CUMOK-İstanbul, 3 Mart Pazar günü Erol Toy’un Selçukludan Osmanlıya Osmanlıdan Cumhuriyet’e Aydınlanmamız konulu bir söyleşi yapacağını duyurunca, Özdemir İnce’nin deyişiyle “tarih bilen bir yazar”dan dünü-bugünü dinleme keyfinin yanı sıra, imza günü yapmayan Erol Toy’a kitap imzalatmanın kitapseverler için fırsat olduğunu düşünerek çok sevindim.
Erol Toy’un yarım yüzyıldır tek uğraşı yazarlık. İlk kitabı Yenilgi (öykü). Pir Sultan Abdal, Lozan, Meddah, İpteki, Parti Pehlivanı, İzmir’in İçinde, Çeliğe Su Verildi, Kadınlar Matinesi adlı oyunlar, Iğrıp adlı öykü kitabı yazdı. Aydınımız İnsanımız Devletimiz, Bal Tutanlar, Aydın ve Çağı, Günü Gününe, Meclisler ve Partiler, Ordu ve Politika, Yazko’nun Öyküsü, Sır Küpü, Atatürk Olmasaydı düzyazılarından oluştu. Türk Gerilla Tarihi’nde, Oğuz Ata’dan başlayarak tarihimizdeki gerilla mücadelelerini irdeledi. Yakın tarihimizin öyküsünü O’na Katılmak’ta anlattı. Avcı Kekliği, Fareler Cumhuriyeti, Altın Saray, Son Çağrı, Aliş ile Koşka adlı çocuk kitapları çıkardı.
68 kuşağının en sevdiği romancılardan olan Erol Toy, Anadolu’nun tüm tarihsel süreçlerini belgelere dayanarak ve toplumcu gerçekçi yöntemle yazdığı romanlarında işledi. Atilla Özkırımlı, Türk Edebiyatı Tarihi’nde şöyle yazdı: “Türkiye’nin tarihsel gelişimindeki toplumsal oluşumları konu edindiği romanlarında yaşanan çelişkileri, olguları yorumlama amacını güderek gerçekliği toplumcu bakış açısıyla vermek istedi... özü öne aldı.”
Tarihsel romanların ustası Erol Toy, en eski tarihinden başlayarak Anadolu’nun hemen her dönemine ışık tuttu. Arinna’nın Gölgesi’nde Hititleri; Obadan Ulusa, Ulustan Devlete, İlk Kırılma adlı 3 ciltlik Bade Harap’ta Oğuz boylarının birleşerek Selçuklu İmparatorluğu’nu kurmasını anlattı.
Azap Ortakları’nda Osmanlının Fetret Dönemi’nde halkın baskı ve zulme direnişini, Şeyh Bedrettin’in kardeşlik, eşitlik savaşımını işledi. Kuzgunlar ve Leşler’de Celali isyanlarını, bastırılışını, Anadolu Beyliklerini, din devleti-töre devleti hesaplaşmasını, Türkmen kıyımını gözler önüne serdi. Yitik Ülkü’de Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçişine kadar uzayan Tanzimat sürecini işlerken Gözbağı’nda Cumhuriyetin ilk yıllarından 1970’lerin ortalarına kadarki Türk işçi hareketini ve sosyalist hareketin gelişimini romanlaştırdı.
Toprak Acıkınca’da Ege yoksul köylüsünün Kurtuluş Savaşı’ndaki mücadelesini, Acı Para’da bir Ege kasabasında kıraç topraklarını zorluklarla bağ durumuna getiren ailenin çektiklerini anlattı. Doruktaki Öfke’de orman yasasının orman köylülerini içine düşürdüğü zor durumu sergiledi.
İmparator’da bir burjuvanın yaşamından yola çıkarak Türkiye’de burjuva sınıfının nasıl doğduğunu, devlet eliyle geliştirilip yönlendirici olduğunu romanlaştırdı. Kördüğüm’de 1950’lerden 1970’lere yaşadığımız toplumsal siyasal bunalımı, aydınların savaşımını, öğrenci hareketlerinin doğuşunu, Kilittaşı’nda 70-80’li yılların, Sır Küpü’nde 90’lı yılların siyasal çekişmelerini, Son Seçim’de ırgatlarla topraksız köylülerin ağa baskısına direnişini anlattı.
