Olaylar Ve Görüşler

‘Yurtta barış, dünyada barış’

05 Mart 2020 Perşembe

Av. Erol Ertuğrul

Mustafa Kemal,1923 yılında henüz Kurtuluş Savaşı yeni kazanılmışken Adana’da “Ulusun geleceği tehlikeye düşmedikçe savaş bir cinayettir” demişti. Yaşamı vatan için savaş alanlarında geçmiş büyük bir komutan vatan savunması dışındaki savaşları bir cinayet olarak görüyordu. Cumhuriyet kurulduktan sonra 20 Nisan 1931 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk, seçim nedeni ile ulusa sunduğu yazılı açıklamada ise “Cumhuriyet Halk Fırkası’nın genel siyasetini şu kısa tümce ile anlatmak yeterlidir: Yurtta barış, dünyada barış” diyordu. Atatürk’ün büyük devlet adamlığının ve tüm dünyada onu saygın yapan özelliklerinin başında bu ilke gelmektedir.

Yargı bağımsızlığı

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana da bu ilkeye bağlı kalınmıştır. O nedenle tüm komşularla dostluk içerisinde yaşamaya çalışılmıştır. Yurtta barış nasıl sağlanacaktır? Hiç kuşkusuz hukuk devleti ile, demokrasi ile, bağımsız yargı ile, eşitlik ile, adalet ile... Ne acı ki yaşadığımız günlerde bunların hiçbirisi yok. Öncelikle partili Cumhurbaşkanı kimliği bunları baştan yok ediyor. Parlamenter sistemin kaldırılması ile, Cumhurbaşkanının partili olması ile, Cumhurbaşkanının göreve başlarken ettiği yemin havada kalmaktadır. Cumhurbaşkanının tarafsızlığı yok olmuştur. Bu durumda Cumhurbaşkanı yalnızca kendi partililerinin Cumhurbaşkanı olmaktadır. Vatandaşlar bölünmüştür. 

Yönetimi eleştirenler cezaevindedir. Yargı bağımsızlığı olmayınca adalet de yok olmuştur. Mahkemeler, yönetimin istemediği kararlar verince bu kararlar yok edilmekte; bu kararları veren savcı ve yargıçlar görevlerinden alınmakta, haklarında soruşturmalar açılmaktadır. Gezi davası kararları bunun açık örnekleridir. Böyle bir durumda bağımsız yargı ve yurtta barış olabilir mi? Yönetim, Cumhuriyete ve Türk devrimine açıkça savaş açmıştır. Bazı bakanlıklara Atatürk’ün değil de 2. Abdülhamit’in resimleri asılmaktadır. Bu padişahın gerici ve baskıcı birisi olduğu bilindiğine göre belli ki yönetim bu kişiye özenmektedir. 

Hesap soran Meclis

Dünyada barış sözü de ne yazık ki havada kalmaktadır. Ulusumuzun bir Suriye sorunu olmadığı halde, Bay Erdoğan’ın ve AKP’nin bir Suriye sorunu vardır. Suriye toprakları vatan toprağımız değil. İdlib’de Türkiye’nin hiçbir çıkarı yoktur. Belki Bay Erdoğan’ın ve AKP’nin dini ve mezhebi çıkarları bulunmuş olabilir. Ancak orada şehitler veriyoruz. Çocuklarımız neden orada şehit oluyorlar? Türk ordusu, ulusumuzun ordusudur. Bu ordu Bay Erdoğan’ın ordusu değildir. Erdoğan bu uğurda ölmekten söz ediyor. Vatanımız dışında neden ölelim? “İdlib’de mücadeleye mecbur değil, mahkûmuz” diyor. 

Suriye’deki ve Libya’daki şehitler için de “Birkaç şehidimiz var, Şehitler Tepesi boş kalmayacak” diyor. İdlib’de 33 şehidimiz var. Neden? Bunun hesabını kim verecek? Beş milyon Suriyeli yurdumuza girmiş ve düzenimizi bozmuştur. İki milyon Suriyeli de sınırlarımıza dayanmıştır. 

Bay Erdoğan, bu yanlış politikaları eleştirenlere kızıyor. Yaşamı vatan savunması için savaş alanlarında geçmiş, bu yolda olağanüstü deneyimli büyük bir komutan ve devlet adamı “Yurtta barış, dünyada barış” diyorsa onun tırnağı kadar bile olamayacak olan yöneticilerin savaş çığlıkları ne anlama geliyor ve ciddiye alınabilir mi? Kurtuluş Savaşı sürerken, Başkomutan Mustafa Kemal, TBMM’de ağır eleştirilere uğruyor ve kendisinden hesap soruluyordu. Mustafa Kemal gibi büyük bir komutandan hesap soran Meclis belli ki herkesten hesap sorabilir. Ayrılıkçı terör örgütü ile savaşırken, Doğu Akdeniz’de çıkarlarımız için savaş noktasına gelmişken, Ege’de 18 adamız antlaşmalara aykırı olarak Yunanistan tarafından ele geçirilip silahlandırılmışken, Libya’da ve Suriye’de savaş durumuna gelmek ancak ülkemize, ulusumuza zarar verir, gücümüzü azaltır. Diplomasi ile çözülmesi gereken konular Cumhuriyetin ordusuna havale edilmiştir. Çünkü diplomasi, diplomasiden anlamayan ellere bırakılmıştır. Dört önemli büyükelçiliğimize başka ülke vatandaşlığını taşıyan kişiler atanmıştır. Prag Büyükelçimiz hakkında rüşvet savları, Viyana Büyükelçimiz hakkında katil savları vardır. 

Bugünler gelip geçici

Güzel yurdumuz bu noktaya nasıl getirildi? 12 Eylül faşist yönetimi sırasında imam hatip çıkışlılara üniversite kapıları aralanırken, onların yarın savcı, yargıç, vali, kaymakam olacakları dile getirilmişti. 

O günler gerçekleşti. Vatanseverlere kumpas davalarının nasıl kurulduğunu ve vatanseverlerin yıllarca cezaevlerinde nasıl tutulduklarını unutmadık. Günümüzde eğitimin nasıl dinselleştirilmeye çalışıldığını ve tarikatlara bırakıldığını da acı ile görüyoruz. Ancak ulusumuz aydınlanmaya inanmıştır, Atatürk devrimine inanmıştır. Bugünler gelip geçecektir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları