Öztin Akgüç

Toplumumuzdaki ayrışma

26 Şubat 2020 Çarşamba

Toplumumuzdaki ayrışma; din, dil, ırk, etnik köken, ekonomik işlev, gelir dağılımındaki pay olarak değil; siyasal davranış olarak Türkiye Cumhuriyeti karşıtları, amorflar, T.C. vatandaşlığını içselleştirenler olarak bölümlendirilebilir.

Ayrışmak, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından Sivas Kongresi’nin toplanmasından itibaren başlamış günümüzde de sürmektedir. Bir kitle, ülke bağımsızlık savaşı yaparken dahi, dini sloganlarla, emperyal güçlerin teşvik ve desteği ile iç isyanlar çıkararak bağımsızlığımızı engellemeye çalışmış, savaş sonrasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını benimsememiştir. Ülkemizin Arap ülkelerine benzer bir İslam devletine dönüşmesinin özlemini duymuş, takkiye olarak Türklükten söz etmiş; sürekli olarak emperyal güçlerin istekleri doğrultusunda hareket etmiştir.

Çok partili siyasal döneme geçildikten sonra sağcı partilerin oy tabanını oluşturarak amorf, omurgasız olarak nitelendirilebilecek bir grup ile iktidar ortağı olmuş, anayasa değişikliğinden sonra bu grupla ortaklığı bozarak tek başına egemen olmaya yönelmiştir.

Ülkede şeklen çağdaş yaşam tarzını benimsemiş, çağdaşlaşmayı Batılılarla ortaklık kurmak şekline algılamış, ulusal değil küreselleşmeden yana olan, emperyal güçlerle birlikte hareket etmeyi ülke yararına gören, eğitim düzeyi ortalamanın üstünde, inanç ve belirli bir fikir taşımayan, ürkek, genelde kendi çıkarlarını kollayan kesim, amorf, omurgasız olarak nitelendirilebilir. Zaman zaman değişik kalıplara şekillere girerek, farklı izlenimler uyandırmakla beraber genelde siyasal İslamla ortak yaşamı sürdürmüştür. Ancak siyasal İslamın tek başına iktidar olma hevesi sonucu ortaklıktan dışlanmıştır. Günümüzde hukuk devleti olmamanın, keyfi yönetimin sakıncalarını, risklerini gören bu grup, yön değiştirmeye, yeni bir şekle girmeye başlamıştır.

MHP’nin bu ayrışmadaki yeri, rolü ayrıca irdelenmelidir. Gerçek milliyetçiler emperyalizme karşı olduklarından, emperyal güçler sahte kuklalar üreterek siyaset sahnesine sürerler.

ABD’nin Büyük Ortadoğu, daha sonra Kuzey Afrika ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletilen GOP olarak da ifade edilen planı; Afrika’nın Kuzey kıyılarından Hazar Denizi’ne uzanan bölgede gerektiğinde siyasal sınırları da değiştirerek ülkeler arasında ekonomik birlik kurmayı daha sonra öngörülen finansal ve ekonomik kurumları oluşturarak bölgede ABD hegemonyasını kurmayı amaçlamaktadır.

Birliğin oluşması için ülkelerin ekonomik ve siyasal düzenlerinin de yakınlaşması gerektiğinden; siyasal düzen olarak ılımlı İslam, ekonomik model olarak da dışa açık, dış piyasalara eklemlenmiş bir yapı benimsemiş, uygulama olarak Türkiye pilot ülke olarak seçilmiş. 1980 askeri darbesi ile siyasal İslamın yolu açılmış, kamuya kabul ettirmek için Türk İslam Sentesi formülü ile tatlandırılarak MHP’ye, siyasal İslamı tek başına iktidara getirme yolunu açma görevi verilmiştir. MHP 2002 yılında iktidar ortağı, ekonomik bunalım da dip noktada iken erken seçim ısrarı ile AKP’nin yüzde 34 oyla tek başına iktidara gelmesini sağlamıştır. MHP muhalif parti görüntüsü ile izleyen dönemlerde muhalif oylarını bölmüş, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de Ekmelettin İhsanoğlu muhalefetin ortak adayı gösterilmesini sağlayarak, Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesini teminat altına almıştır. Nitekim Sayın Erdoğan kayıtlı seçmen oyunun yaklaşık yüzde 37.5’nin oyu ile Cumhurbaşkanı olmuş MHP görevini yerine getirmiştir.

7 Haziran 2015 seçimini AKP yitirince, MHP koalisyona katılmayacağını derhal ilan ederek seçimin yenilenmesi AKP’nin iktidarını sürdürmesi yolunu açmıştır. Sonra da anayasanın fiili durumla bağdaşmadığını ileri sürerek, şaibeli bir referandum sonucu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi alalamasıyla siyasal İslamın egemenliğini sağlamıştır. 2019 seçimi öncesi de Cumhur İttifakı’nı oluşturarak dolaylı gizli desteği fiilen görülür hale getirrerek verilen görevi “başarılı” bir şekilde yerine getirmiş, Suriye sorununda da fiilen ABD projesinin destekçisi olmuştur.

Günümüzden yaklaşık 2 bin 100 yıl önce yaşamış Romalı feylesof hatip, siyaset adamı MARCUS TULLIS CICERO’dan yapılan alıntı, gözlemlerimizi özlü olarak anlatarak günümüze ışık tutacak niteliktedir...

Bir millet kendi içinde aptal hatta muhteris olalarla da baş edebilir; fakat içerideki satılmış ve hainlerle yaşayabilmesi imkânsızdır. Sınırları zorlayan düşman, silahlarını ve bayraklarını açıkta taşıdığı için daha az tehlikelidir. Hain ise hain gibi gözükmez, kurbanları ile aynı söyleşi ile konuşur, onlardar yana görülür, onların çehresine bürünerek onların kanıtlarını, uslamalarını kullanarak milletin politik yapısın nüfuz eder. Tüm kapılardan serbestçe geçerek sesini en üst düzey hükümet koridorlarında duyurur milletin ruhunu çörürtür, politik yapıya her türlü hastalığı bulaştırır.

Ülkemizin; genel laflara, sözel milliyetçilere değil, T.C. vatandaşlığını içselleştirmiş, tam savunan bilgili, onurlu, özverili gerçek yurtseverlelere ihtiyacı vardır.


Yazarın Son Yazıları

Ne hakla 1 Temmuz 2020
İnsana saygı 10 Haziran 2020
Çaresizlik 27 Mayıs 2020
Virüsün finansmanı 20 Mayıs 2020
CHP’nin etkinliği 13 Mayıs 2020
Virüs senaryoları 6 Mayıs 2020
İnsan manzaraları 22 Nisan 2020