Şahin Aybek

Türkiye’nin eğitimi geriye gitmelidir

13 Ocak 2020 Pazartesi

Eğitimimiz Geriye Giderek Yeniden Doğabilir

Daha iyi Bir Eğitim İçin Ta Finlandiya’ya, Amerika’ya Kadar Gitmeye Gerek Yok

Evet, evet, yanlış duymadınız! Türkiye’nin eğitimi geriye gitmelidir. Gitmelidir ki, orada işine yarayan

ne varsa hepsini alıp, eğitim tarihinin ışığında daha güçlü olabilsin. Gelin, eğitimimizin niye geriye

gitmesi gerektiğini Rönesans ve Türkiye eğitim tarihi açısından ele almaya çalışalım.


RÖNESANS ASLINDA BİR GERİYE DÖNÜŞTÜR


Rönesans, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “XV. yüzyıldan başlayarak İtalya’da ve daha sonra diğer

Avrupa ülkelerinde, hümanizmin etkisiyle ortaya çıkan, klasik İlkçağ kültür ve sanatına dayanarak

gelişen bilim ve sanat akımı” diye tanımlanır. Rönesans’a dair çok şey söylenebilir, ama bizim için

burada önemli olan Rönesans’ın bir yeniden doğuş ve geriye dönüş olduğudur. Aslında buradaki

sentez; geriye dönüş üzerinden bir yeniden doğuşun söz konusu olmasıdır. Evet, 15. ve 16. yüzyılda

Avrupa, Antik kültüre yani eski yunan kültürüne dönüş yapıyor, o dönemki eserlerin hepsini yeniden

ele alıyor ve inceliyor. Bu Rönesans’ın en önemli nedenlerinden biridir. Yani, deneyim ve entelektüel

olarak bir öze, geriye dönüş söz konusudur.


EĞİTİMİMİZ RÖNENSANS'INI GERİYE GİDEREK SAĞLAYABİLİR


Eski Yunan ve Latin felsefesinin, bilimlerinin, edebiyatının incelenip okullarda okutulmasıyla, müthiş

bir aydınlanma ve sıçrama yaşanmıştır. Ve sonuç Rönesans’tır, yani yeniden bir doğuştur. İşte, biz de

eğitimde geriye giderek, aynı incelemeleri yaparak yeniden bir doğuş yapabiliriz. Yani, Türkiye’nin

eğitiminin Rönesans’ını, yeniden doğuşunu sağlayabiliriz. Peki, eğitimimiz de geriye gidince, ne

bulacağız da Türkiye’nin eğitimi Rönesans’ını sağlayacak?


Bu konuyu, yani geride ne olduğunu birkaç örnek üzerinden incelemeye çalışalım. Asya Hunlarında

başlayan tarihsel eğitim sürecimiz Göktürk, Uygur, Selçuklu, Osmanlı ve nihayet Cumhuriyet’le

günümüze gelir. Ve bu zengin eğitim tarihinde Medreselerden Enderunlara, Darülfünunlara,

Rüştiyelere, Sultanilere, Öğretmen Okullarına, Köy Enstitülerine, Millet Mekteplerine ve Halkevlerine

kendimize has bir eğitim tarihimiz var. Bu tarihte, Avrupa’dan yüzyıllar önce “Bilgi güçtür” diyen

Yusuf Has Hacipler, Nizamiye Medreseleri, Sahn-ı Seman Medreseleri var. Hadi bırakın, geleneksel

diye almadınız; Tanzimat’tan 1950’lere 1980’lere uzanan müthiş bir eğitim deneyimimiz, öğretmen

yetiştirme deneyimimiz var.


DAHA İYİ BİR EĞİTİM İÇİN TA FİNLANDİYA'YA, AMERİKA'YA KADAR GİTMEYE GEREK YOK


Şu ana kadar söylediklerimizin tamamını iki somut örnek üzerinden; Köy Enstitüleri ve öğretmen

yetiştirme deneyimimiz üzerinden ele almaya çalışalım. Gece gündüz bir Finlandiya eğitim modelidir

tutturmuş gidiyoruz. Evet, başarılı bir eğitim sistemi. Başarılarının dayandığı ana ilke de; yaparak

yaşayarak öğrenme metodunu yoğun olarak kullanmalarıdır. Gelelim, diğer başarılı ülkeye, yani

Amerika’ya. İşte, ta Finlandiya’ya, Amerika’ya gidilerek, aranan eğitimdeki başarı aslında bizim

tarihimizde var. Bakarsınız, oralara, adına Köy Enstitüsü demezsiniz de çağa uydurarak kent

enstitüleri dersiniz.


KÖY ENSTİTÜLERİNDEN KÖY ENSTİTÜLERİNE ASLINDA BİZ EĞİTİMDE VARIZ


Amerikan eğitim sisteminin temelinin dayandığı laboratuvar okullarının, yani okulların birer

demokrasi yaşam alanı olduğu, okulu hayatın kendisi olarak kabul eden pragmatik John Dewey’in bile

hayalimdeki okullar dediği Köy Enstitüleri; yaparak, yaşayarak öğrenme modelinden öğrencilerin

egzistansiyalist anlamda çok yönlü yetişmelerine, üretici eğitimine kadar genelde eğitim tarihimizin,

özelde de Cumhuriyet tarihimizin gurur abidesi olduğu bir eğitim tarihimiz var. İşte, böyle bir eğitim

tarihimiz var, buralara geri gitmeliyiz.


134 YILLIK ÖĞRETMEN YETİŞTİRME BİRİKİMİ ÇÖPE ATILDI


Gelelim, öğretmen yetiştirme deneyimimiz hakkında niye geriye gitmeliyize. 12 Eylül 1980 askeri

darbesi sonrası, 1982 yılında, tüm sivil yükseköğretim kurumları gibi öğretmen yetiştiren

yükseköğretim kurumları da üniversitelere bağlandı. Bu devir işlemleri, öğretmen yetiştirme

tecrübesini yerle bir etmiştir. Bu devir işlemleri 134 yıllık öğretmen yetiştirme tecrübesini yerle bir

edip tüm deneyim ve kadroları çöpe atmıştır. YÖK öğretmen okullarından yetişmiş öğretmen kökenli

akademisyen ve öğretmenlerden yararlanmamıştır. YÖK birkaç gün içinde tecrübesiz elemanlara

doktora yaptırarak kendince kadrolar oluşturmuştur. Bu deprem en çok ülkemizin dünya çapındaki

sınıf ve branş öğretmeni yetiştirme birikimini yerle bir etmiştir.


Bu ülkenin eğitim tarihinde yapılmış çok güzel şeyler var ve eğitimdeki başarı için de adeta

eğitimimizin yeniden doğması, Rönesans’ını yakalayabilmesi için bu yapılmış olanlara, yani geriye

giderek, bir sıçrama, bir yeniden doğuş yapmalıyız. Bu iş için ta Finlandiyalara gitmeye gerek yok,

kendi köklerimizden alacağımız güçle daha demokratik, adil bir Türkiye’yi ve eğitim sistemini kendimiz

inşa edebiliriz. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…


Yazarın Son Yazıları