Öztin Akgüç

Değişim yüreklilik gerektirir

06 Ocak 2021 Çarşamba

Ülkemizin gelişmesini engelleyen, karamsarlığı yaygınlaştıran nedenlerin başında; din sömürüsü, siyasal düzen, emperyal güçler ve yerli uzantıları gelir. İyimser yeni bir yıl için engelleri giderici değişim sürecinin başlatılması gerekir. Dinciler, yerleşik yıllanmış siyasiler, yayılmacı güçler ve yerli uzantıları, değişim sürecinin başlamasını engellemeye çalışacaklarından; sürecin başlatılması yüreklilik, yurtseverlik, özveri gerektirir.

Din sömürüsü; yeniliği, gelişmeyi, değişimi engellediği gibi kişisel çıkar sağlamakta, siyasal otoritenin baskınlığının güçlenmesine de yol açmaktadır. Emperyal güçler kendi emellerini gerçekleştirmek, hegemonyalarını güçlendirmek için ülkedeki uzantıları ile birlikte dini de araç olarak kullanmaktadırlar. Bağımsızlık Savaşımızı baltalamak için din motifli iç isyanlar çıkarmış, Kuvayı İnzibati’yi örgütleyerek silahlandırmış, Dürrizade Abdullah gibi şeyhülislam bularak Mustafa Kemal’in idamına cevaz veren fetva yayımlatmışlardır.

İtalyan filozof Giordino Bruno, günümüzden 400 yıl kadar önce, “Tanrı iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; kötü insanlar kendi iradelerini egemen kılmak için Allah adına hareket ettiklerini söylerler” diyerek dincileri tanımlamıştır. Bruno, bu yürekli çıkışının bedelini, sapkınlık ve dalaletle suçlanarak yakılarak ödemiştir. Dinciler, halkın bilgi azlığından yararlanarak, ürküterek kendilerinde bazı yetiler olduğuna inandırarak hatta Allah adına hareket ettikleri izlenimini yaratarak, kişisel sömürü sağladıkları gibi emperyal güçlere hizmet ederler, çıkar birliği yapacak siyasal akımlara da destek olurlar. Kendilerine doğru tanı koyan Atatürk’e düşmandırlar; cumhuriyet karşıtıdırlar; Türklüğü benimsememişlerdir. Davranışları ile sözleri ile “bu özelliklerini” ortaya koyarlar. Neler yapabileceklerini öngörerek, din sömürücülerine karşı çıkmak gerekir. İnsanlığın iyiliği için çaba harcayan, Müslümanlığı içselleştirmiş, erdemli din adamlarına da saygı duymak gerekir.

Ülkemizde; emperyal güçler ve onların içimizdeki uzantılarının katkısıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen düzen kurulmuştur. Süreç; ABD’nin BOP süreci ile başlamış, 24 Ocak Ekonomik Kararları, 12 Eylül 1980 askeri darbesi, 1982 Anayasası, ANAP’ın kuruluşu, T. Özal’ın iktidara getirilişi, 29 Şubat post-modern darbesi, AKP’nin kuruluşu, IMF kılavuzluğunda ekonominin krize girişi, erken seçim ısrarıyla AKP’nin yüzde 34 oyla iktidar oluşu, Türk-İslam işbirliği alalamasıyla Cumhur İttifakı oluşması, şaibeli bir halkoylamasıyla anayasa değişikliğinin oldubittiye getirilmesi, günümüz siyasal sistemine gelişin kilometre taşları olmuştur. Rejimin, yüzde 50+1 oyla değiştirilmesine, halkoylaması sonucunun kuşkulu olmasına karşın gereken tepki gösterilmediği gibi 24 Haziran 2018 seçim sonucuna ilişkin “demokrasi kazandı” şeklinde yorumlar da yapılmıştır.

Günümüz siyasal sistemi, anayasal değil, patronaj düzenidir. Bu düzende; patron ve çevresi ile kişisel ilişki kuran, izleyen, destekleyen yandaş kitle vardır. Yandaş kitle, itaat eder, boyun eğer, siyasal olarak destekler; patron da onları korur, kollar ödüllendirir. Bu düzende kurumlar göstermelik aksesuvarlardır.

Cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığın tek kişide toplanması sistemine T. Özal da özenmiş; 1989 yerel seçimleri sonucu SHP’nin yüzde 32’yi aşan oyla birinci parti olarak 39 il dahil 642 belediye kazanması, Özal girişimine set çekmiştir. Ardından SHP, DSP ayrışması, 1992’de CHP’nin devreye girişi oylar bölünmüş olarak, siyasal basiretsizlikle 1994 yerel seçimlerine girilmesi sonucu, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere kazanılmış çoğu belediye başkanlığının yitirilmesi de bugünkü düzeni hazırlayan nedenlerden olmuştur.

Halkımız, 2017 halkoylamasında da aslında hayır oyu vererek; 31 Mart 2019 yerel yönetim seçiminde, ardından da 23 Haziran’da yenilenen İBB seçiminde oylarıyla düzene karşıtlığını ifade etmiş, ancak bu tepki yeterince algılanmamıştır.

Türkiye, emperyal güçlere mesafeli politika izlemeli; ABD’ye karşı Rusya, Rusya’ya karşı ABD kartını, AB’ye zaman zaman yaklaşma, uzaklaşma gibi sözde diplomasiden vazgeçmeli, ABD ile ikili anlaşmalar yeniden düzenlenmeli, AB’ye giriş oyalamasına son verilmeli, ülkemizin Şanghay İşbirliği Örgütü’nde de yerinin olmadığı dikkate alınmalıdır.

Bağımsız, tarafsız, saygın, kalkınmış Türkiye amacının gerçekleştirilmesine, yüreklilikle, özveriyle, onurlu davranarak odaklanılmalıdır.

Filozof Herakleitos, 2400 yıl önce “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” demiştir. Toplumsal kısırdöngülerle, siyasal yapışkanlıklarla, ürkeklikle değişime karşı direnilmemelidir. Değişim; iyiye gidişin, yüreklilik gerektiren, yaşam sürecidir.


Yazarın Son Yazıları

Gelişmeye engel yönetim 17 Şubat 2021
CHP’de hareketlenme 10 Şubat 2021
Makroekonomik riskler 27 Ocak 2021
Yeni yıl beklentileri 30 Aralık 2020
Sözle yönlendirme 23 Aralık 2020
Enflasyon hedefleme 25 Kasım 2020
Yaygın yanılgılar 18 Kasım 2020