Zor Oyunu’nda yurtsever subayların bakışıyla Atatürk’ün öldüğü günden 12 Eylül’e kadarki döneme ışık tuttu.
Hocaefendi’de, “sümüklü bir vaiz”in yaşamını Anadolu’ya bela kesilen din tüccarlığı ekseninde aktardı.
Tüm bu romanlarında amacının “toplumsal yapımızın temelini irdelemek” olduğunu ve tümünün “Anadolu’nun toplumsal nitelik kazanmasından bugüne bir tek roman” olduğunu söyleyen ağabeyim Erol Toy’a merhaba.
Erol Toy’a merhaba
Yazarın Son Yazıları
Bir yol ayrımında olan 1940’lar Türkiye’sinde; yaşamı, düşünceleri, gerçekleştirdikleri, direnişi, yapıtları, “davaları”yla bir simge aydın; Goethe’nin “Işık, biraz daha ışık!”, Tevfik Fikret’in “Kıran da olsa kırıl fakat bükülme sakın!”, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” sözlerini yaşam biçimi kılan bir bilge; “Aklıyla Batı’da, gönlüyle Doğu’da bir düşünce adamı”, bir toplumun geleceğinin mimarı, bir büyük insandı Hasan Âli Yücel (17 Aralık 1897-26 Şubat 1961).
“Hayatı gezdiren bir ayna” olan roman, insanı ve insanlığı anlatmayı amaçlarken doğanın her varlığından ders alınmasını da öğretir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Küba delegesi olarak 11 Aralık 1964 günü, emperyalizme direnen dünya halklarına umut ve güç veren ve adını tüm dünyaya duyurduğu tarihi konuşmasında...
TÖB-DER, TÖS’ten aldığı birikimle öğretmenleri toplumsal muhalefet içinde hakkıyla temsil eden bir örgütlenmeydi.
Edebiyatın büyülü gerçekliğini yüklenerek çıktığı yolda dünyanın kötülüğüne karşı tüm zamanların ezilen, sömürülen, dışlanan insanların yaşam anlarının çağdaş destancısı, insanlığın vicdanı bir gazeteciydi Eduardo Galeano (1940-13 Nisan 2015).
İnsan olmanın ölçütü: Kitap
Deprem, sel, tsunami, yanardağ, çığ, kasırga gibi doğal felaketler, salgınlar, yangınlar, kıtlıklarla boğuşmak ve bunları alt etmek zorunda kalan insanlık, kendi yarattığı kölelik, savaş, işgal, sömürü, egemenlik belalarını bir türlü yok edemedi yeryüzünden.
Kurtuluş savaşçılarının 19 Mayıs’ta Samsun’dan başladığı büyük yolculuğun Havza, Amasya, Erzurum, Sivas, Hacıbektaş’tan sonraki durağıydı Ankara.
Doğal olarak önceki yıllardan devredilen sorunlarla girmiştik 2025’e.
Doğan Kuban (1926-22 Eylül 2021) 90. yaşına yaklaşırken “kendi varlığına güvenmesini sağlayan bir ulusal kimliği tanımlamak için” yazdığı “Neden Türk’üm? Nasıl Türk’üm? Niçin Türk’üm?” başlıklı yazısına...
İnsanlığın özgürlük arayışında yüz akımız olan, dünyaya kattıklarıyla geleceğimizi güzelleştiren, örnek yaşamlarıyla namuslu olmanın ve namuslu kalmanın erdemini öğreten, ömürlerince doludizgin bir uzun koşuya çıkan değerlerimiz var.
“Barut dolu silahlarıyla geldiler/ Ateş buyruğu verdiler acımadan/ Şarkı söyleyen bir halkla karşılaştılar/ Sevgiyle ve görev aşkıyla birleşmiş bir halk...”
Devrimci bir insandı.
İnsan ömrünün bir kısmı olan on yıllar, toplum yaşamının duraklarıdır.
Bilim, eğitim, siyaset, ekonomi, basın, spor, kısacası yaşamın her alanındaki yaşanmışlıklar birbiriyle iç içedir.
“Bir insanın neler yapabileceğini gösteren 20. yüzyılın olağanüstü lideri” olarak tanımlanan Atatürk için Fransız tarihçi Jean Paul Roux şöyle diyor:
Cumhuriyet’in 102. Yılında Anılarımız (Haz. Gülseren Ünsün Engin, İzan Yay.) adlı kitapta yer alan “Cumhuriyet insan olmanın yolunu yordamını öğretti” başlıklı yazımdan aktarıyorum:
1963’ten, ilkokul beşinci sınıftan beri Cumhuriyet’i okuyan şanslı kişilerdenim.
TV programları, reklamlar, okullarda derslerin işleniş biçimlerinden örneklerle sistemin sürekliliğini sağlayan burjuva eğitim sistemine yönelik eleştirilerle dolu Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur? (Gözlem Y., 1976) adlı kitap uzun süre elimden düşmemişti.
Eğitimle güzelleşmek
Papatyaların kırlardaki, çocuklarımızın uykularındaki gülümseyişi çiğnenirken yalnız ve yaralı çocuklarını bağrına basan sağır ve büyük okyanus halka, umudun türkülerini çığırdı, günlerine güller serpti Metin Demirtaş (17 Mart 1938- 27 Eylül 2014).
Toplumsal muhalefet ayakta
Ahmed Arif’in deyişiyle Nuh’a beşikler veren, Havva Ana’yı dünkü çocuk sayan, fukaralıktan utanan, çıplaklıktan fideleri üşüyen, harmanı kesatlaştırılan, binlerce yıl sağılan...
Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla Sevr dayatmasını tarihin çöplüğüne gömerek emperyalist paylaşımın tasarılarını kursaklarında bırakan Cumhuriyetimize saldırılar, kuruluşundan beri durmadı.
3 Eylül 1971’de kurulan TÖB-DER’in kapatılmasıyla örgütsüz bırakılan devrimci öğretmen hareketinin 12 Eylül sonrası ayağa kalkarken attığı ilk adımı olan abece dergisinin ilk sayısında (Ocak 1989) çıkan yazım geldi aklıma.
"Eğer bir ulus iktidarda bulunan kişilerin onursuzluğunu, alçaklığını, hırsızlığını, yalnızca kendi siyasal görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, o ulus erdemini yitirmiştir."
Düşünmek, düşünmeyi sağlayacak birikimi edinmek, bu birikimin verdiği dünyaya bakışla gördüğünü, öğrendiğini, duyumsadığını sergilemek yaşamın insana yüklediği bir görevdir.
Ömrün anlam kazanmaya başlaması, yaşamın öznesi olma yolunda atılan adımlara bağlıdır.
“Ne yapılabilir?” diye düşünürken duyguyu bilginin süzgecinden geçirerek bilince dönüştüren...
“Başımıza neler örülmek istenildiği ve nasıl karşı koyduğumuz ve daha doğrusu milletin arzu ve emellerine uyarak ve onun yardımıyla nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ibret ve uyanıklığı gerektirmelidir...
Doğumlardan ölümlere kendi yolunda yürüyor yaşam.
Sokak röportajında “Hükümete oy verip muhalefetten hesap soran bir toplum” olduğumuzu söylüyor biri.
Bir üniversite amfisinde kürsüdeki hocanın sırada oturan bir öğrenciye, “Sen, ikinci sıradaki mavi ceketli, adın nedir” sorusuyla başlıyor video.
Doğa ve yaşamla bütünleşen edebiyat, zamanla yarışır ve zamanı dünden yarına taşır.
Dünyaya egemen olmaya çalışan günümüz imparatorluğunun tek kutuplu bir gelecek hülyasının yarattığı vahşi bir gerçeklik var insanlığın aynasında...
“Evangelist Hıristiyanlık”la “Siyonizm”in “Arap Müslümanları”yla birlikte “Şii İslamlığı”nı hedefine aldığını söylersek İsrail’in İran’a saldırısını açıklamak çok kolay olur ama gerçek bu değil.
Yurt ana kucağıdır, baba ocağıdır; insanın doğduğu, büyüdüğü, yaşadığı, sevdiği insanların olduğu, dilini konuştuğu yerdir.
1969’da öğretmen okulundaki duvar gazetemiz Gerçek’te, “Vietnam direniyor, çünkü Mustafa Kemal’in direnerek kazandığını biliyor” yazmışım.
Türkülerimiz bağrında toplumsal eleştiriyi taşır, dönemlerini, zamanı aşarak, yaşamı zenginleştirerek geleceğe akar.
…Eğitirler seni olanaksızlıklar ortasında… Her yer eğitim alanı, her an eğitim anıdır. Dünyayı sevmeyi öğrenirsin...