrupa’da yaygın olduğu ve bu sistemde ortaklarca seçilen yönetimin denetleme görevi yaptığı belirtiliyor. Devlet, danışman desteği ile yönetim zaaflarının azalmasına katkı sağlayabilir.

İKİLEMLERİ ORTADAN KALDIRMALI

Örgüt çeşitliliği de Türkiye’de kooperatifçiliğin güçlenmesini ve yaygınlaşmasını engelleyen faktörlerden biridir. Tarımsal kooperatif ortağı çiftçi sayısı 3.9 milyon dolayında iken 0.6 milyon çiftçi de üretici/yetiştirici birliği üyesidir. Yasal düzenleme ile bu ikilem ortadan kaldırılabilir, kooperatif ortaklığı özendirilebilir ve kooperatifler arasındaki işbirliği geliştirilebilir.

Kısaca, güçlü çiftçi kooperatifleri olmadan tarımsal üretimi planlayamayız. Küçük aile çiftçiliğini yaşatamayız. Toprağı doğru kullanamayız. Verimi artıramayız. Kendimize yeterliliği artıramayız. Gelir dağılımını dengeleyemeyiz. Yoksulluğu yenemeyiz. Demokrasiyi güçlendiremeyiz...

Dolayısı ile kooperatifçiliği üçüncü bir sektör olarak algılamalıyız ve gereğini yerine getirmeliyiz...

PROF. DR. AZİZ EKŞİ



DİPÇE

• GÖKALP, Z. M.2019. Kooperatifçilik (8.Baskı). Yetkin Yayınları. Ankara. 657 sayfa.

• KURTULUŞ, G. 2018. https://sosyalekonomi.org/avrupa-birliginde-kooperatifcilik/

• ÖZDEMİR,G. vd. 2020. Türkiye Ziraat Müh. IX.Teknik Kongre Bildiri Kitabı 2,sayfa 733-745.

   ANONİM.2019. Tarımsal örgütlenme tablosu. https://www.tarimorman.gov.tr (5) GÖKALP,Z. M.2019.

    Senatör. Cumhuriyet Kitapları (1. Baskı). İstanbul. 548 sayfa.



Yazarın Son Yazıları