Olaylar Ve Görüşler

Ümit Sarıaslan’ın ardından - A. Kadir PAKSOY

23 Ocak 2022 Pazar

Ümit Sarıaslan, artık fiziksel olarak yaşamıyor. Dümeni sonsuzluğa kırdı.

İnsan çok sevdiği birini yitirince ne diyeceğini bilemiyor. Sözcükler de acıdan boğuluyor. İlk aklıma gelen anacağımın ona seslenişi oldu: Umudaslan!

Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Kırk yıllık bir dostluk. Birlikte dergiler çıkardık, iki ortak kitap yayımladık. Deyim yerindeyse ikimiz bir adamdık. Sanki Tanrı, tek bir adam yaratmak isterken ikiye bölmüştü. Ona iyi çalışan bir beyin vermiş, bana iyi çalışan bir kalp. 

KENTİN VİCDANI   

Bize “eküri” diyordu dostlar. Eküri ne demek? Fransızcada (écurie) ahır/ahırdaş anlamında kullanılsa da Türkçede daha çok sürekli birlikte olan, birlikte güzel işler yapan anlamında kullanılır. Güzel işler yaptık birlikte. Ama daha çok onun sayesinde, onun emeğiyle. Ankara’da bir lokantada bir gün bizi gören Mustafa Ekmekçi Ağabeyimiz, “Birlikteliğinize imreniyorum” demişti. Muzaffer Ağabeyimiz (Edost), ortak kitabımız Başak ve Asma’yı resimlemiş, İlhan Abi (Selçuk) şapka çıkarmıştı bu dostluğa. 

Masalara akşam güneşi düştüğünde nasıl geçerdik Sakarya Caddesi’nden, ardımızda bize yetişmeye çalışan ağaçlar hâlâ gözümün önünde...

Şimdi vicdanını yitirmiş bir kentle karşı karşıyayım. Evet, o kentin vicdanıydı. Bu benim sözüm değil. Türkiye’nin ilk Kültür Bakanı Talat Sait Halman söylemiş ve yazmıştı bunu...

Ortak bir davamız vardı: Rayından çıkarılan Cumhuriyet trenini yeniden rayına oturtmak. Ona göre ülkemizin gelişememesinin en önemli nedeni, Cumhuriyetin kuruluş döneminden sonra demiryolu politikasının terk edilmesi, demiryolu yerine karayoluna ağırlık verilmesiydi. Bu nedenle, öğretmenlikten emekli olunca bu alanda yoğunlaştı, art arda çok önemli yapıtlar üretti: Cumhuriyet Treninden Tanzimat Trenine, Demir Ağlardan Örümcek Ağlarına, Pamukova Dosyası...

Ben de bu konuda ona hak vermekle birlikte, ülkemizin gelişememesinin en önemli nedeni olarak tarih bilincinden yoksunluğu görüyordum. Bu yüzden, onun da özendirmesiyle Tarihin Talihsizliği, Ulus Devlet ve Tarih Eğitimi’ni kotardım...

TEK KIRGINLIK (!)  

Elbette en önemli ortak yanımız şiire olan tutkunluğumuz, bağlılığımızdı. Ama onun şiirleri Anzer balı ise benimkiler Atatürk Orman Çiftliği balı sayılır, halk işi...

İşte ölüm gelip kuruldu başköşeye. Anadolu gezilerimiz yarım kaldı (Bkz. Anadolu Anadolu, A. Kadir Paksoy/Ümit Sarıaslan, Kültür Bakanlığı Yayını, 2001). Ve çekip gitti.

Yahu diyeceksiniz, bu dostuna karşı hiç mi kırgınlığın yok? Olmaz olur mu, var. Bir “kalleşliği” var bana: İkimiz de bıyıklıydık. Bir gün, bu bıyık iyi bir şey olsa Atatürk kesmezdi deyince kesmiştik bıyıklarımızı birlikte. Ama üç beş yıl sonra bizim üstad yeniden bıyık bıraktı. Savunmasını da şöyle yaptı: Metroda, otobüste beni Yaşar Nuri Öztürk sanıp “Hocam, dinimize göre şu nasıl, bu nasıl, ne dersiniz?” demelerinden usandım!.. Eh neyse, bir hafifletici nedeni var, ama ben onu bıyıksız haliyle çektiğim bir fotoğrafındaki gibi anımsayacağım...

A. KADİR PAKSOY

ŞAİR, YAZAR


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları