Koronazizm

17 Nisan 2020 Cuma

Sağlıkla başladı.. Hızla yayıldıkça önlemler de sertleşti. Ekonomileri vurdu... Süregelen döngü tökezlemeye, sistem yalpalamaya başlayınca yeni uyarılar, önlemler, yasaklar devreye alındı. Bakıyoruz korona, meydanı boş bulup güçlerini pekiştirmek isteyen iktidarların elinde giderek önemli bir silaha dönüşüyor. Koronazizm, virüsün kendisinden daha tehlikeli ve bulaşıcı hale gelebilir..

Kendi evimizden başlayalım...

Medya virüsü” diye saldırdı AKP’li Cumhurbaşkanı kendisine muhalefet eden, eleştiren gazetecilere... Yetmedi siyasi virüsleri de ekledi listesine, ana muhalefet partisini hedef alarak..

Hapishanelere bulaşan koronavirüs büyük bir tehdide dönüşmeye başlayınca, çıkarılan infaz kanunu ile istediklerini dışarı çıkarıp, “karşı sesleri” içeride tutmanın da fırsatı doğmuş oldu. Alaaddin Çakıcı serbest, Barış Terkoğlu, Osman Kavala hapis; yolsuzluk, rüşvet yapanlar serbest, hamile, küçük çocuklu anne mahkûmlar tutuklu...

Tek adam belirleyici. Sokağa çıkma yasağı ne zaman olacak, ne zaman kaldırılacak; önüne konuyor öneriler, onaylarsa ilan ediyor, onaylamazsa çöpe...

Hindistan’da Mondi hükümetinin 4 saat önce haber vererek başlattığı sokağa çıkma yasağı bir insanlık trajedisine dönüşürken ülkede iktidar eliyle Müslümanlar üzerindeki ayırımcılık körüklenmeye başladı.

2009’dan beridir iktidarda olan ve her geçen gün daha fazla otokratikleşen İsrail Başbakanı Netanyahu da, iktidarını daha da güçlendirmek için koronavirüsü araç olarak kullananlardan. Ülkenin tek meclisli parlamentosu neredeyse sadece başbakanın emirleri ile ülkeyi idare etmeye başladı.

Macaristan’ın otoriter başbakanı Viktor Orban, koronavirüs salgınını fırsat bilerek “Süresiz bir şekilde kararnameyle yönetme yetkisi”ni aldı.

Mart ayı sonlarında ABD Adalet Bakanlığı, Kongre’den acil durum hallerinde yargılanma olmadan tutukluluk süresinin uzatılması için onay istedi.

Keza giderek artan sayıda ülke, cep telefonlarından salgın takip sistemi oluşturarak vatandaşlarının hareketlerini izlemeye alıyor.

İktidarların toplumsal çıkarlar ve halk sağlığından yola çıkarak oluşturdukları “kontrol politikaları” salgın dolayısıyla halkın örtük rızasını da beraberinde getiriyor.

Ancak buradaki en büyük risk “gittikçe otoriterleşen bu sistemi” yakın gelecekte “olağanlaştırıp kabul etmek” olarak karşımıza dikiliyor.

Ne yapılmalı?

Önce şunu unutmamalı: Büyük savaşlar, salgınlar insanların yaşadıkları dünyanın anlamına ya da sağlamlığına olan inançlarını da azaltır.

Her şeyin anlamsız olduğu bir dünyada güç her şeydir. Ve iktidarlar, içinde bulunduğumuz bu salgını kendi güçlerini pekiştirmek için kullanırlar. Bu, tarih boyunca böyle oldu. Peki, yine böyle mi olacak? Bu sorunun yanıtı yine bizde yatıyor...

Bunun farkında olmak, şu anda içinde bulunduğumuz durumda en önemlisi.

Öte yandan bu tür krizler, küresel salgınlar değişim içinde bir fırsattır. ABD’li yazar Henry Miller’in dediği gibi “Bu dünyada herhangi bir konuda bir ilerleme kaydedildiyse, o ilerleme, var olan koşullara uyanlar sayesinde olmamış, cesur davrananlar sayesinde olmuştur”.

Albert Camus’nün Veba kitabı, veba salgını üzerinden Fransa’nın Naziler tarafından işgalini konu alan metaforik bir kitap. Salgın yüzünden bir kentin kapılarının tamamen kapanması ile sonu belirsiz bir bekleyiş çerçevesinde sorguluyor ölümü, yaşamı, iyiliği, kötülüğü, kaderciliği, mücadeleyi... Camus, kitabında “Artık bireysel kader yok, kolektif bir tarih var ve onun adı Veba” diyor. Ve soruyor “Umudu kaybetmek mi daha kötü? Yoksa umutsuzluğu kabullenip ona alışmak mı?” Tabii ikincisi diyor.

Yapılması gereken ne peki? Yanıt yine Veba’da : “Herkes savaşıyor - herkes kendi usulünce. En büyük korkaklık diz çökmektir.


Yazarın Son Yazıları

Uslu dur, itaat et... 24 Temmuz 2020